Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Mart
2014
08
PSİKOLOJİ BİLİMİ ÜSTÜNE BİRKAÇ SÖZ
etiketler: PSİKOLOJİ, FELSEFE

İnsanı cahilleştiren bilgisizlik değildir, düşüncesizliktir. Bilgi edinerek düşünüldüğünü sanan bir çağda yaşıyoruz; aslında sadece kodlanmış robotlarız, daha çok bilgi derinleştirmiyor, daha da sığlaştırıyor. Evrende hiçbir hayvan türü yoktur ki kendi işinde başarısız olmuş olsun, insan kendini başarısızlıklarıyla, yanılgılarıyla, diğer hayvandan ayırmaktadır. Kalbin tüm inceliklerini biliyoruz, ama o incelikler arasında “sevgiyi” bulabildik mi? Beynin tüm inceliklerini bilmekle, orada “aklı” bulacağımızı sanmayalım! İnsan bu evrende, önce kendi evreninde, sürekli “ilişkiler” ağı içerisindedir, her “mesaj” bir ilişki nesnesidir. İlişkilerini kaybeden, ilişiğini de kaybetmiştir. İnsanın ilişkileri sosyal ve maddi bir ayrım içinde değildir, ancak insan, bu ayrımı kendi evreninde yerine getirebilir; yani insan, yaşamın büyük harfli “Evrenselliğinde ayrım içinde değildir ama küçük harfli evrende bir ayrım yapar.” Bu yüzden “deneyim” içseldir, onu dışarıda bulacağımızı sanmayalım!

 

“müzik; üzüntülü kişiye ‘iyi’, yas tutanlara ‘kötü’, ölüler içinse anlamsızdır.”(Filozof SPİNOZA)

 

“İNSAN, içgüdülerini baskı altına alabiliyor ya da serbest bırakabiliyorsa, bu onun, ereklere göre eylemesinden ileri gelir. İnsanın bağımsızlığı, kendisini belirleyecek şeyi bilmesidir. Hayvan, iç bağımsızlıktan yoksundur”(Filozof HEGEL).

 

“denilebilir ki ‘iyi’ salt akla uygun biçim sayesinde; ‘güzel’, akla benzer biçim sayesinde; ‘hoş’ ise hiçbir biçim olmadan hoş’a gider. İyi; düşünülür. Güzel; seyredilir. Hoş; yalnızca hissedilir.”(SCHİLLER).

 

(…)

 

Psikoloji, felsefenin sorunlarını çözemez, ama felsefe psikolojinin çözemediklerini çözümler ve ayrıca, psikolojinin bazı çözdüklerini de felsefe çözemez. Örneğin “BİYOPSİKOLOJİ” ve “BİLİŞSELPSİKOLOJİ” de yer alan bazı vakıalar, ilaç tedavisine zorunludur. Ama asıl sorun olan nokta, insanların kendilerine “ilaç tedavisini” koşullamış olmalarıdır ki bunun sorununu felsefe çözümler. Bir “ayrılık” ya da çalışma yaşamında meydana gelen, aslında bizim de bir parçası olduğumuz, olumsuzluklar için insanların kendilerini psikiyatriye teslim etmelerini anlamıyorum… Bunun çeşitli sebepleri vardır ama en önemli bir sebebi, benim gibi ömrünü bir amaca yöneltmiş, “yalnızca” yaşayıp/yaşamış ve “muhtemelen” öylece de ölüp gidecek bir insanın gözlemi olarak, diyebilirim ki; çevresel ilişkilerin etkisiyle kendimize gereğince zaman ayıramıyor olmamızın nedeni, verdiğimiz ya da vereceğimiz kararlarımız hakkında isabetsiz davranışlarımızın yaşam süresince etkisinden kurtulamıyor olmamızdandır. Bu etkiden niçin kurtulamayız? …düşüncem odur ki, insanların davranışlarıyla amaçları arasında derin bir uçurum olması içsel gerginliklerin birincil derecede tetikleyicisidir. Etrafıma baktığımda bir yığın “memnuniyetsiz” insan kalabalıkları görüyorum. Bu dünya ve evrensel kıstaslar bizi neden mutlu edemiyor? Her yerde algılarımıza ve oradan bir “işleyişle” bilincimize sürekli saldırılarla karşı karşıyayız. Reklamlar, diziler, müzikler, sinemalar, alış-veriş merkezleri, caddeler, aman Allahım, bunca bombardıman arasında nasıl olupta kendimizle kalabiliriz? Dahası eğitime ve öğrenmeye ayrılan zamanın bu denli geniş olmasına rağmen, maddi imkânlarının da bu denli güçlenmiş olmasına rağmen, niçin daha çok ‘cahilleşiriz’? Daha çok ölümler, sorunlar ve daha çok yanlışlıklar yaparız?

