Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Foto Galeri<< Geri Dön
krizler üstüne konferans/İstanbul, 2015-Aralık
...





FİNANSAL KRİZLERDE ŞEFFAFLIK VE YÖNETİM SORUNU

Doç. Dr. Serpil AĞCAKAYA

Süleyman Demirel Üniversitesi, İİBF,Maliye Böl.

serpilagcakaya@sdu.edu.tr



Yrd. Doç. Dr. Bilge AFŞAR

KTO Karatay Üniversitesi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bil. Fak.

Uluslararası Ticaret Böl.

bilge.afsar@karatay.edu.tr



Süleyman ÖĞREKÇİ

KTO Karatay Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

İşletme Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

suleymanogrekci@hotmail.com

Kriz denildiğinde akla gelen kavramlardan biri spekülasyondur. Bunun anlamı karşılıksız para kazanma çabalarından doğan balon üretme işlevidir Geçmişte, varlık olmadan karşılıksız para kazanmayı Yunan filozofu. Aristoteles de hoş karşılamamaktadır. Paradan para kazanma olarak bu işlev yani tefecilik Roma ekonomisinde de bilinmekte ve zamanla ilk yasağını Roma sonrasında Kilise yönetiminden almıştır. Modern krizlere kâğıt para aracılığıyla çok daha sık rastlanılmaktadır. Kâğıt paranın önemi devletin müdahale dönemlerinde önem taşımıştır; finansman açığı söz konusu olduğunda hükümetler para basarak darlık dönemlerinde piyasayı harekete geçirmişlerdir. Kâğıt para bu özgünlüğü ile, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren artan borç yükleri ve sebep olduğu krizler nedeniyle kalıcı tahribatların tetikleyicisi olmuştur. Her kriz kurtarma amaçlı kredi ve borç yapılanması, diğer krizler için yeni bir adım olmuştur. Tarihsel olarak 17. yüzyılda ilk örneğinin yaşandığı parasal krizlerle küresel düzeyde 1825 şoku yaşanmış ve 1857 şoku yine spekülasyon ve finansal araçlar aracılığıyla gelişmiştir. 1907 krizi gayrimenkul çıkışlı olsa da spekülasyonla hızlı artışlara neden olmuş ve FED bu süreçten sonra ortaya çıkmıştır. Ne var ki 1929 Büyük Buhran’ında FED’in eli-kolu bağlı kaldığını ve yaşanan kriz, yeni bir ekonomik modelin de yolunu açtığını göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında doların küresel düzeyde rezerv para olması (Bretton Woods süreci) küresel borcun ve kriz artışının da önemli nedeni olmuştur. 1970’lere gelindiğinde finansal sistem ekonomide çok daha geniş yer edinmeye başlamıştır. 1980’li yıllardan sonra ise bu yer edinme hızla büyüyerek borç ve kredi tabanlı yeni bir ekonomik zemin oluşturmuştur. Bu krizler Latin Amerika ülkelerini derinden sarsarak, gelişmekte olan ülkelerde aşırı değerlenmiş hisse senetlerine, gayrimenkul balonlarına ya da cari açıkların artmasına neden olmuştur. Tüm bunların ardında kısa vadeli borçlanmanın etkisi görülmüştür. 1980’li yıllardan 2000’li yılların başlarına kadar küresel krizlerin ardında finansal araçların ekonomide edindiği konum birincil önem taşımıştır. 1980’li yıllarla gelişen kapitalist ekonominin zemini finansallaşmadır ve krizlerin zemin bulduğu problemler finansal sistemlerin yönetilmesinde yatmaktadır.

