Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Şubat
2014
25
TOPLUM KAVRAMI ÜSTÜNE KISA NOTLAR VE KİTAPLAR
etiketler: EYLEM, TOPLUM, ÇAĞ

Hemen çoğu toplumun “genel yaklaşımlara uymak” türünden bir alışkanlığı vardır. Genele uymak her birey için kolay bir seçimdir ve insan, kolayı seçmeyi kendine çabuklaştırıcı birçok bahane uydurabilir. Çoğu zaman, düşüncelerimizi genelleştirmek peşinde de gideriz, bu ise genellik psikolojisinin bir dayanağıdır. İnsanın birey olmak çabası, belki genelin karşıtı olmayı zorunlu kılmaz ama genele uyma düşüncesinden sıyrılmasını gerekli kılar.

 

Çabuk anlayan toplumlar kolay yanılgıya düşerler. İnsanların bir zihni olduğu gibi toplumlarında bir hafızası vardır; hafıza her zaman yanılgıya düşebilir, çünkü analoji yanılgılarımızda bir kaynak teşkil eder. Hafızasında yanılan toplumun bireyleri, zihinlerinde tutarlı da olamazlar; bunun sorumlusu o toplumun entelektüel kesimidir. Çünkü hafıza bir zafiyet alanıdır, toplumun ilerleyişi bu zafiyetin varlığı nedeniyledir, işte tam bu yüzden toplum, entelektüel kesimce istenildiği gibi yönlendirilebilir yazık ki… Bu yüzden “tarih” iyiliğe ve gelişime hizmet ettiği gibi vahşete ve birçok toplumsal şiddete de hizmet edebiliyor. Örneğin “faşizm” bir kavram olarak tarihçilerin üretiminde siyasete hizmet etmişti.

 

‘doğal’ toplumlar, üyelerinin fazla bilinçli bir planlama faaliyeti olmadan ‘büyümüşlerdir.’ Yunanistan’da [antikite de], gerek özel alanlarda gerekse genel olarak toplum düzeyinde gündeme gelen büyük değişiklikler zamanla tartışma ve açık yeniden inşa konusu haline geldi. PERİKLES dönemi Atina demokrasisi, her özgür insanın tartışma da sözü olabilmesine ve bir süre için herhangi, en geniş yetkilerle donatılmış bir makamda görev alabilmesine özen gösterdi. … Bugün başımızı ağrıtan çeşitli güçlüklerden anlıyoruz ki tartışma ve özelinde ‘akılcı müzakere’ bir her derde deva değildir.”(P.FEYERABEND, akla veda, ayrıntı yayın, sayfa: 75). 

 

Burada geçen “doğal toplum” ifadesine dikkatle eğilmek önemlidir. Bu şu anlamı içerebilir; farklı ideoloji ve görüşlerce belli bir kalıba sokulmadan, kendi hür düşüncelerini dile getirebilen, yayabilen ve bu düşüncelerinin kökeninde yer alan geleneklerini yaşayabilen toplumlardır. Filozof, yukarıda verdiğim açıklamasının hemen altına düştüğü dipnotunda, batı toplumlarının uygarlığı yayarken, diğer toplumların geleneklerini ayaklar altına aldığını, bu süreçte “akılcılık” nosyonu ile toplumların doğallığına zarar verdiğine dikkat çeker. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken “batılılaşma” düşüncesi de aynı yanılgıya sahipti; toplumun bir kesimini yok sayan bu pozitif zihniyet, yani devrimciyiz diyen zihniyet, toplumun geleneklerini yok saymış, her şeyi akla uygunlaştırmaya, açıkçası toplum mühendisliğine kalkışmış, böylece günümüzde de devam eden “toplumsal kutuplaşmanın” temelini atmış oluyordu. Her etki bir tepki doğurur yasası gereği, aynı dogmatik zihniyet “gelenekçilik” adıyla karşısına dikilmiş, bazen bunun adı “İslamcılık” bazen ise “milliyetçilik” olarak biçimlere dönüşmüştür. Ülkemin güzel insanı, bu karşıtlık içinde sığlaşarak –onca eğitim kurumlarına rağmen- daha da kutuplaşmış, enerjisini siyasetin bu temel yanılgısına boş yere harcamıştır.  

