Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Mayıs
2015
13
EKONOMİ ÜSTÜNE BİRKAÇ NOT VE.... SOSYOLOJİYE DOĞRU
etiketler: EKONOMİ, SOSYOLOJİ

EKONOMİ ÜSTÜNE NOTLAR

                VE

SOSYOLOJİYE GEÇİŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geldiğimiz nokta itibariyle (24 Temmuz 2014’den 13 Mayıs 2015’e) “Felsefe üstüne notlar” çatı başlığıyla felsefenin genel-tarihsel süreci hakkında notlar düştük ve bu notlar bizlere, Times New Roman (11), ya da diğer türden farklı yazı karakteriyle 560 sayfaya karşılık gelmiştir. Kaynakça olarak yaklaşık 700 küsur farklı kitap ya da makale çalışmalarından faydalanılmış; aktarımlarla beraber farklı kaynakçaları da işin içine dâhil ettiğimde 1000’e yakın bir rakamla karşılaşmış oluyoruz. Bu rakamların çok ötesinde kaynakça kullanılmış da olabilir ama ben, okurum için, en önde olanlarını kullanma gayretinde de bulundum ve bu durum bizlere; felsefe hakkında okkalı bir bilgiye sahip olmak için 700 kaynağa ihtiyacımız olduğu anlamına da gelmektedir. Tabi ki de bu sadece benim kişisel yaklaşımımdan ibarettir ve okurlarımın zekâsı, onlar için 300 kaynakçayı da yeterli kılabilir. Bunu bilemem ama bildiğim bir şey şudur ki felsefe, okuyan kişinin bünyesine etki edememişse onun adına artık edebiyat diyebilirsiniz.

 

Filozoflar sadece okumalarıyla değil, öte yandan yaşantılarıyla da filozoftur ve onların inanmak türünden kaygıları yoktur: kaldı ki böylesi bir kaygıya ihtiyaç duymamışlardır. Bu yüzden bazen filozof sandıklarımız aslında birer ruh hastasıdır da. Böylece felsefe ile ona etraflıca etki eden diğer disiplinlere doğru ilerleme gereği duyuyoruz.

 

O halde felsefe üstüne düşülen notlarımıza biraz ara verme zamanı gelmiş bulunuyor çünkü felsefe kendi başına sosyal teori için hiçbir şey ifade edemez. Şimdi sıra “sosyoloji” disiplini üstüne uzun bir not çalışmasına geldi ve bu notlarımı, yine 20 küsur yıldır okumalarımdan edindiğim kanaatlerim üstüne inşa ederek buraya aktaracağım.

 

(…)

 

Türkiye’de ceza evlerinden çok daha hapis hayatına sahip, açık alanda gezinen mahkûmlar var ve bunlar birer köle ruhu taşımaya teşne ahlaki şartlara teslim edilmiş durumdadırlar. Türkiye, eğitim sisteminden siyaset (iktidar ya da muhalefet: benim için fark etmiyor ne yazık ki) sistemine kadar her gün biraz daha köleleşen insanlar üretmeye devam etmektedir. Ancak bilinmelidir ki yeterince köle olmadığı müddetçe isyan da ortaya çıkmaz ve isyanın en beteri, sıradan insanların dâhil olduğu tipleridir. Sözgelimi NAZİ partisinin Almanya’da kurduğu “iktidar” ile köleleşmiş Alman halkının bıkkınlığı doğrudan ilişkilidir. Ya da Fransız İhtilalı insanların darboğaz olduğu bir sisteme karşıydı; benzer şekilde Mısır ayaklanmasında da halkın bunalımı isyanın sıfatı olmuştur. Mısır gençlerinin açlığı ve işsizliği her şeyin başlangıç noktası oldu. Türkiye için işler biraz farklı ilerliyor, çünkü Avrupa yakasının bir ucunda bu denli yakın bir ülkenin patlaması kimsenin işine yaramaz; yoksa toplum patlamaya çoktan hazır hale gelmiş durumda zaten. Ve bu hiçte zor değil; hatta 80 öncesi darbe ve kargaşa (terör demek zor olsa da) ortamlar kuranları kıskandıracak denli de ustalık var işin içinde. Şimdi en tehlikeli olanı; etnisite üstünde derin bir ayrımcılık ülkenin ciğerlerine işletilmiştir ve “rıza-üretimi”(Chomsky) medya aracılığıyla yıllardır -90’lı yıllardan bu yana mükemmel bir şekilde işletilmiştir. Aslında çözüm yok ama çözümler var ve çözümlerin en başında da siyasallaşamayan kanserleşmiş bir toplumsallığın çözülmesi geliyor. Ülke tabanına yayılmış “dincilik”(Vahhabilik ya da selefilik) havası, bu ülkenin geleneğine derin bir darbe indirmiş durumdadır. Ülke bilim kurumlarının çözüm getiremediği ya da kavrayamadığı bu “akıl-dışılık”, ülkenin ayrımcılığı için müthiş bir dinamittir.