 

Filozof NİETZSCHE’NİN “lanetlediği” listeye göz attığımızda, örneğin “laik ahlak”, “dinsel ahlakın her türü”, “güçsüz insana merhamet” v.s. tümüyle insanı soyutlaştıran, bu evrende yapayalnız kalmış “üst insan” adında bir hayaletten söz ediyor oluruz. Buna nihilist insan da diyebiliriz. Bu insan türü çağımızda görülüyor, hiçbir şeye “takmayan”, “toplum dışı” ya da kültür dışı, yalnız insanlar. Yalnızlık, insanlar için aşılması zor bir irade boyutunu teşkil ediyor. Tüm bu yaşamlar “nevrotik” oluşumların temellenmesini sağlıyor. Amaçsız, boşluk içinde debelenen, sevgisiz bir kalp, güvenemeyen, kibirli, duyarsız ve çok dahası yaşamın diğer üyelerine karşı da “seçkinci” bir tavra sahiptir. oysa hayata ve insanlara gübresiyle bile katkısı yoktur, canı acıdığında hemen diğer insanların yardımına koşmasını bekler, çünkü başka çaresi yoktur. İnsanların duygularıyla alay eder çünkü “seçkinciliği” yüzünden “ötekileştiren” biridir o… Bu insanlar her yerde, aile sevgisi görmemiş, bir inanca sahip olamamış, “uçlarda” yaşamayı erdemlikten saymış insanlardır.

 

(…)

 

Psikanaliz bir disiplin olarak kurulduğunda, amaç, insanların farkında olmadıkları, kendilerinin yönetildiklerini sandıkları bir “iç-dünya” tasavvurunun irdelenerek, bu gizil gücün açığa çıkarılmasını sağlamaktır. Yani modern büyücülerimiz olarak psikologlar bizlerin derdini dinliyor, bizlerle konuşuyorlar, sorular soruyorlar, daha önceden belli olmuş bir takım “hastalık tiplerine” uyup uymadığınızı gözden geçiriliyorlar. Uymuşsak hemen ezberlenmiş teşhisler öne çıkıyor, sonra ilaçlar tavsiye ediliyor. İlaçlar kullanılıyor, zaten bilinen gerçekler bir tedavi süreci olarak öneriliyor. Yani dışarıdan edindiğimiz sorunları yine dışarıdan bir destekle çözmeye çalışıyoruz. Oysa içimizde o sorun kalmaya devam ediyor, başka biçimlere bürünüp farklılaşmış olarak geri dönüyor. Bakınız, psikolojinin bana göre “ağa-babası” JUNG hazretleri ne diyor;

 

psikanalizin, hayvansal iç güdüleri bilince çıkardığı doğrudur, ancak, birçok kimsenin inanmak isteyeceği gibi, bu içgüdülere sınırsız serbestlik tanımaktan çok, onları amaçlı bir bütün içinde toplamaya çalışmaktır. Bir insanın kişiliğinin, tümüne egemen olması her halükarda bir avantajdır, yoksa bastırılmış unsurlar durup dururken başka bir yerde belirebilirler. İnsanlar, yapılarının gölge-yanını görebilecek şekilde eğitilmiş olsalardı, hem cinslerini daha iyi anlayıp sevmeleri mümkün olurdu belki. Biraz daha iki yüzlülük, kişinin kendisini biraz daha iyi tanıması, komşumuz için iyi olurdu; çünkü kendimize uyguladığımız haksızlık ve şiddeti başkalarına aktarmaya hepimiz hazırızdır.”(G.JUNG, analitik psikoloji, payel yayın, sayfa: 109).

 

İnsanların çirkeflikleri de öğrenmesi gerekiyor; çünkü bunu öğrenirsek, o zaman diğer insanlarla daha rahat empati kurabilirmişiz… Benim (bir dönem) yaşadığım “yer-altı” dünyasında, psikolojinin asla kavrayamadığı durumsallıklar dönüyor... Ticaret kitabıyla okuyan kişi, günümüzde tüccara hükmediyor, şirketleri yönetenler sınavlardan yüksek puan alan kişiler, “iyi üniversite” okuyan, acımasızlığın en idealine sahip olarak yetiştirilen “uzman” kişiler. “iyi haberci” en mahrem bilgileri gün yüzüne çıkaran kişi, iyi polis, insanları en iyi sindiren kişi, piyasa da muteber adam “işini bilen memur”(ÖZAL)… Listeyi uzatabilirim ama gerek yok, çünkü bunları hepimiz biliyoruz artık, çünkü onlar toplumsal olarak ikinci sınıf vatandaşlar olarak anılmıyorlar. Bunu bize sağlayan “medya” gibi “aracımız” var. Her şeyi “normalleştiren” televizyon kültürüdür.