 

“başka hiçbir hayvanda bulunmayan bir şey vardı onda[insan da], dışa vurulmayı, dile getirilmeyi isteyen taşkın bir iç dünyası. Yanlışlık, o iç dünyasının akla uygun olduğunu varsaymakla yapıldı. Bugün kendimizde ‘akılcılık dediğimiz şeyi birazcık titizlikle gözlemleyecek olursak, insanoğlunun yüz binlerce yıldır izlemiş olduğu yol boyunca, büyük bir çabayla ulaşılmış bir zihinsel tutumun belirtilerini açık seçik görürüz, insanın özgün yapısı olmaktan çok uzak, bütün o zaman sürecine uygulanmış bir ayıklama, eğitimin ve disiplinin üretimidir.” (ORTEGA Y. GASSED, metis yayın, sayfa: 154).  

 

J.HABERMAS’IN bu çalışması kısa ama etkili bir yaklaşıma sahiptir. Öte yandan diğer bir çalışması olan iletişimsel eylem kuramını da burada zamanı gelince tanıtacağım. “yeni sosyal hareketler “kitabını da ayrıca önemli buluyorum. Ciddi makalelerden oluşan kısa ama etkili ve yoğun bir çalışmadır.   

 

 

  • Kategori: Kitap
  • Saat: 25 Şubat 2014 - 00:59
Şubat
2014
21
İNSAN NEDİR ? , KİTAP
etiketler: İNSAN, VARLIK, ÖLÜM

İnsanın tarihi, kültürün de tarihidir. Kültür insanın icadıdır ama bu icadın temel konusu insanın toplumsal olabilme özelliğidir. İnsan yalnız kalmayı başaramaz, bütünlüğe erişir ve birlikten ortaya çıkan bir enerjiye sarılarak evrende yaşamını sürdürebilir. İnsan için yaşam evreni bütünlüğü ifade eder, ondan kopamaz ve onun dışında bir yaşam dünyasına da sahip değildir. İnsan bir bütündür, maddi ve manevi yönüyle insanın bütünlüğü “evrenseldir.”

 

yaşlı bir adamın cesedi bundan 60 bin yıl önce ŞANİDAR mağarasında sonsuz dinlenmeye bırakılmış. Cesedin altına ve çevresine yukarıda belirtilen türden çiçekler [civanmert ve gülhatmi] serpilmiş olan bu adamın kemikleri Kolombiya üniversitesinden R. SOLECKİ’NİN yönettiği bir kazı sırasında çıkarılmıştı. Bu, en azından, iskeletin çevresinden alınan toprak örneklerinde bu çiçeklerin polenlerini saptayan, Paris, İnsan müzesinden A. L-GOURHAN’IN bir varsayımıdır. Yerel bitki örtüsü yukarıda geçen bitki türlerinden oluşuyordu. […] ŞANİDARLI adam, tıknaz yapısı, güçlü kasları, kendine özgü uzun, basık kafatası ve çıkıntılı yüzüyle bir NEANDERTAL insanıydı.”( R.LEWİN, modern insanın kökeni, tübitak yayın, sayfa: 2-3).  

 

İnsanların coğrafyalardan edindikleri tesirlere göre farklı biçimlere sahip oldukları, bu biçimlerin etkisiyle ruh hallerinde meydana gelen değişik fantezilere büründükleri, bunlara mukabil ilgi-alaka serüvenlerinin çeşitlilikler gösterdiği aşikardır. Bu çok mantıklıdır çünkü farklı yörelerin bu çeşitli üretimleri, diğer insanlarla bir bütünlük sağlamaktadır. Bazı toplumlar ticaret kültüründe öndeyken, örneğin Antikite de Yunan milleti, bazı toplumlar ise denizcilikte öndeydiler, örneğin tüm zamanların Akdeniz kavimleri. Bozkır kültürüne sahip Türk ulusları da askeriye ve devlet yönetiminde ünlüydüler. Çöl kavimleri edebiyatta önemliydi. Tüm bu farklılıklar toplumlar arası ilişkilerin sigortasıdır.