 

Hasılı;   

 

Rasyonalite içinde eleştirel kafaya sahip olmadığınız müddetçe, sizi ne dininiz ne de inançlarınız içine düştüğünüz saçmalıklardan kurtarabilir. İnsanı yüce varlık yapan akıldır ve akıl, dinin içinden çıktıysa orada “dinsizlik” hâkim olur: modern anlamda bunun adına “dincilik” diyoruz. Dincilik, din değildir ve dinsizlik, doğal bir dinciliktir. Benim ömrümün belli kısmı din eğitimi almakla geçti ve ben, böylesi bir zihniyete bu ülke de bu denli çirkefleşmiş bir şekilde ilk defa tanık oluyorum.

 

(…)

 

Yukarıda yazdıklarım ile ileriye doğru düşeceğim notlar arasında yakın ilişkiler var ve benim pek kıymetli okurlarım, bu ilişkileri kurmak adına felsefe hakkında okumalar yaparak belli bir alt yapıya sahip oldular. Bu alt-yapı aklın evrensel konumuyla ilintili, farklı çağlarda nasıl değişimler geçirdiğiyle yakından etkileşim içindedir. Eş deyişle akıl (yani rasyonalite) salt bir teoriler öbeğinden ibaret değildir ve sosyoloji disiplini üstüne düşülen notlarla bunun ne anlama geldiğini göstermeye çalışacağım. Bir başka anlamda aklın uygulama alanına sosyoloji diyorum.

 

Şimdi:

 

Felsefe notlarımıza başlarken (24 Temmuz 2014) içtiğim andımı yeniden tekrarlayayım,

 

Tıpkı, HİPOKRAT yeminiyle göreve başlayan bir tıp doktoru gibi, bizde şunu söyleyerek bu yazımıza başlayalım;

Felsefe (sosyoloji) üstüne tutacağımız bu uzun notlar dizisiyle, asla felsefeyi (sosyolojiyi) tamamladığımı düşünmeden ve bir nihayete de erişemeyeceğim fikri üstünde ilerleyerek, filozofların (teorisyenlerin) bilgi ve us üstünde edindikleri yaklaşımları açıklıkla aktaramaya çalışacağım.”

       

Ancak:

                       

sevgili okurlarım,

 

Sosyolojiye geçmeden önce “ekonomi” başlığımıza bir not öbeği daha aktarmak istiyorum. Kısaca ekonomi teorileri üstüne birkaç paragraf aktarmak istiyorum. Elbette sosyolojiden hemen sonra siyaset bilimi üstüne notlar düşmeye geçeceğim ve akabinde ya da bazen de beraberinde ekonomi üstüne de notlar düşmeye devam edeceğim. Bu anlamda ekonomiye dair geniş ve detaylı notlarımız ileri de düşülecektir. Kaldı ki ben ekonomi okumalarına en az vakit ayırmış biri olarak dahi, (deneyim ettim ki) ortalama bir ekonomi mezunundan daha ileri seviyedeyim. Ama mastır denilen süreç işletme üstüne olduğu için ileriye dönük sizlere daha açıklayıcı bilgiler sunma imkânım da olacaktır.

 

Her şeye aklım ermez ama bir şeyi hep iyi gördüm; umut tükenmişse, ölmüşsün demektir…

 

Sevgiler efendim,  

  • Kategori: Ekonomi
  • Saat: 13 Mayıs 2015 - 12:45