Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Foto Galeri<< Geri Dön
'yalnızlık, eğitilebilir olmalı'
...



ASKER ocağında, gecenin bir vakti silah-nöbetinde iken, elime alıp okuduğum bir eserde, “VAROLMAK” ile ilgili çok enteresan bir metne rastladım. Bu metnin etkisi ile o anımı resimle belirtik kıldım. Bu resim, gecenin sessizliğinde, gece nöbetindeyken çekilmiştir. Ardımda silahlar ve önümde felsefe kitabı; ertesi gün -40 derecede sabah koşusu ve yine toprağı göremeden, kar üstünde geçecek bir güne merhaba demeye yaklaşan saatler içindeydim. Ardahan’ın Damal ilçesindeyiz, burada sadece yüksek bir tepe var; orası benim görev yaptığım komando taburumun olduğu yerleşkedir. Bölüğümün adı akrep bölüğü, yılın 7 ayı burada 5 ayı ise dağlarda gezerek geçti. Okuma aşkıma aşk olsun; hiç bitmek bilmiyor, hamdolsun!



“YOKLUK, olumsuzladığı varlığa bağlıdır. ‘bağlı olmanın’ iki anlamı vardır. Öncelikle varolmanın, yokluk üzerindeki ontolojik önceliğine işaret eder. Yokluk teriminin kendisi bunu gösterir ve mantık açısından gereklidir. Olumsuzlanacak bir ön-olumlama yoksa olumsuzlamada olamaz. Elbette varolma yokluğun olmayışı üzerinden de tarif edilebilir ve böylesi bir tarif, bir şeyin olduğu ve olmayışının olmadığı şeklindeki şaşırtıcı mantık öncesi gerçeğe dikkat çekerek de doğrulanabilir. ‘varolmak, hiçliğin ezeli gecesinin inkarıdır”, denebilir. Ancak bunu derken böylesi ilkel bir hiçliğin, ne ‘yok’ ne de ‘var’ olacağının farkında olunmalıdır, zira bir şey, ancak başka bir şeyin varlığına karşın yok olabilir. İkinci olarak yokluk, varolmanın özel niteliklerine bağlıdır. Yokluk, tek başına bir özellik taşımaz ve herhangi bir farkı yoktur. Ancak varolma ile ilişkisi sayesinde özellik edinir.” (P.TİLLİCH, olmak cesareti, okyanus yayın)



Yaşamın insana yüklediği anlamlar var, bazen, bu anlamlar türdeş ilişkiler sağlıyor. Bunu anlamak için çaba sarf ediyoruz, örneğin duygularımızı frenleme çabası bir anlam sunuyor; isteklerimizin bize dayattıkları histeri yoğunluğu bunlardan. İstemek başlı başına bir varoluş sorunudur. Beklentiler diğer bir varoluşsal konumlanmadır. Anlamak için çaba sarf etmek her zaman bir gerekli koşul değil, sadece bir sistem içinde olduğumuzun bilincine varmak dahi anlamanın bir koşulu olabiliyor. Aslında daha zor olanı “anlaşılmak” istemidir. İnsan anlamak çabasından kaçabiliyor ama “anlaşılmak” isteminden kaçamaz insan, çünkü kendimizi ayırt etmeyi bu şekilde sağlayabiliyoruz. Beni yorgun düşüren, bezginleştiren bu “anlaşılmak” çabasıdır.



Bu çabanın bana ettiğini yaşadığım hayatın ağırlığı, ilimlerle olan ilişkilerim, metinlere olan yoğunluğum ve hatta kendim bile, bu denli kırıcı olamıyorum. Yalnızlık beni bu çaba içerisinde sürekli motive ediyor, ama insan bunu da istemiyor, fakat yalnızlık pençesi büyük bir yırtıcı hayvandır; onu eğitmek zorunda kalıyorum. Yalnızlıkla yaşama sorunu nefisle yaşama sorunu gibi; her ikisi de bilincin derinliğinde olup bitiyor.



