Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Foto Galeri<< Geri Dön
"yarın için bugünü kollamak gerekirdi"
...





Yolculuğa hazırım… Uzun çalışmaların ardından memleketim Antalya’ya oy-kullanmak için yola çıkmaya hazırım. Aracıma malzemeler yerleşti; kışlıklar eve gidecek. Artık bir süre kar giysilerinden uzağım; onların yerini yazlık giyim almış olacak…



Saçlarımı taradım, çayımı demleyip sigaramı yaktım. Bu anımı bir fotoğrafla dondurdum. Ama bu yazdıklarımın ne önemi var ki?



Yarın 7 haziran, ülkenin ideolojik ve sosyal yapısına dair bir dayatma söz konusu: bazılarının uzun yıllar boyunca kurduğu hayallerle, realite arasında bir hesaplaşma yaşanacak. Bu hesaplaşma için ben “ılımlı” yerdeyim: diğer anlamda bu ülkeye giydirilen çuvalların içinde (dincilik, Türkçülük, laikçilik vs.) yer almıyorum. Bu çuvallar hiçbir zaman ülkenin genel yapısına uygun düşmemiştir. Bu ülke “çağdaşlık” mesafesinde ciddi yollar aldı: 1923’den (hatta 1922’den) bu güne kadar ekonomi de ortalama %4 mesabesinde büyümeyi başardı. Güvenlik olarak neredeyse yok mesabesinden güçlü bir donanmaya sahip oldu. Maddi olarak güçlendi ve demografi de ciddi bir rakamsal etkiye sahip oldu. Modern anlamda okullar kurdu; öğrencilerine uluslar arası eğitim imkanları sağladı. köy enstitüleri aracılığıyla teknik okullara hazırlık yaptı: insan pratiğine iyi hizmetler verdi. Ama illaki suyun bulandırılması gerektiyse bunu da yaşadı. 1950’li yıllardan 2015’e kadar gereksiz bir dizi ideolojik çatışmalara sürüklendi. Kaybeden her zaman ülke insanı oldu. İnanç ile bilim arasında bir ayrımı kavrayamayan üniversitelerden tutunda, modern teknolojiye ayak uyduramayan bürokrasisine kadar yığınla sorunlar yaşadı. Darbeler yaşadı ve bu darbeler her zaman sermayeye hizmet etti. 1971 Muhtırasının ardında Türkiye’de sermaye çevrelerinin etkisi nasıl var idiyse; 1980 darbesi ise doğrudan sermayenin ülke ekonomisine girmesinin yollarını açtı (24 Ocak kararları bu sayede uygulama alanı bulabilmiştir). 1960 Darbesinin temel nedeni nasıl ki karşı-devrim içermişse, AKP iktidarı da bu devrime bir yanıt olarak karşımızda durmaktadır.



Peki, bu ülkeden ne çıkar? Hiçbir şey!



Nasıl yani?



Şöyle ki;



Ülke ekonomisi ciddi bir borç yükü altında, o kadar borçlu ki bununla baş etmesi için Arap sermayesine muhtaç kalıyor, her yıl ülke dışına faizle yüklü meblağda ödediği parayla tasarruf yapamıyor. Bu durum ise reel ekonomiye doğrudan üretime dayalı yatırımların büyük bir engeli oluyor. Tüketime dayalı bir eko-sistem her yanımızı sarmış durumda.



Teknoloji çok beter bir durumda: üniversitelerinin teknolojiye dair yaklaşımları çok kısıtlı ve ayrıca, Türk şirketleri bu konuda yeterince basiretsizlik içinde. Bu yüzden ARGE çalışmalarından adam gibi bir neticeye ulaşamıyor. Ulaşamaz da.



Üniversiteleri vasatlaşmış, beceriksiz ve araştırmacılıktan yoksun kediciklerle dolup taşmış: birer çiftliğe dönüşmüş ne yazık ki! Nepotizm bir ülkede her şeyi sömürüp tüketir: bu ülkenin okullarından rasyonalite kaybolmuş. Öğrencilerin %4’ü bitirdikleri okullarının anca hakkını verebiliyor, ama bu hakkını verenlere hakkı verilmiyor. Buna örnek mi istiyorsunuz? Rektörlük seçimlerinde ki çirkefliği izlemeniz yeterlidir. Bu sektörde bilim araştırmacılığı falan kalmamış birader!



Ülke insanına gelince; ne desem uyar! Yukarıda saydıklarımın dörtte birinden habersiz, nereye oy verdiğini ve neden verdiğini bilemeyecek kadar da kör! KÖR çünkü eğitim sistemi buna büyük bir hizmet veriyor. “SORMAK” ve soruşturmak öğrencinin haddine değildir! ASLA, sen öğrenciliğini bileceksin! Ama ben şükür ki bu kalıba tevessül etmedim; iyi ki de etmemişim! Yalnızım ve mağrurum; kibirliyim… Dilsiz şeytan olmaktansa kibirli ve mağrur olmayı haktan sayarım!



Yazdıklarımı okuyan muhalefet yanlısıysa eğer, beni AKP karşıtı sayar: ama ben muhalefete daha çok karşıyım. Ülkenin durumu muhalefetin beceri yoksunluğuyla aşikardır. Eğer AKP tarafında okuyan biriyse; hiçbir zaman desteklemedim, 10 seçim daha olsa gene de destek vermezdim. Vermezdim çünkü “ben yaptım oldu” ile ancak diktatörlük ortaya çıkar ve asla bunun tarafı olamazdım. “ben yaptım oldu” zikri ile yola çıkanlar, elbette Dinsel otoritenin kıskacında çok daha dinsizliğin meşrebinde kalmaya da mahkumdurlar. Bu evrende her insanın kendi kültürünü ve kendi inancını yaşamaya ve yaşatmaya hakkı vardır! Buna karşı çıkan, ister Müslüman ister Hıristiyan olsun; her zaman beni karşısında bulur… İyi ya işte, bu yüzden yalnız başımlayım: “tarafsızım.” Akıldan ve realiteden yanayım. Olguların ve olayların eşliğinde düşünür, değerlendirir, eyleme geçerim. Bu ülkede başlangıçta, AKP yanlısı olupta onun aleyhine yazı yazan yığınla kör-kalemler var: bu sayı daha da artacak meraklanmayın!



Bu sebeplerden ötürü, bugün (6 Haziran) başımı iki elimin arasına alıp kendime şunu sordum; Toplum olarak bir felsefesi olmayan; olamamış ve bu yolda sürekli engellerle karşılaşan bu ülke insanları için ne yapabilirim ben? Elimden gelen bir şeyse eğer yazıyorum; projeler peşinde koşuyorum ve bir tek doyuracak boğazım dışında neyim var ki?



Hiçbir şeyim!



Etrafta birazcık meraklı gençler aramakla geçti hayli zamanlar: ama kurt yavrusu gibi biraz palazlanınca kendi yuvasına geri döndü! Başka da bir şey olmuyor. Bazıları olumlu geri dönüşler göstermiş olsa da onların zihinleri çok fena darbeler almış durumda!



Her neyse: İşte böyle, umarım güzel şeylere başlangıçlar olur yarınlar…





06/06/2015 (13: 06)