 

tarihte kendinden önce gelen siyasal kurumlar gibi, devlet de insanın insana egemenliği ilişkisidir- meşru(yani meşru sayılan) şiddet araçlarıyla desteklenen bir ilişki. Devlet var olacaksa, egemenlik altındakilerin, egemen güçlerin sahip olduklarını iddia ettikleri otoriteye itaat etmeleri gerekir. […] egemenliğin üç içsel gerekçesi ve dolayısıyla temel meşrulaştırılması vardı. Birincisi ‘ezeli geçmişin’ otoritesi, yani hatırlanamayacak kadar eski uyma ve kabul etme alışkanlıklarının kutsallaştırıldığı geleneklerdir. Bu, patriyarkın ve patrimonyal prensin geleneksel otoritedir. İkincisi, olağan üstü ve tanrı vergisi kişiliğin (karizma) otoritesi, yani bir kişiye duyulan mutlak bağlılık ve güvene, onun kahramanlığına ya da başka niteliklerine inanmaya dayanan otoritedir. U karizmatik otoritedir. Peygamberlerin otoritesi ve siyaset alanında seçimle başa gelen komutanın, plebisiter yöneticinin, büyük demagogun, ya da siyasal parti liderinin otoritesidir. Sonuncusu ‘yasalara dayanan’ egemenliktir. Yasaların geçerliliğine ve rasyonel kurallara dayanan işlevsel ‘yetkiye’ inanmaya bağlıdır. … Bu, çağdaş ‘devlet memurunun’ ve bu bakımdan ona benzeyen tüm siyasal güç sahiplerinin sahip olduğu egemenliktir.”(M. WEBER, sosyoloji yazıları, deniz yayın evi, sayfa: 141-42).

 

Yönetim insan için bir zorunluluktur, her şeyden önce kültürünü kuran insan yönetilmeye ve yönetmeye muhtaç kalmıştır. Yönetim bir düzendir, üretim ise düzenin işaretidir. Her kavmin kendi kültürel yapısına ilişkin yönetim biçimi vardır. Her kültür “biriciktir” ve toplumlar yaşamın tüm evrenselliği içinde kendi biricikliğinde yaşamını sürdürürler. Kabile yönetimlerinden devlet yönetimlerine kadar insan, düzen içinde yaşamaya koşulludur.

 

Aşağıda ki çalışmalar “insan” kavramına dair çalışmalardır. İnsanın tarih içinde edindiği gelişimlerin maddi ve düşünsel değişimlerine dair örnek çalışmalardandır.

 

  • Kategori: Kitap
  • Saat: 21 Şubat 2014 - 02:08
Şubat
2014
20
YUNAN KÜLTÜRÜ VE TOPLUMU, KİTAP
etiketler: KÜLTÜR, YUNAN, ANTİKİTE

Yunan dini yüksek derecede düzenli ve özel bir biçime sahip olmadığı için, onun tanrıbilimi genellikle sanat, şiir ve felsefe alanlarında ifade edilmektedir. Yunan kültürü, Homeros’un şiirlerinde, Olimpos tanrılarının dini ve şiirinin birleşiminde ortaya konmaktadır.”(F. THİLLY, Yunan ve ortaçağ felsefesi, izdüşüm yayın, sayfa: 23)

 

Kendimi okurken özgürleşmeye kanat çırpan kuş gibi hissederim. Orada karşılaştığım sıkıntıları benden başka kim bilebilir? Başlangıçta okumak için harcanan çaba, etrafta oluşturulan suni havanın tesirinde oldukça trajik gelir. Oysa zaman geçtikçe iki şeyi anlar insan; yaşamın bir var oluş temelinde sahneyi andırdığı bir diğeri ise “ötekilerin” bu sahnede gelip geçici birer figüran olduğudur. Okuyan kişi bu iki “gerçekliğin” orta yerinde şaşkınlık içinde kalır, bu şaşkınlık zaman geçtikçe yalnızlaşmayı getirir; okumak yalnızlaşmaktır. Ancak kırıcı olan, sizin yalnızlaşmanız değildir, çabanızın da yalnızlaşmasıdır. İlkine alışır insan, çünkü kalabalıkların ortasında bile yalnız kalabilmeyi başarabiliyorum. Oysa ikincisi insana, çölün ortasında bir su göledi hissini verir; anlamsızlaştırır tüm emeğinizi! Bir toplumda insana verilen değeri, okumaya ve araştırmaya verilen değerle ölçe bilirsiniz.

