Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Foto Galeri<< Geri Dön
"MÖSYÖ"
...





Dostluklar satın alınamıyor: ama ancak kurabiliyor, yenileyerek de ayakta tutabiliyorsunuz. Nadiren dostlarım olmuştur. Mustafa (Mösyö diyorum, zira Fransızca dili ve edebiyatı mezunudur) benim 6 yaşımdan geldiğim 38. Yaşıma kadar hiç ama hiç sorun yaşamadığım, iki insandan biridir. Mösyö Işıklar caddesinin (Antalya) “kosmatica” mağazasının yöneticisidir. Diğeri üst düzey başarılı biri olarak 11 yaşımdan beridir yakın ilişkilerimiz olan Bedrettin’dir. Bürokrasinin üst basamaklarında hızla ilerliyor Bedrettin Bey! Yolun açık olsun arkadaşım.



Mösyö ile sabahları balkonlarımızdan bir birimizle konuşur (6 yaşındayız), kahvaltı yapar, gözlerimizde ki çapaklarımızı silip sokağa dalardık. Geçen haftalarda Antalya’ya Mösyö ile dertleşmeye gittim. Yoğunluğum arasında bir mola verdim kendime ve Işıklar caddesinde meşhur kahveci “yemen” de bir aradayız. Mösyö ile sohbet etmek güzel gelir her daim bana ve bazen yanına uğrak yaparım. En çok haz aldığım tarafı, bana karşı her zaman objektif olmasıdır: neyi söylemesi gerekiyorsa ve ne kadarını söyleyecekse, o kadarıyla yetinebilen birisidir. İşin tuhaf yanı ben ona felsefeden neredeyse hiç söz etmem ve tek derdimiz dostluklarımızla içsel yoğunluklarımızı paylaşmaktır. Beni onun kadar kavrayabilen birkaç kişi yoktur: belki de ikinci biri daha vardır… Bunu bilemem ama en derin ve inatçı sinirimi bilenler olduğu gibi Mösyö de en derin dostluğumu: adamlığımı çok iyi bilir… Onun gibi bir şahit olması, bu dünya da bana güzel güvence oluyor.



Mösyö Alanyalıdır ve tam bir Alanya aşığıdır. Bense Antalyalıyım ve köyümüze aşığım. Sahil köyü olan bu küçük yerleşim yeri Serik’ten 10 km Manavgat istikametinde perakende’dir. Babaannemin evi sahile 900 metre civarındaydı ve sahilimizde karatteler (deniz kaplumbağaları) yaşadığı için yüksek inşat yapma yasağı vardır. Bu yüzden geceleri deniz şavıltısıyla uyur sabahları erkenden denize gider gelirdik. Sonra gelsin demlikli çaylar ve kömbeler. O çay içtiğimiz çay demliklerini ve kırmızı bardakları (muhtemelen 30 yıllık vardır) hala saklıyorum: birde babaannemin çok eskilerden kalma (şimdi 92 yaşında ve sağlıklı), o güzelim saçlarını taradığı papatya şeklindeki el aynasını saklıyorum. Ayrıca kocaman dişleri olan kemikten tarağını da yaşadığı için elinden almıyorum… Bilinmez ama, önce ölürse onunla da uzayan saçlarımı tarayacağım… :))



Her neyse, Mösyö ile ortak yanımız ileri düzeyde idealize tipler olmamızdır. Şakamız ve cıvıklığımız yoktur. Kavgacı tipler değiliz ama omurgalıyızdır: doğru bildiğimizden geri adım atmadık. Dostluğumuza halel gelmedi, niceleri geldi geçti de biz hala bir birimize karşı terazi olmaya devam ediyoruz.



Ben bu dostluğumuzun bir başka örneğini civarımda hiç görmedim. İllaki vardır ama ben rastlamamışımdır…



Dostun yoksa yaşamın boşa geçmiş demektir. Sevgilin yoksa ömür dediğin nedir ki? Ben bu iki güzel duyguyu derinlemesine yaşadım. Ne diyebilirim: güzellikle ve mutluluklar diliyorum tüm yaşayan ve yaşatanlara…



VE şunu fark ettim; dostluk ve aşk ancak bir kez ve ancak birer kez yaşanabiliyormuş. Aranarak değil rast gele oluyormuş. Yazgıymış ve “dualarda” olurmuş.



Yaşadıklarımı yazıyorum…



26 / 05. 2015.