Böylelikle, finansal araçların yönetimi krizlerin merkezi konusu olduğunu ortaya koymaktadır. Kendine özgü araçlar üreten finans sektörü ekonominin itici gücü haline gelmiştir. Kredilerin birkaç defa yeniden pazarlanmasına olanak veren ve kredi pazarlarını genişleten yeni finansal araçlar (TBS –Teminatlı Borç Senedi) üretilmiştir. Böylece kredi pazarları ortaya çıkarak borç yükü hane halklarından kamu ve özel alanları kapsayacak şekilde geçmişte görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. 1980’li yıllardan 1990’lı yılların başına kadar borçlanma artmış ve ılımlı bir ekonomi piyasaya hâkim olmuştur. Ancak bu durum gelişmekte olan ülkeler için ağır faturalar anlamına gelmekteydi. Nihayet söz konusu ülkeler cari patlamalarla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu duruma 1994 Meksika ve 1998 Rusya krizi açıklayıcı birer örnektir. Krizlerin temel başlıkları arasında bankacılık sektörünün kötü yönetimleri krizlerin tahribata sebebiyet vermesinde önemli bir neden olarak görülmektedir. Burada denetimsizlik temel sorunlar arasındadır. Bir diğeri finans çevrelerinin yarattığı güven sorunu banka krizlerinin derinleşme nedenidir. Mesela; Pakistan, Türkiye, Brezilya, Uruguay gibi ülkeler aynı nedenlerle krizler yaşamaya devam etmiş, ancak küresel finans piyasası bu ülkelerin krizlerinden çok tesir görmemiştir. Sözü edilen ülkelerde ciddi sosyal, siyasal ve ekonomik tahribatlar yaşanmıştır. Bunlara rağmen ABD açısından “ılımlı” kapitalist ekonomi rayında yürümeye devam etmiş ve yatırımcılar açısından sorun görünmemektedir. Aslında sorun alttan ilerliyordu; ekonomi göstergeleri yanıltıyor ve kredi yine bollaşmış, denetimden yoksun bir harcama yüzünden piyasalar da öngörüsüzlüğe neden olmuştur. Örneğin, 2006 yılında ABD finansal sihirbazlıkları yine öne çıkararak, finans piyasasında bayram havası yaşatmıştır. Tüm bunların temelinde finans piyasalarının büyümesi adına yapılan kamusal ve özel çabaları görülmektedir. Ticari bankacılıkla yatırım bankacılığının 1990’lı yıllarda piyasa da birlikteliği ya da kamunun “özelleştirme” ile birlikte ekonomiyi piyasalaştırması konuya ilişkin örneklerdir.

2008 kriz sonrası döneme ilişkin ciddi çabalar görülmüşse de finansal sistemin kırılganlığı sürmektedir. Aracı kurumlar ile hisse sahipleri arasında bilgi kirliliğinin yaşanması ve hissedarların sürece müdahil olamaması kriz-adımlarıdır. Denetimsizlik finans sektörünün başıbozuk hareket etmesinde büyük rol oynamıştır. Sorunların tespit edilmesi adına örneğin risk havuzlarının oluşturulması gerekir ki, risk derecesine göre mevduatlar toplanmalıdır. Kredi verme aşamalarında yaşanan “paylaşım”(bilirkişiden sigortacıya) risklerin silikleşmesine de neden olmaktadır. Uzman desteği ile kredilendirme sürecinin desteklenmesi ve yatırımların uzmanlarca denetlenmesi güven tesis edici olacaktır. Finans yönetimi: uzmanlaşma, aracı kurumların denetlenmesi ve hisse sahiplerinin şeffaflık içinde bilgilendirilmesi ile sağlıklı işleyişe sahip olur. Kamusal finans açıklarının temel nedenlerinden bir tanesi de denetimsizlik ve bilgi kirliğidir. Öte yandan hesap verilebilirlik şeffaflığın da teminatıdır. 2000’li yıllarla genişleyen finans akımı ile tüketim çılgınlığının yoğunlaştığı gözlenmiş ve hane halklarının bu rağbet karşısında savunmasız kaldığı, merkezi yönetimlerce sürece ilişkin gereken tedbirlerin alınmadığı ve ciddi bir (iç-dış) borçlanma içinde olunduğu görülmektedir. Bu durum özellikle gelişmekte olan ülkelerde üretim hacminin gerilemesine ve sıcak paraya dayalı bir ekonominin hâkim olmasına neden olmuş, finansal piyasanın kırılganlaşmasın arttırmıştır. Tüm bu süreçler içinde olumsuz neticelerin ardında yönetim ve şeffaflık sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. Kamu’nun yap-işlet-devret modelleriyle piyasanın genişlemesine hizmet etmesi, diğer yandan denetimde zafiyetlere de neden olmaktadır. İngiltere’de ÖFG (Özel Finansman Girişimi)yönetimi konuya açıklayıcı bir örnektir.

Anahtar Kelimeler: Finansal Krizler, Finansal Araçlar, Şeffaflık, Yönetim, Denetim

(…)



Yukarıda yer alan özet çalışma, Aralık 2015 İstanbul Ekonomi Formu için hazırlanmıştır. Türkiye krizlerden nasıl etkileniyor, nasıl korunuyor ve krizlerden çıkış yöntemleri nelerdir? Elbette daha fazlasını kongre de anlatacağız…





Hocalarıma teşekkür ediyorum:





VE siz sevgili okurlar için bu özet çalışmamın faydalı olmasını umuyorum…





04/07/2015