Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Foto Galeri<< Geri Dön
"HAZIRLIK"
...





Yeni çalışmalara hazırlık aşamasındayım. Mutfağa yerleştim. Sosyolojinin ikinci bölümü için kaynakçalarımı hazırladım. Editörlük ve ayrıca kitap çalışmam adına hazırlanması gereken kaynakçalar da yerli yerinde artık. Ayrıca ekonomi yönetimi adına hazırlamam gereken bir kongre (Aralık 2015, İstanbul) bildiri özet çalışması içinde az sonra yazmaya geçiyorum. Bir diğeri Eylül ayında uluslar arası bildiri var, sanıyorum o konuda yazı çalışmamın genel çerçevesi zaten kafamda hazır; verileri yerleştirmek kaldı. Başka neler var?



Kadınlar (içerik olarak politik ve kültürel başlıkları içeriyor), maliye, yönetim bilimi, sosyoloji, ekonomi ve nihayet finans başlıklarından oluşan geniş bir yazı alanı için tüm bu hazırlıklarım. Mutfakta çalışmak güzel, çünkü etrafta gürültücü komşularım var; saat gecenin 22: 00’nda böğürerek konuşan, tepişen, kapıları örtmesini beceremeyen tipler. Keşke bir karavanda yaşamaya geçebilsem. Gürültücü bir toplumuz, müzikten politikaya ve nihayet sokaklara kadar gürültüyle anlaşan, sözleşen, haz alan tuhaf bir yığınız.



Ama bunlar hiçte anlaşılmaz şeyler gelmiyor düşününce; çünkü cümlelerin bizim için tarifsiz bir sığlığı var ve onları kurmak için telaşa kapılmayız. Neyi söylememiz gerektiği bir yana, onları niçin söylemek gerektiği hakkında düşünmeye hiç gerek duymuyoruz. Anlamak gibi bir çaba yoktur fıtratımızda. Cümle bu: kurmak için para harcamıyorsun, kur gitsin. Avrupa toplumları için bir tek önerme çağ açıp kapatabiliyordu; rasyonel bir varlık olan insan için bir tek cümle, bir anlama aracıdır. Anlamlandırma aracıdır. Oysa bizim gibi doğulu toplumlarda düşünme kalbidir; bu yüzden cümlelerin ne önemi var ki?



Derler ya işte: söze değil öze bak! Akla değil niyete önem ver! Akıl dediğin nedir ki? Akıl bir “alet ilmidir”, yani onun anlamı sadece araçtır: tıpkı demokrasinin bir araç olması gibidir. Doğuluyuz biz; tepeden tırnağa ve kaba kuvvetten akli çağa geçemedik. Çağ atlamak yerine ip atlayarak geçip gidiyoruz işte…



Ohooo amma laf ettim: ayıp ettim. Ama Bob MARLEY dinliyorum, içim kıpır-zıpır. Biraz kendimle dans ettim. Çay demlendi, tozlandığım için duş aldım ve bu resmi çektim. Ardından bu yazıyı yazmaya geçtim; bir cigara yaktım ki derinlemesine yüreğimdeki buruk kalan zamanlarım beni hayâsızca rahatsız etmeye başladı. Kalbimi kıran insancıklar aklıma takıldı. Yıllarca emeklerimden, paramdan, sözlerimden, deneyimlerimden faydalananlar. Onlara ve diğerlerine inat yaşamaya ve yazmaya, okumaya ve anlatmaya daha güçlü devam ediyorum. Onlardan kurtuldukça çok daha verimli çalışmalar yaptığımı fark ettim.



Aslında şunu da fark ettim: kitaplar ya da filozoflarla anlaşmak, bilgelik yolunda, bu vefasızlarla vakit geçirmenin yanında çok basit kalıyormuş. Babam ve annem bu adi insanlarla vakit geçirdiğim, onlara emek verdiğim için her zaman kaygılıydılar: aslında mesele bir tecrübe sorunuymuş. Ama dua etsinler, bu emeklerin hakkı için adalet önünde diz çökmenin vakti geldiğinde, ben ölmemiş olayım…



Neyse,



Onlar için sadece kendim değil, birlikte ben ve şahitlerimle adalet önünde görüşeceğiz nasılsa… Soluk aldıkları vakitler için bol huzur ve mutluluk diliyorum her birine. Yüreğimin kırıldığı her bir anımın, her bir gözyaşımın ve her bir sevgi kırıntımın hesaplaşma anı gelecektir: Meraklanmayın canlarım…



Hepinizi öpüyorum: o biçim 



25 -05 -2015



22: 38