Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
ANTROPOLOJİ ÜSTÜNE BİRKAÇ NOT
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 06 Mart 2014

Antropoloji disiplininin alt başlıklarını özetle sunuyorum;

 

antropolojinin dört alt disiplini vardır; kültürel antropoloji, arkeolojik antropoloji, biyolojik ya da fiziksel antropoloji ve lengüistik antropoloji.

1) kültürel antropoloji; kültürel antropolojinin iki yönü vardır; etnografı ve etnoloji. Etnografı, tikel bir grup, toplum ya da kültürün etno-resmini oluşturur. Bu alanda çalışan antropolog yerel halk içinde yaşar, adetleri, inançları v.s. yakından incelemişlerdir. Etnoloji ile meşgul olanlar ise etnografı ile toplanan verileri incelerler. Evrenselliği ve tikelliği belirler.

2) arkeolojik antropoloji; bu alanda çalışanlar, maddi kalıntıları incelerler. Yorumlama önemlidir. Tarih öncesini araştırmak temel ilgi alanlarıdır. Kazı sonucu çıkan her bir maddi nesne, geçmişe dair bilgiler verir. Örneğin boynunda dişlerle yapılan bir kolyeli adamın hangi çağda yaşamış olabileceği yorumlanır. Ya da mezar kalıntıları v.s.

3) biyolojik ya da fiziksel antropoloji; konusu, insanın zaman ve mekân içindeki çeşitliliğidir. Genetik ve çevresel yönlerin etkileri incelenir. Burada, fosiller, maymunlar, insanın genetiği, biyolojik esneklik, insanın büyümesi ve gelişmesi gibi konular bazı ana temalardır.

4) lengüistik antropoloji;  dili, mekân ve zaman içinde, toplumsal ve kültürel bağlamda incelemeye alırlar. Burada ‘sosyolengüistik ve betimleyici lengüistik’ ayrımı vardır. İlki, dilin toplumsal bağlarımda araştırırken diğeri, tikel dillerdeki grameri, sesi inceler.”(C.P. KOTTAK, antropoloji, ütopya yayın, sayfa: 13-14).

 

Antropoloji biliminin tarihsel ve kültürel yanları ele alınıp incelendiğinde, insanoğlunun yaşadığı tüm çağlar boyunca, kendi coğrafi kesitleri içersinde kendilerine özgü yaşam biçimleri ürettikleri bir gerçektir. Bu anlamda bu disiplin de farklı tartışma alanları ortaya çıkar. Örneğin evrimci görüşler kültürel evrenselleşmeyi savunurlar. Buna karşın göreceli yaklaşımlar ise her toplumun kendine özgü kültür üretimi olduğunu savlar. Söz gelimi İngiliz VİKTORYAN yaklaşımı, dünyayı fethetmeleriyle kültürlerini yüceltirler. Ancak 20. Asırda bu durum sekteye uğradı. İkinci yarısından sonra ise hüsranla neticelendi. Evrimci yaklaşım, pozitivist ve natüralist yaklaşımları doğurmuş, COMTE ile Durkheim konuya ilişkin farklı yaklaşımlara da sahip olmuşlardır. Buna karşın söz gelimi WEBER toplumun bu türden total bir bilinç içinde olabileceği görüşünü eleştirmiştir.

 

Geleneksel ile modern ayrımı, eğer ana sayfa da not düştüğümüz durum ile aydınlanma ile başlamışsa, ilke insan ile modern insan ayrımı, ikincisinin olaylar karşısındaki tutumu maddi, yani akılcı bir nesnellik arayışındadır. İlkel insan ise konuya “mistik” bir yaklaşım olarak yaklaşır. Bu türden ayrımlar, aydınlanma düşüncesinin etkisinde gelişen modern insanın zihniyetini yansıtır.  

 

bütün mistik deneyler duygusal olup, nesnesi olan varlık ya da olguyu tanımaya yönelik bir çaba gerektirmiyor.”(L.BURHL).

 

Mistik yapılanma da insan, güya aklın ve maddi nesnelerin dışında bir evrene içkin deneyim yaşıyordur. Aslında, madde âleminde de insan sürekli manevi deneyimler yaşamaktadır. Ama ilkellerin farkı, konuyu doğrudan mistik zeminde ele alıp, Evrensel bir “yüce”yi imgelemlerinde anlamlandırmış olmasıdır.

 

Toplumsal kurumlarda simgesel yapılanmaların önemi çok büyüktür. Antropoloji biliminde kültürel alan, bireylerin ve toplumların simgesel konumlarıyla da ilgilenir. Toplumsallık bireyin üstünde bir oluş durumunu simgeler, her birey kendi toplumunun yapısının izlerini taşır.

