Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
"FELSEFE ÜSTÜNE NOTLAR": 44. BÖLÜM
  • Kategori: Felsefe
  • Tarih: 21 Şubat 2015

teknik gelişmenin bir belirtisi olarak, ileri endüstriyel toplumda, rahat, akla yakın, pürüzsüz, demokratik bir özgürsüzlük hüküm sürer. Gerçekten de, toplum açısından gerekli, ama üzücü bazı işlerin uygulanmasında, bireyi baskı altına almaktan makul ne olabilir? … Örneğin, kişisel teşebbüslerin, daha etkin, daha verimli anonim teşebbüsler halinde birleştirilmesi; eşit koşullara sahip olmayan ekonomik unsurlar arasında serbest rekabetin ayarlanması; kaynakların uluslar arası örgütlenmesini engelleyici imtiyazların ve ulusal hükümranlık haklarının bir araya toplanması. Bu teknolojik düzenin aynı zamanda, siyasal ve entelektüel bir düzenlemeyi de gerektirmesi belki üzücü ama buna rağmen, umutlandırıcı bir gelişmedir.”[1]

 

 

“ ‘… doğru olamayacak olandan başka bir şey kalmaz.’ Bu önerme, bizim terbiyeli kulaklarımıza pek küstah, pek saçma ya da bunun tam tersini söyleyen ‘gerçek olan ussaldır’ önermesi kadar düşüncesiz ve anlamsız gelecek. Buna karşın, bu önermelerin ikisi de, kışkırtıcı ölçüde kısaltılmış olarak, Batı düşünce geleneğinin mantığına yön vermiş olan Mantık Fikrini açıklarlar. Üstelik her iki önerme de aynı kavramı tanımlar. Yani, gerçeğin ve gerçeği anlamaya çalışan düşüncenin çelişkili yapısını. Dolaysız deney dünyası, içinde yaşadığımız dünyanın kendi gerçeğine varabilmesi için, anlaşılmak, değiştirilmek, hatta yıkılmak zorundadır.

Öznel ve nesnel dünyaları, karşıtlık içinde bir birlik halinde birleştiren Mantık=Doğruluk=Gerçek denkleminde, Mantık, yıkıcı güçtür; yani, teorik ve pratik mantık olarak, insanlara ve nesnelere doğruyu veren ‘olumsuz’ güçtür. Bir başka deyişle, insanların ve nesnelerin kendi gerçeklerine vardıkları durumdur.”[2]

 

“İlk dönem yazılarını tekrar keşfetmiş olduğu Marx, Marcuse’a bir şey öğretmiştir: Yabancılaşmanın derinliği ve sermayenin iktidarı karşısında, durumlarla ilgili kuramsal eleştirinin hiçbir gücü yoktur.dolayısıyla etkisiz kalmamak için, bir ideolojinin yavan görüntüsü olma lanetiyle muhatap olmamak için, siyasal uygulamalı olmak zorundadır, yani bir devrim sıfatıyla ilerlemesini bilmelidir. Peki, ama tarihsel materyalistlerin bütün ümitlerinin aksine, sosyalist devrim neden ilerlemedi? Şimşeğin çakmasını sağlayacak olan gerilimler mevcuttu oysa: zengin ve fakir ile güçlü ve güçsüz arasında ki bağıran tezat, halkların, savaşlarda boşalan, sadece uluslar arası boyutta çözülebilen rekabet mücadelesi. Neden bizzat sosyalizmin kendisi, Nasyonal sosyalistlerin ve Stalincilerin dehşetli diktatörlüğüne dönüştü? ‘kölelik yuvası’ –Marcuse’ün arkadaşı olan Horkheimer, çağdaş sosyal ve akılcı zihniyete böyle diyordu –sadece her türlü özgürlük denemesine karşı dayanmakla kalmıyordu. Ayrıca giderek sağlamlaşıyor, Marcuse’ün olgunluk dönemi aşamasını başlatan ikinci başyapıtında, ‘tek boyutlu toplum’ olarak tanımladığı şekle bürünüyordu. Bunun asıl sebebi neydi? Neydi peki medeniyetin gelişimini, Marx ve Engels’in hayatları boyunca inandıkları üzere, tam sosyal değişimin sahneye çıkışına doğru değil de, aksi istikamete yönelten? Medeniyeti, her bakımdan şekillenmiş olan bir toplumun seçeneksizliğine doğru götüren şey neydi?”[3]