 

“televizyon aygıtımız bizi dünyayla hep yakın ilişkide tutar, ama bunu bize gülümseyen hiç değişmediği bir yüzle yaptırır. Sorun, televizyonun bize eğlendirici temalar sunması değil, bütün temaların eğlence olarak sunulmasıdır ve bu da bambaşka bir sorun oluşturur. Başka bir şekilde ifade edersek; Eğlence televizyondaki her türlü söylemin üst-ideolojisidir. Neyin gösterildiğinin ya da hangi bakış açısının yansıtıldığının hiçbir önemi yoktur; her şeyin üstünde tutulan varsayım, hepsinin bizim eğlenmemiz ve haz almamız gözetilerek sunulmasıdır. Bu nedenle, bize her gün trajedi ve barbarlık örnekleri sunan haber programlarında bile televizyon muhabirlerinin bu haberleri ‘yarınla ilişkilendirme’ teranelerini dinleriz. … Haber programı bir eğitim, düşünme ya da katarsis değil, bir eğlenme çerçevesi sunar.”(N.POSTMAN, televizyon öldüren eğlence, ayrıntı yayın, sayfa: 101-1012).

 

insanda, aşırı kaçan hayvansallık uygar kişiyi hasta eder, aşırı uygarlıksa, hasta hayvanlar yetiştirir.”(G.JUNG, sayfa; 110).

 

“insanı, hayvan türünden ayıran bir diğer temel konu ahlaktır.”(C.DARWİN).

 

“ruhunun gücü, tabiri caizse bütün duyularından hızla akan engin duyumlar okyanusundaki tek bir dalgayı ayırt edebilecek kadar özgür davrandığında insan, bir şey üzerine düşünmenin kanıtını gösterir. Bu tek-dalgayı ayırır, durdurur, dikkatini ona çevirir ve dikkatinin farkında olur. bir uyanıklık halinde, duyularından sürüklenip geçen imgeler düşünden kendini çekebildiği, kendi iradesi ile bir imgenin üzerinde durup berrak kafayla ve sakince onu gözlemleyebildiği ve nesnesinin bu olduğunu, başka bir şey olmadığını gösteren ayırt edici özellikleri kendisi için seçip ayırabildiğinde bir şey üzerinde düşünmenin kanıtını göstermektedir.”(Filozof HERDER).

 

  • Kategori: Psikoloji
  • Saat: 08 Mart 2014 - 01:01
Haziran
2012
10
PSİKOLOJİ BİLİMİ ÜSTÜNE NOTLAR
etiketler: BİREY, KİŞİLİK

PSİKOLOJİ BİLİMİ FELSEFENİN ÖZELİNDEN SIYRILMAKLA KENDİNE ÖZGÜ SORGULAMALARI İLE GEÇEN YÜZYILIN ÖNEMLİ BİR DİSİPLİNİDİR. BU DİSİPLİNDE TEMEL SORUN BİREYİN YA DA KİŞİLİĞİN GELİŞİM SÜRECİNDE GEÇİRDİĞİ TEMEL EVRİLMELERDİR. ASLINDA FREUD'UN GÖSTERDİĞİ PSİKOLOJİNİN GELİŞİMİNİN DE ÖTESİNDE "BİREY"İN ÜRETİMİ SORUNUDUR VE BİREYİN TARİHSELLİĞİNİN SORGULANMASI ADINA BÜYÜK BİR KAZANIMDIR! İNSANIN KÖKENİ SORGUSU PSİKOLOJİ DİSİPLİNİNDE TEMEL BİR GÖREV BİLİNCİNİ SERİMLEMİŞTİR...

  • Kategori: Psikoloji
  • Saat: 10 Haziran 2012 - 20:42
Haziran
2012
01
psikoloji-felsefe
etiketler: PRATİK

TOPLUMSAL GÜDÜLENMENİN İNSANIN KENDİ DOĞASINDAKİ ETKİLENİMLERİ BİR TÜR KARŞITLIK İLKESİNİ ÜRETMİŞTİR. ASLINDA BU KARŞITLIK, GÜDÜLENMENİN DE HER TÜRLÜSÜNDE TEMEL BİR ZEMİN OLACAKTIR... İNSAN, FİLOZOF HUME İLE ANLAŞILDIĞINDA; KENDİ KARŞITLIĞINI ÜRETEN VE BURADAN HAREKETLE PROBLEMLERİNİ ÇÖZÜMLEYEREK İLERLEYEN AMPİRİK BİR HAYVANDIR! BÖYLECE HER ÇÖZÜMLEME BİR KARŞITLIK İÇİNDE OLUŞA GELEN EDİMSELLİKLERİN EREĞİNİ DE VARSILLAŞTIRIR... PRATİKTEN BİZDE ANLAŞILAN ŞEY, SADECE GÜNCELLİKLERİN TERTİPLENMESİDİR. OYSA Kİ HER PRATİK BELLİ BİR KURAMIN İÇİNDE ÇÖZÜMLENMİŞTİR; ÖYLECE KENDİLİĞİNDEN PRATİK BİR ANLAMAYA SAHİP OLMADIK HİÇBİR ZAMAN!    

  • Kategori: Psikoloji
  • Saat: 01 Haziran 2012 - 21:48