 

toplumun sembolik olarak gelenekleri ile ve kurumları ile ifade edilmesi toplumun doğasında yer alır. Bunun tersine normal bireysel davranışlar, hiçbir zaman kendi başlarına sembolik olamazlar. Bunlar sadece kolektif olabilen sembolik bir sistemin kuruluşuna kaynaklık eden unsurlardır.”(L.STRAUSS).

 

Antropoloji biliminin temel konularından bir tanesi dindir. Dinsel bir ayrım, modern çağda ortaya çıkar; doğal dinler ve ilahi dinler ayrımı, sekülerlik ile mistik yapılanmaları karşılar. Aslında “laiklik” bir kavram olarak devlet ile dini ayırır ama kilise ile devletin ayrımına karşılık gelir. Kilise, ortaçağ boyunca bir “kurumsal” yapılanma olarak, devletin batı toplumlarında meydana getirdiği boşluğu da doldurmuştur. Bu anlamda laiklik tek anlamlı bir dinsellik ayrımını değil, devletin realist rolüne karşılık gelir. Bu demektir ki politika, yeni bir döneme giriyor ve devlet, tümüyle seküler ilişkileri kapsayan bir aygıttır. İslam dinine laiklik kavramı “ötekileştiren” bir etki getiriyor, çünkü peygamber, aynı zamanda devletin de başıdır. Halife ise siyasi bir kurum olarak devlet başkanıdır. Bu anlamda “laiklik” sürekli tartışmalı bir konumda kalıyor. Bitecek gibi de gözükmüyor.

 

Din toplumsal bir kurum olarak bireylerin müşterekliliğini sağlamlaştırır. Ayinler, özellikle dinin temel konusudur. Durkheim din üzerine yaptığı inceleme çalışmasında dini iki kısımda ele alıp özetler; inançlar ve ayinler. İlkini zihinsel bir konumda ele alırken diğerini hususi eylemler olarak açıklar.

 

iki genel ayrım vardır; kutsal olan ve din-dışı olanlar. Dini düşüncenin ayırt edici özelliği budur. Her şey ‘kutsal’ olabilir. Bir eşya gibi olanlarda dâhil… Kutsal olmayan (belli derecede) hiçbir ayin yoktur. Kutsal olanın bir daireselliği söz konusu değildir. Değişiklik içerebilir. İnsan, sadece bir insan olarak tanımlandıkça, kutsal şeylerden sayılmaz. Kutsal ve din dışı örnekleri kadar, hayatta hiçbir ikili bu denli mutlak bir ayrım içinde değildir. Örneğin kötü-iyi ayrımı bile hiç kalır.”(DURKHEİM).

 

Dinsel olgularda koruma kutsal olanlaradır, yasaklar bu yüzden ortaya konulur. Ayinler ise kutsal olanı biçimlendirir, aslında bir betimlenmesidir. Doğal dinler maddi dinler olarak görülürken, burada insanın maddeye karşı olan ilgisini de gözlemleriz. İnsan doğayı yorumlarken, aslında onu kutsallaştırır. Örneğin baykuş Türk toplumu için karamsarlıktır. Garuda kuşu ise kutsallık içerir. Totem dini olarak anılan bu maddi din, 1900’lü yıllarda çeşitli kabilelerde gözlemlenmiştir. Her toplumun kendine özgü totemleri vardı. Aslında totemizm “materyalistliktir” ve onun üstüne yüklenen mana, bilim adamının teoriye yüklediği gibidir.

 

dinsel perspektif sağduyusal perspektiften farklıdır, çünkü daha önce belirtildiği gibi, günlük yaşamın gerçekliklerinin ötesine, bu gerçeklikleri düzelten ve tamamlayan daha geniş gerçekliklere göre eyleme geçilmesi değil, bunların kabullenilmesi, bunlara inanç duyulmasıdır.”(C.GEERTZ, kültürlerin yorumlanması).

 

Antropoloji biliminde bir diğer konu başlığı “büyüdür.” Büyücülük üstüne çalışan antropologlar, burada yer alan ritüellerin maddi temellerine ve içsel mantığına ışık tutmuşlardır. Büyü ile din arasında karşıtlıklar sürgit bir durumdadır. Durkheim büyücünün bir cemaati olmadığı halde dinin cemaati vardır der ve arasına çok temel bir ayrım koymuş olur. Tüm bu tartışmalar, farklı yaklaşımlar antropoloji disiplininde farklı grupların oluşmasına nende olmuştur. Maddeci yaklaşımların karşısında idealci yaklaşımlar yer edinmişlerdir. Bu ikincilere göre yaşamın maddi konusu düşüncelerce etki altına alınır, belirlenir… Temsili ya da yorumcu antropoloji ise bu idealcilerin devamı niteliğindedir. LEVİ STRAUSS bu konumda bir temsilcidir.