 

 

Marcuse çalışmaları izlendiğinde antropolojiden psikoloji yaklaşımına kadar “negatif” ve “pozitif” ilgilerinin siyasal ve endüstriyel temelde yoğunluğu olan bir düşünürdür. Onun yaklaşımında “ileri sanayi toplumu” ve bu gidişata karşı duramayan (karşıt bir eleştiri geliştiremeyen anlamında) “refah toplumu” yaklaşımlarının Marksist eleştiri merkezi bir konumda yer almıştır. Diğer anlamda Marksist kuramla ve Hegelci tutumla yan yana ilerlemiş ve her ikisini de benzer noktalardan karşı eleştiriye geçmiştir. Bu benzerlik muhtemelen değil açıkça liberal siyasetin farklı bir yorumla ele alınışıyla yakından ilgilidir. Diğer anlamda liberal rasyonalist sistem, bireylerin baskı aracı olarak görülerek totaliter tutumların temel çıkış nedeni olarak yorumlanmıştır. Bu durum ise bildik modern aklın eleştirisine farklı bir cepheden yaklaşım anlamına gelmekteydi. Mesela Marksist kuramı cinsel ayrımcılıkla ilgili yoksun olmakla suçlarken liberal düşünce de teknik vurgusunu dillendirmiştir. Önceki bölümde söz edildiği üzere Althusser ile olan ayrımı da bu noktada yatar. Ayrıca Sartre gibi düşünürlerden de benzer noktadan ayrılır vs.

 

Marcuse sanayi devrimiyle değişen sosyal yaşamın teknik temelde mantıksal bir uyum içine nasıl sürüklendiğine tanıklık eder. Yani burada bir “teknik akıl” üretimi vurgu yapılmış ve gerçektende bu vurgu önemli derece de hak ettiği konuma da yerleşmiştir. Totalitarizm bildiğimiz anlamda demokrasi karşıtı bir yönetim olmaktan başka düşünür tarafından, çağın sanayi biçimciliğiyle de pek çok yakınlık içindeydi. Bu çok önemli bir noktaydı. Tek Boyutlu İnsan çalışması böylece Tek Boyutlu Toplum tiplerini yaratacaktır. Bu önemli bir ayrımdır.

 

Söylendiği üzere düşünür Hegel, Freud ve Marx ile yakın temasları olan bir düşünürdür. Frankfurt Okulu marx tutumlarını zamanla bir yana bıraksa da Marcuse bu konuda asla geri adam atmamıştır. Yani zaten sorun “bireysellik” ya da “özgürlükle” ilgili olarak genel bir çağsal sorundur. Bu sorun liberal ekonomi-politiğin bireyler üstünde meydana getirdiği rasyonel bir baskı sorunudur. Onun erken yaştan itibaren çalışmaları izlendiğinde sözünü ettiğimiz siyasal ve teknik baskıların bilinçlenildiğine tanık oluyoruz. Freud üstüne eğilirken devletin cinsiyetçi baskı kurumsallığına tanık olmuştur. Tam da bunları sorgularken 1960’lı yılların kadın hareketleri ve gençlik hareketleri düşünürün üst noktaya yerleşmesine olanak sağlamıştır. “yeni solculuk” olarak 1960’lı yılların gençlik eylemlerinde Marcuse adeta bir önder olarak görülen entelektüele dönüşecektir.

 

Düşünürün sorunu bireysellikle ilgilidir. Bu yaklaşımında Marksist tutumdan ayrılır ve bu ayrılmayı da zamanın değişimleriyle ilgili tutumlara karşı yorumlar. Düşünür iyi bir iz sürücü olarak görülebilir. Bu yüzden onun çalışmaları hali hazırda okunmaya devam etmektedir.