 

 

Anka kuşu gibi sürekli huzursuz edilirsiniz, bu huzursuzluk fiili olunca farklıdır ama hissi ve duygusal olarak göğsünüz daralır ve sürekli ağlama nöbetlerine yakalanırsınız. Önceleri bir merakla başlayan felsefe okuması zamanla bencilliği getirir; çünkü bencillik ilim peşinde koşmanın ruhsal bir dayatmasıdır. İnsanı değiştiren insanın çevresi değildir, çevre, insanın değişiminde bir koşuldur ama değişim insanın iradesinde zuhur eder. Değişen insanın yaşamı da değişir, çevre sadece bu değişimde bir araç-gereç gibidir; eğer elinizde tornavida varsa ustasınız, yok eğer iğne varsa terzi olursunuz. Bir okur olmak için araç-gereç kitaptır. Araçların ne önemi vardır ki? Önemli olan kişiliğinize uygun olanı elinize almış olmanızdır.

 

 

Toplumların tarihlerinde meydana gelen değişiklikler, göze çarpan farklılıklar, her toplumun ilgileri ve kendilerini bu yolla özdeşleştirdikleri yönelimleriyle ortaya çıkar. Yunan toplumu denildiğinde akla gelen birkaç kavram vardır; felsefe, demokrasi, yurttaşlık ve kolonileşme. Yunan toplumunun coğrafi yapısının ürettiği sanat ile Mısır toplumunun ürettiği sanat ayrımı çok açıktır. Yunan toplumu günümüzde kendisinden söz ettirirken orada yaşanan doğallık, günümüz için birer idea konumunda yer almaktadır.

 

Yunan toplumu günümüz karmaşık toplumlarına göre çok daha saf ve doğal olduğu için ortaya konulan düşünceler bizim için bir ideal konuma dönüşmüştür. Ancak bu durum, en ideal toplum Yunan toplumudur anlamını içermiyor. Burada anlaşılan nokta, çıkış noktasının hemen her konuda gelişmek için yeniden kendisine geri dönülmesi durumundaki önemiyle ilgilidir. Yunan toplumunda kosmos öne çıkan bir kavramdı ve evrensellik bağlamları felsefede temel bir konuma sahipti. Bu durum Sokrat felsefesiyle değişime uğramıştır. İnsanın bir biçimde evrensellik ile bağlamından yola çıkılarak kurulan ilgiler, Mısır ya da diğerlerinin bilim ve düşünce anlayışlarından Yunan düşünüşünü derinden ayırmıştır. Evren(kosmos) Yunan düşünürü için değerlerin kaynağıdır ve insan, bu genelin içinde bir cüzi yapı olarak, genelin ilgilerini kendisinde barındırmaktadır. Öte yandan Yunan felsefesinin temel değerlerinden bir tanesi “eleştirel” bir konumda olmasıdır. Örneğin bir Sokrat karşısında Epikürü bulmuş ve düşünsel çatışma Romanın tekçi yaklaşımına kadar sürebilmiştir.

 

“Yunan site devletleri, tarihte demokrasiyle yönetildiği bilinen ilk devletlerdir. Doğrudan demokrasinin geçerli olduğu bu devletler, siyasi karar alma sürecine tüm yurttaşların katılabildiği bir meclis tarafından yönetilmiştir. Bu meclis, devletle ilgili kararların alındığı, mahkemelerde görev yapacak yargıçların seçildiği en üst siyasi organdır. Ayrıca mecliste, zengin fakir ayrımı yapmadan her yurttaş eşit oy hakkına sahiptir.”(N. AYDIN, insan hakları, demokrasi ve medya, kum saati yayınları, sayfa: 97)

 

Aşağıda önerdiğim iki eser Yunan kültür hakkında oldukça güzel çalışmalardır ve sanatından siyasi kültürüne kadar özetler sunmaktadır. Ayrıca Yunan kültürünü anlamak için onun filozoflarına da eğilmek önemlidir. Bir diğeri Mısır uygarlığını da bilmek burada Yunan toplumunu kavramak açısından önemlidir diye düşünüyorum.

 

 

  • Kategori: Kitap
  • Saat: 20 Şubat 2014 - 01:59
Şubat
2014
12
BÖLGECİLİK, BÖLGESELLİK NEDİR?
etiketler: BÖLGE, SİYASET

“faydacılık ya da en büyük fayda ilkesi, davranışların, mutluluğu yükseltmeye eğimli oldukları oranda doğru, mutluluğu azaltmaya eğilimli oldukları oranda yanlış oldukları görüşünü ihtiva eder. Mutlulukla zevke ulaşma ve acının yokluğu, mutsuzlukla da, acının varlığı ve zevkten mahrumiyet amaçlanır.”(J.S. MİLL/ÖZGÜRLÜK KİTABI)

 