 

Büyü olayının bazı unsurları vardır. Örneğin tılsım bunlardan biridir. Tılsım insanların üstünde etki bırakan bir temel ritüeldir. MALİNOWSKİ tılsım faktörünü üç başlıkta incelemiştir;

 

1) fonetik efektler. Örneğin rüzgâr ıslığı ya da gök gürlemesi türünden etki bırakıcı sesler.

2) istenen şey için kullanılan sözcüklerdir.

3) mitolojik anıştırmalar. Kültüre ait kişilerin tarihsel kahramanlarına yapılan atıfları içerir.[1]   

 

Antropoloji biliminde evlilik, soy, klan ilişkileri de önemli olan diğer konu başlığı olarak görülür. Kan bağları, aile bağları, ayrıca aşiret dediğimiz klan bağları, toplumsal kurumlar açısından temel konuları içermiştir. Bazı dönemler çok kadınlılık öne çıkmışken bazı dönemler de çok erkekli evlilikler ortaya çıkmıştır. Bazı kültürlerde kısırlık çok utanç verici iken bazı kültürlerde bekâret büyük utanç vericidir. Hatta bazı toplumlarda bakire kadınlar tercih edilmezdi. Bazı toplumlarda erkeğin saygınlığı kadınlarının ve çocuklarının fazlalığıyla artardı.

 

insan uyumunun en önemli yanı, daha önceden vurguladığımız gibi, sorunlara esnek, yaratıcı bir şekilde tepki verme yeteneğidir. (…) Bir akrabalık sistemine bakmanın yolu onu bir statüler ve karşılıklı roller modeli olarak görmektir. Söz gelimi İngiliz toplumunda “UNCLE” sözcüğü hem anne hem de babanın erkek kardeşi için kullanılır. Akrabalık ilişkilerini incelemek, antropolojinin asli bir alanıdır. (…) akrabalığı incelerken akılda tutulması gereken önemli nokta, akrabalığın biyolojik bir temel üzerine nasıl kategorilendirildiğinden ziyade bir toplumun üyelerinin akrabalığı nasıl sınıflandırdığıdır. (…) Her toplumda insanların farklı bir akrabalık düzeni vardır. Bunlardan ilki ve en önemlisi doğum yolu ile akrabalık, yani kandaş akrabalıktır. Akrabalık sistemleri toplumsal davranışa şekil vermekten çok daha fazlasını yapar ve bir statü ve roller örüntüsü oluşturur. (…) Saydamlık ideolojisinin güçlü olduğu toplumlarda, soy grubunun kolektif kimlik duygusu sadece ortak biyolojik atadan gelindiğinin farz edilmesi üzerinde değil, dinsel ve toplumsal anlamı olan inançlar, mitoslar ve simgelerden oluşan bir bütün üzerine temellenir. (…) Antropologlar soylardan klanlara kandaş (tek yanlı soy gruplarını) genellikle kapsadıkları bağlara göre sınıflandırırlar. Soy, kuşakları izleyerek ortak bir ataya bağlanan insanların oluşturduğu tek yanlı soydanlık grubudur. (…) Aşiret veya kabile birbiriyle yakın olmayan bağlarla bağlı belli sayıda ki alt gruptan oluşan ve merkezi olmayan bir soydanlık ve akrabalıktır.”(D.G.BATES, 21. Yüzyılda kültürel antropoloji, İstanbul üniversitesi bilgi yayınları).   

 

Modern toplumlar ile ilkel toplumlar arasında bir takım ayrımlar yapılmasında temel neden, toplumsal yapıların daha çok karmaşıklığa doğru değişim geçirmiş olmasıdır. Ticaret toplumundan endüstri toplumuna ve oradan da sibernetik topluma, teknoloji toplumuna evrilirken, insanlar, yeni toplumsal kurumlara da sahip olmuşlardır. Böyle olunca yeni insan tipleri, yeni “anlamlar” ya da yeni düşünce sistemleri de gelişmiştir. Antropoloji biliminin burada ki temel ayrımı ve çabasının özü, bu değişim geçiren insanların ve toplumsal tiplerin, diğer bir takım disiplinlere de katkı sağlamış olması bir yana onları hem geliştirmiş hem de onların yöntemlerinden etkilenmiş olmasıdır. Örneğin sosyoloji, arkeoloji, politika, biyoloji gibi farklı disiplinlerden yararlanmış olmasının altında yatan bu temel nokta, toplumsallığın sürekli karmaşıklık ile dönüşümüdür. TAYLOR şöyle yazar;

 

modern öncesi zamanlarda insanlar kimlikten ve tanınmaktan söz etmiyorlardı. İnsanların kimlikleri bulunmadığı için değil, bu kimliklerin tanınmaya dayanması nedeni ile de değil; tam tersine, bu kavramlar sorun yaratmaktan öylesine uzaktı ki, böyle adlar altında konuşlandırmalarına gerek bile duyulmuyordu.”

