Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Foto Galeri<< Geri Dön
İNSAN KENDİNLE YALNIZ DEĞİLDİR: TEKAMÜLDEDİR!
..



..



Havalar yoğun derecede ısınmış durumda. Isparta yayla havasına rağmen yeterince boğucu geliyor artık; birde üstüne, kış boyunca aldığım kiloları verme çabası (spor etkinliği) eklendiğinde gün boyu etkin bir planlama içinde kalıyorum. Isparta’nın hamur işlerine bayılırım, bu düşkünlüğüm ve kış havasının verdiği iştahla birleşince şişirilmiş tavuklara döndüm.



Son bir aydır (Haziran (2015)’den bu geceye) İki şeyi bir arada yapıyorum; yazı çalışmalarıyla yoruluyor, sporla dinleniyorum. Sigara ve çay ikilisi vücudumu deforme ediyor… Metinlere eğilince insan sürekli dalgın bir kafayla yaşar ve bu durum bedenimizin çöküşünü gözden kaçırır. Vücudumu seviyorum ve onun her değişim aşamasını izlemekten haz alıyorum. Spor yapmak ve kitap okumak hayatım boyunca sürdürmek istediğim müthiş ikili; sigara ve çay ise, terk etmeyi çok arzuladıklarım arasında yer alıyor.



(…)



Yalnızlık iyi bir eğitmendir; çünkü çoğu zaman öğrenmeyi istemediklerinle yüzleşme olanağı sağlar. Yalnız bir insanın kafasından her şey geçer; zaman ve mekân ilişkisi karmaşıklaşır ve bu ikisinin baskıcı tutumu, rahatsızlık verici olur. Yalnızlık, bizim gibi “aile kültürünün” etkin olduğu toplumlarda bireyler için iki kat daha eğiticidir: Birincisi, az konuşmayı öğretir ki bu, hatırı sayılır bir öğrenmedir. İkincisi, bireyselliğe sürükler ki bu, ilkinden daha kıymetli bir öğrenmedir. Bir diğeri insanlara ve düşüncelere saygılı olmayı öğretir.



“Yalnızlığa çekilmek” önemli bir deyimdir; çünkü bunu yaşıyorum.

Bana Hocam soruyor;



“Nasıl mutlu oluyorsun Süleyman?”!



Hocama, ‘yazdıklarımla huzur buluyorum, yapacak bir şeyde bulamıyorum,’ diyorum. Hocam, inanılmaz insan ilişkileri olan, çok güçlü ve doğası gereği aktif, anlayış sınırında kendisine kafa tutulamayacak kadar da etkin bir kadın. Bu yüzden olsa gerek, insanı deli eden sabra sahiptir. Sanıyorum, bazen bilerek ama çoğu zaman da farkında olmadan onun yanında pişiyor, ehilleşiyorum. Ağırlaşıyorum!



(…)



Okumayı aşmak gerekir önce; sonra yazmaya sıra geldiğinde işler biraz değişir. Bu ikisi, düşünmekle konuşmak gibidir; konuşmak düşünmeyi dönüştürür ama düşündüklerimiz ikincilleşir ve bu durum konuşmayı, bir yapıya bürünmeye zorlar. O halde insan düşünürken farkındalığa sürüklenirken konuşmakla özgürleşebilir. Konuşamadıklarınız sizin değildir. Yeterince düşünemeyen biri konuşamaz; sadece bağırır! Hayatımızın büyük çoğunluğu, bağıran ve gürültü çıkaran insan sesleriyle buhar olup uçuyor bu ülkede…



Bunun gibi, yeterince okuyamayan biri yazamaz, sadece monolog yapmış olur. Yazmak iletişime geçmek değildir; çünkü iletişime geçen ‘yazma-nın’ yapısıdır. Tıpkı, konuşmakla değil konuşmanın büründüğü yapıyla iletişimde olduğumuz gibidir. Cümle kurmakla cümleye kelime eklemek arasında çok büyük farklar var; felsefe bahislerimizde bunlardan kısaca söz ettik. Cümle mi kelime’ye yoksa kelime mi cümleye anlam verebilir? Bu tartışmalara bir açıklık olsun diye, şahsen düşüncem odur ki; cümleye ya da kelimeye anlam veren yegâne şey, iletişimdir. Önce şunu soralım; “A” harfinin icat olması nasıl mümkün olabilmiştir? Harflerin hayatımızdaki vurgusunu kendine sor!



Şunu da sor: sorun olan şey kelimeler ya da cümleler midir, yoksa onlara yüklediğimiz vurgularımız mıdır?



Şunu da düşünmeliyiz: insanlar arası kültürel etkileşimi sağlayan şey ne olabilir? Kelimeler mi ya da cümleler mi? Asla, sadece coğrafya’nın bile kendi başına iletişime neler kattığına şaşırırsın. Bir tek saç kavurmasının tüm dünyaya Türkler tarafından yayılması ile Bozkır kültürü arasında ki ilişkiye bakıyorum: Sacın etkin bir kullanımı ile yarı göçer yarı yerleşik Bozkır kültürü nasıl da iç içedir.



İletişime geçmek; güdüselliğimizdir. Niyetlilik ve bilinçliliktir.



(…)



Tekâmül tamamlanmaktır. Tekâmüle ermek kişi ile nefsi arasındaki bir uzlaşmadır (anlaşma değil, kabullenmedir).



Nefis, bizim yaramaz bir çocuğumuz gibidir… Onu ne atabiliriz ne de satabiliriz; tek çare eğitmektir. İşte tekâmüle ermek (tamamlanmak) bu eğitimden geçer. Tekâmülde olmak kemal olmakla mümkündür; Kemal olmak, nefsi emmareyi terk etmek demektir. Nefsinden azat olmak kabul edilebilir değildir; onu bilmek, onu tanımak ve onunda sizi tanımasını sağlamaktır: Tekâmül!



Bu yüzden kendinle kalabilmek, tekâmüldür derken, nefsinle uzlaşı içinde olmayı vurguluyorum. İnsan bedeni bir dünyadır; insan ruhu da bir başka dünyadır. Dünyaları ayırmak Faruk olmaktır: Bu dünyaları doğru bir şekilde birleştirmek ise Sıla olmaktır…



Adında: Faruk ve Sıla olan bu sıfatları taşımaktır Tekâmüle ermek dostlarım…



“ Hararet nardad’dır, sac’da değildir,

Keramet hırka’da, tac’da değildir.

Her ne ararsan kendinde ara,

Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.” (Hacı BEKTAŞ/aktarım “sır olan gelenekler”, Gönül akkuş)





29/07/215 02:37