“iktidar ilişkileri hem maksatlı hem de öznellik dışıdır.(…) hesaplanmışlardır; amaçlar ve hedefler olmadan ortaya çıkan bir iktidar yoktur. Ama bu iktidarın, bireysel öznenin seçim ve kararlarının sonucu olduğu anlamını taşımaz.”(M.FOUCAULT/İKTİDAR)

 

“kavram olarak antik çağa kadar giden ama modern çağlarda ‘halkın katılımını öngören siyasal sistem’ anlamında yeniden üretilen demokrasi de nispet edildiği yere göre farklı nitelemelerde kullanılır. Örneğin seçkinci demokrasi, ekonomik demokrasi, çoğulcu demokrasi, sosyal demokrasi, katılımcı demokrasi, eleştirel ve bütünlükçü demokrasidir. Seçkinci demokrasi genel anlamda kabul göremiyor. En yaygın olanı liberal demokrasi ve sosyal demokrasidir. Liberal demokrasi zamanımıza damgasını vurmaktadır ve küreselleştiği düşünülmektedir. OTORİTARİZM ve TOTALİTARİZM, otorite kelimesinin kullanımı ve dahası tanımlanmasına ilişkin ortaya çıkmış iki yönetim şeklidir. TOTALİTARİZMİ devletin bütün kurumsal yapılar üzerindeki etkinliğini, OTORİTERİZM ise belli kurumlar aracılığı ile toplum üstünde etkinlik göstermesi ifade eder ki, otoritenin aşırı kullanımına bağlı en somut sistemi FAŞİZMDİR!”(MUSTAFA AYDIN/SİYASET SOSYOLOJİSİ KİTABI)

 

(…)

 

TOPLUMLAR birer tabakalar sistemi olarak, devletin de varoluş sebebidir. Devlet, bu tabakalar sisteminin en yüce ve en üstte yer alan değerler algısıdır. Devlet bir anlamlar bütünüdür, bir tür algı çokluğudur. Devletsiz toplumlar aynı zamanda uluslaşamayan toplumlardır. Bu toplumların bireyleri üretilirken evrensel yasalar onları biçimleştirir. Oysa devlet, uluslaşmayı sağlarken aynı zamanda toplumlaşma fikrinin de örgütleyicisi olur. Böylece toplumlaşma ya da kültürleşme, bireyin bir üretim alanı olup çıkar; işte bu yüzden ulus fikri bir tarihsel sürecin ürünüdür! Uluslaşmak demek, toplumsallaşmanın aktifleşmesi demektir; bu ise kendi bireyini üretebilen topluluklarla sağlanabilir.

 

Ülkemiz siyasal arenasında kavramlar öyle çok çabuk lekelenip öylesine hafife alınıyor ki; bir akademisyen bana “felsefeye gerek yok” derken, bunun temel nedenini görüyorum…evet, felsefeye gerek yok, çünkü “soran insana” gerek yok!!! Ama felsefesiz bir kavram çalışması, beyinsiz insanlar üreten eğitim sisteminde kendini gösterir. Felsefeye gerek yok diyen bir akademi üyesinin toplumun geniş zeminine asla hâkim olamadığını görürsünüz; bu tiplerden üniversite de çok var, üniversiteler geniş çaplı çiftliklere dönmüş durumda!

Şu içinden geçtiğimiz siyasal sürece dikkat ettiğimiz de felsefenin ne kadar çok ihtiyaç olduğuna tanık oluyor ve ömrü hayatımı bu ilme vermiş olduğum için gururluyum. Felsefe kendi başına bir anlam içermez, onu sosyoloji, antropoloji, siyasal bilim ile ve özellikle psikoloji ve dil bilim gibi zihinsel alanları kapsayan konularla da doldurmak gerekir. Tarih bilimini okumayan bir kafa, kendini fanus içinde bir balık gibi algılar, gördükleri ile yaşadıkları arasında derin bir kopukluk hissine kapılır.

 

Siyaset bilimini takip etmek için sosyolojinin ana başlıklarına hâkim olmak gerekir. Bu durumda kentleşmeyi, trafik kültürünü özellikle ve sosyal psikolojiyi çözümlemelerden uzak tutmamak gerekir. Ama bunların her birini takip eden bu ülkede belki bir tane “yönetim bilimciye” rastlamak çok güç olabilir. Çoğunun eserinde sosyolojiye rastlayamadım.    

    

 

  • Kategori: Kitap
  • Saat: 12 Şubat 2014 - 01:31