İnsanın yaşamda kırması gereken bir takım katmanlar var; ilki, belli belirsiz usumuza yerleştirilen düşünme kırıntıları. Diğeri yaşamın doğrudan yüklediği sorgulama ve cevaplama biçimleri ve bir diğeri, eğitimin bilincimize yüklediği gereksiz edimselliklerimizdir. Bunların her biri diğeriyle türdeşlik içinde, çünkü her biri aynı anda bir eylem anımızda beliriyor. Aptallığın yaygın olduğu bir popülasyonda bunlarla baş edebilmek çok güç ve yalnız kalmak, çoğu zaman sadece bir aldatmacadır. Ama Nevar ki yalnızlığı canım her geçen gün daha da istiyor. Yalnızlık o halde eğitilebilir olmalıdır. Felsefeci, önce bu yalnızlığını eğiterek işe başlamalı; gerisi zaten bu eylemsellikten türeyerek ilerliyor.



Ben her yerde yalnızdım; ortaokul yıllarımda, lise yıllarımda, asker ocağında, ata ocağında ve yurdumun her köşesinde. Her zaman yalnızdım; çocukluğumda, gençliğimde ve şimdilerde orta yaşlılığımda, muhtemelen yaşlılığımda da yalnızım. Mücadelemde de yalnızım; lise yıllarımda ve tüm bugüne kadar geçen süre içerisinde; okumalarımda yapa yalnızım. Herkes sadece “olsun” istiyor; Müslüman sadece dua ediyor, öğretmen sadece ezberini öğretiyor, seçmen ise sadece seçmekle yetiniyor. Oysa kimse “yeni-bir-başlangıç” için emek sarf etmiyor. Ben, sanırım bir “hayat-arkadaşı” bulamadan da ölüp gideceğim; çünkü her geçen gün bu konuda daha da umudunu yitirmiş olarak güne başlıyorum. Belki de sorun bendedir, belki de benim sorunum “var-oluşumla” ilgilidir. Ama bir şey var, sorunlarımız müşterektir; birilerini sevindirmek kolay olsa da, dostlarım, üzülmelerine engel olamazsınız. İnsanlar her zaman bir sorun bulacaktır; bu onların yaşama dair belli başlı tek çıkış noktalarıdır…



Yalnızlık eğitilebilir; bu karşılıklıdır, ya siz onu eğitirsiniz ya da o sizi. Onun sizi eğitmesi kendisi gibi olmanızı sağlar; asi! Yalnızlık der RENAN “felsefeye başlayacak kişinin baştan öngörmesi gereken bir şeydir.” Bir diğeri fakirliktir. Bir diğeri aylaklıktır. Her üçü bir birine bağlıdır. Ama bunlar olmak zorunda değil tabi ki de. Çoklarına emek verdim, hepsi boşa çıktı; bu kültür meselesi, genç yaşta yazar olmak ya da DR unvanı alarak cahilleşmek her milletin başarabileceği cinsten bir şey değil. Demek ki ben boşuna yalnız kalmıyorum, bu bir tesadüf olamıyor.



Burada kast ettiğim “yalnızlık” fenomeni, elbette yaşamsal bağlamda değil, yine de birkaç insan tanıyorum, bazıları benden daha dürüst ve iyi insanlar; sıfatları ve kalpleri daha duru. Bazıları işlerinde daha iyi, topluma daha faydalı tipler. Birkaçı beni çok sever, bende onları. Hatta sevgilim bile oldu –bir kez oldu-, bu işler kolay işler değil; benden çok daha iyilerine layık biri; bunu ikimizde kısa zamanda anladık. Elbette ailem de var, öyle sokak ortasında değilim, onların birbirlerine olan bağlılıklarına hayran kalıyorum. Bir de benim gibi birine olan anlayışlarına. Ayrıca kırdığım insanlar bile oldu, yani bu derece toplum içinde biriyim ben…



Ama benim kast ettiğim yalnızlık bu başlıkları içermiyor; bu insanlar büyük çoğunlukla benim bir çabam olmadan beni sevdiler, benimleydiler. Benden kopanlar benim varoluş sorunumla ilgili problemlerden kaynaklanıyor; onları idare etmedim. Benim yalnızlığım tüm bu kişilerin ya da bunlar dışındakilerin, hiç temas etmediği bir dünya da yaşıyor olmaktan kaynaklanıyor. Bir avukat olsaydım, sadece bir meslek olarak yaşamı kotarsaydım; ben zaten onların dünyasında yaşıyor olacaktım. O halde aynı metinleri aynı yorumlarla anlamış olacaktık, ben de bu sayede yalnız kalmayacaktım…



Dilerim öte dünya da yalnız kalmam. Eğer orada da felsefe olursa, orda da bir köşede yine kitap okumaya devam ederim. Belki birkaç soru vardır, sonsuza kadar beni meşgul edecek…



10/08/2014