 

Aslında her şey 19. Yüzyıl pozitivist felsefesiyle başlamaktadır. Döneme ilişkin olarak Comte ve onun çağsal yorumu olarak pozitivist felsefe, bireyin rasyonel akla kurban gitmesi karşısında kaldığı çaresizlik, Frankfurt okulu üyelerinin bir araya gelmesinde etkilidir. Mesela Horkheimer bu noktaya çok büyük dikkat çeker, aynı şekilde Benjamin, Fromm ve nihayet Adorno ile Marcuse… Ancak ben bu süreçlere “siyaset bilimi” üstüne düşeceğim ileriki dönem yazılarımda derinlemesine eğileceğim. Bu yüzden Marcuse hakkında da orada yeniden düşüncelerimizi anlatacağım. Aydınlanma çağının bir neticesi olarak aklın tabulaştırılmasına karşın insanın antropolojisine dair olan vurguların merkeze alındığı bu entelektüel çabayı daha geniş olarak orada ele alacağım.

 

Dolayısıyla bu süreci anlatırken pragmatist İngiliz düşünüşüne ve deneyci-mantıkçı felsefelere yeniden geri dönerek temas etmemiz gerekecek. Şimdilik, siyaset felsefesine dair olan düşecek olduğumuz ileriki dönem notlarımıza bir ek katılım olmuş olsun yazdıklarım…

 

Şu aşağıda ki alıntıya aynen katılıyor ve çalışmanın ilgili yerinde yer alan anlatımın Marcuse adına önemli bir kayıt olduğunu belirtmek istiyorum…

 

 

Sevgiyle kalınız efendim…

 

 

“ Marcuse’ye göre çağdaş sanayi toplumuna ayırıcı niteliğini veren toplumsal süreci tanımlayan ve adını koyan Max WEBER’DİR. ‘ussallaştırma’ adı verilen bu süreç, insanın deneyim ve eylemlerini maliyetler ve yararlar türünden hesaplanabilir kılacak biçimde yapılaştırır ve toplumsal eylemi bu tür hesaplara dayalı kararların en yüksek verimle uygulanmasını sağlayacak biçimde örgütler. Marcuse’nin yorumuna göre, olayları bu şekilde anlaşılan insan aklının konusu kılmak, onları dünyayla ‘teknik’ bir karşı karşıya geliş tarzının konusu kılmaktır.”[4]

 

 

KAYNAKÇA

 

STEPHEN TROMBLEY, MODENR DÜNYAYA YÖN VEREN 50 BÜYÜK DÜŞÜNÜR, KOLEKTİF YAYIN,

 

M. FLEISCHER, 20. YÜZYIL FİLOZOFLARI, İLYA YAYIN,

 

HERBERT MARCUSE, TEK BOYUTLU İNSAN –İLERİ ENDÜSTRİYEL TOPLUMUN İDEOLOJİSİ ÜZERİNDE İNCELEME, MAY YAYINLARI,

 

HERBERT MARCUSE, ÖZGÜRLÜK ÜZERİEN BİR DENEME, AYRINTI YAYIN,

 

MARTİN JAY, DİYALEKTİK İMGELEM, BELGE YAYINLARI,

 

ANTHONY GIDDENS, SİYASET, SOSYOLOJİ VE TOPLUMSAL TEORİ, METİS YAYINLARI,

 

ZYGMUNT BAUMAN, BİREYSELLEŞMİŞ TOPLUM, AYRINTI YAYIN,

 

BRYN MAGGE, YENİ DÜŞÜN ADAMLARI, MEB YAYINLARI,

 

DER: A. DE CRESPİGNY & K.R. MİNOGUE, ÇAĞDAŞ SİYASET FELSEFECİLERİ, REMZİ KİTAP EVİ.

 



[1] Herbert MARCUSE, tek boyutlu insan, May yayınları.

[2] Herbert MARCUSE, tek boyutlu insan, May yayınları.

[3] Margot FLEISCHER, 20. Yüzyıl filozofları, ilya yayınları.

[4] DAVİD KETTLER (TRENT ÜNİVERSİTESİ, ONTARİO) , HERBERT MARCUSE –YABANCILAŞMA VE OLUMSUZLUK, ALINTI DERLEME KİTAP “ÇAĞDAŞ SİYASET FELSEFECİLERİ” ADLI ÇALIŞMADANDIR. REMZİ KİTAP EVİ. 

 

Etiketler: MARCUSE, ELEŞTİRİ

Resim Galeri