 

Modern toplumlar çeşitli kimliklere, farklı tiplere ya da rollere neden gereksinim duymaktadır? Toplumsal statü nedir ve neden ortaya çıkma gereği duyar?

 

Aslına bakılırsa ilkel sistemlerde “bütüncül” kavrama daha etkindir. Bir önceki not çalışmamda(dünün -5 Mart-tarihinde olan) “nesnel” akıl ile “öznel” akıl ayrımını anlatan bir aktarım sunmuştum. Bu aktarım da “evrensellikle bağ kuran akıl” olarak nesnel aklın, modern öncesi dönemde ki önemine vurgu yapılıyordu. İşte ilkel toplumlarda bir “anlam” bütüncül bir yapı içinde karşılık bulurken modern toplumlarda biçimlerin ve tekillerin kendileri birer anlam olma yolunda ilerlemiştir. Uzmanlık çağı olarak nitelendirilen bu modern çağ, bütünselin içine etmiştir.

 

LEVİ STRAUSS, yapısalcılık kuramında, akrabalık sistemleri ve mitlerin genel niteliklerini yakalamaya çalıştı. Bu tür sistemler, öğelerden oluşur ama öğelerin kendileri kategoriler ya da nesneler olarak değil, ilişkiler olarak resmedilir. Örneğin bir akrabalık sistemi bir anlama sistemidir ve bu nedenle de konumlar değil (statü), ilişkileri içerir. Bir baba kendinde baba değildir, ancak çocuğuyla ilişki içinde babadır.”(T.H.ERIKSEN&F.S. NIELSEN, antropoloji tarihi, iletişim yayın).

 

Antropoloji bilimi insanlığın dönemsel dönüşümlerinin temel zeminine yönelik bir incelemedir, bu durumda insanoğlu belli dönemlerde belirli bir takım “kültür zeminleriyle” anlamlandırılmışlardır. Örneğin “NATUFYEN” dönemi, uzun süreler yabanıl tahıl ve hayvana dayanan bir dönemin adıdır. Zaman içinde taş dibeklerle tahıl elde edilir, çanak ve çömlek is bu dönemlerde yapılmaya başlanmıştır. Bahçecilik ise bu sürecin bir devamıdır ve araştırmalara ilk Çin ülkesinde ortaya çıkmıştır. Bu dönem, tarımın en ilkel dönemi olarak tespit edilmiştir. Yerleşiklik hayatında liderlik rolleri, sosyal ortam ilişkileri, örneğin hediyeleşme gibi, daha çok öne çıkmıştır.  

 

Difüzyonistler, kültür kavramına evrimcilerden farklı olarak, kültürlerin köken ve tarihsellik olarak çeşitlendiren bir çalışma biçimleri vardır. 20. Asrın ilk on yıllarında öne çıkmıştılar ve evrimciliğe karşın daha cazip geliyordu. Döneme de hitap eden tarafları vardı. Öte yandan MARKSİST yaklaşımda antropoloji, her şeyden önce kapitalist bir zemine hizmet olmasıyla eleştirilmiştir. Bu eleştiri 20. Yüzyılın sonlarına doğru devam etmiştir. Antropolojinin ilk değişim geçirdiği yıllar, birinci dünya savaşı yıllarıdır ve önde gelen BOAS, BROWN, MALİNOWSKİ bilim adamlarıdır. İkinci dünya savaşından sonra ise daha evrenselci bir konuma kaydı.

 

KAYNAKÇA

 

C.P. KOTTAK, antropoloji, ütopya yayın,

 

T.H.ERIKSEN&F.S.NIELSEN, antropoloji tarihi, iletişim yayın,

 

P.SMİTH, kültür kuramı, babil yayın,

 

C.L-STRAUSS, ırk, tarih ve kültür, metis yayın,

 

J.C.DAVİS, insanın hikayesi, Türkiye iş bankası yayınları,

 

B.MALİNOWSKİ, büyü, bilim ve din, kabalcı yayın,

 

B.MALİNOWSKİ, bilimsel bir kültür teorisi, kabalcı yayın,

 

E.J.HOBSBAWN, tarih üzerine, agorakitaplığı,

 

D.G.BATES, 21. Yüzyılda kültür antropolojisi, İstanbul bilgi üniversitesi yayınları.

    

 

 



[1] B.MALİNOWSKİ, büyü, bilim ve din, sayfa; 72-73, kabalcı yayın.

 

Etiketler: ANTROPOLOJİ, BİLİM, TARİH