Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
"FELSEFE ÜSTÜNE NOTLAR": 52. BÖLÜM
  • Kategori: Felsefe
  • Tarih: 04 Mayıs 2015

Ama şurası dikkate değer ki, metafiziğe karşı takınılan her tavır, bizzat belirli bir metafiziğe bağlı olmuş ve her zaman öteki türden metafiziksel tasarımlara dayatılmıştır. Öyle ki, tüm yadsımalara ve hakkında çıkarılan tüm ölüm ilanlarına rağmen, metafizik, küller arasından sıyrılıp yeniden canlanan bir Anka kuşu gibi daima üste çıkmayı bilmiştir. Yeniçağ, Galileo ve Descartes ile birlikte, Aristoteles metafiziğine karşı yeni bir matematik ve bağlı olarak da yeni bir matematiksel doğa bilimine yer açmak için girişilen saldırılarla başlamıştır. Ama ne var ki, hemen ardından, teolojiden ya tamamen bağımsız, ya da kısmen teolojik olan yeni metafizikler ortaya çıkmıştır. Yani, Descartes’ın, Spinoza’nın, Leibniz ve Wolff’un metafizikleri ortalığı kaplamıştır. Bu metafiziklerde açınlama yerine akla başvurulmuş, bir dedüktif sisteme dayanılarak evrenin yapısı, more geometrico tarzında kavranmak istenmiştir. Bu metafizikler, özellikle Locke ve Hume gibi ampiristlerce hemen yadsınmışlardır. Çünkü ampiristlere göre, tüm bilgimiz deneyden çıkar ve akıl kendi başına evren hakkında hiçbir bilgi oluşturamaz. Bu saldırılar en yüksek noktasını Kant’ın ‘Salt Aklın Eleştirisinde bulur. Eleştirel ilke, görüden yoksun kavramların boş olduğuna dayanır ki, bu Leibniz-Wolff metafiziğine karşı yöneltilmiş bir ilkedir ve aynı zamanda geleneksel metafiziğin her üç bölümünü de kapsar; yani rasyonel ontoloji, teoloji ve psikolojiyi. Özellikle de, bu geleneksel metafiziğin, aklın tek başına duyu verileri olmaksızın nesneleri oldukları gibi bilebileceği kabulünü karşısına alır. Ama Kant, böyle yapmakla, metafiziği hiçte alıp bir yana atmaz. Tersine o, bir bilim olarak kabul edilebilecek yeni bir metafiziğin temellerini atmaya çalışır. Ne var ki, bu saldırılardan hemen sonra metafizik, hiç de bir bilim olarak karşımıza çıkmaz. Tersine, özellikle Kant’tan sonra o, bir diyalektik spekülasyona dönüşür. Burada artık mutlak, nesneler çokluğu içinde değil de, öznenin kendi içinde, Ben’de (Fichte), özne ve nesnenin özdeşliğinde (Schelling) ve tinde (Hegel) aranır. Bu gelişim Hegelci diyalektikte en güçlü biçimde doruğuna ulaşır.”[1]

 

 

Olabildiğince açık bir biçimde görüldüğü gibi aslında metafizik, kendi içsel sistemini kendinden yola çıkarak değil ayrıca, varlıklar üstünde yapılan tartışmalarla da kurmayı pekâlâ başarabiliyormuş.

 

Metafizik iki türden bakıldığında; duyu-ötesi –ya da insanın fizik dünyanın dışında –bir dünya tasavvuru olarak anlaşılır ve ayrıca; “bütüncül” yaklaşımı karşılayan bir başka anlama şekline de sahiptir. Diğer bir anlamla bütüncüllük varlıklar âlemine evrensel bir ölçüt arayışı olarak da anlaşılabilir. Metafiziğin “bütüncüllüğü” birçok farklı içerikli idealist ya da materyalist tutumlarca pekâlâ kullanılmaktadır. Bunun anlamı açıktır; metafizik evrensel bir kavrayış arayışından ortaya çıkabilir. Burada örneğin “metodoloji” dediğimizde, sistemsel kurguların bütüncüllüğünün soruşturulması ya da işleyişi ile ilgili bir yaklaşımdan söz etmiş oluyoruz. Bir diğer örnek olarak “metalaşmak” yabancılaşmaktır ve bu aslında, bütüncüllüğün delinmesi anlamına da gelir. Diğer anlamda bir nesnenin metalaşması onun varlık temelinden ayrılmasını karşılar. Yani kendi realitesinden kopması bir şeyin, metalaşmasıdır, yabancılaşmanın bir türüdür. Bu bağlamda toparlarsak eğer metafizik disiplinler realiteden öteye geçme çabasını karşılar. Realite, duyular dünyasını karşılar.

 

Konuya başka bir yaklaşımla bakılırsa, sözgelimi analitik bir yaklaşımla tekil olandan tümel olana varış, metafiziğin tersine bir yönde ilerlemektir. Ancak bu durum metafiziğin ortadan kalkmasına yeterli gelmez. Her ne olursa olsun tekil olanların vardığı bir tümel bir şekilde bir metafizik tarafgirliği içinde olabilmektedir. Sözgelimi Aristo’nun kavramsal analizleriyle sistemlerin sorgulanması metafizik sistemlerinin doğum şeklidir. Aristo Platon’un “idealar” dünyasını kavramsallaştırarak geliştirmiş ve bu sayede aslında metafizik sistemlerinin doğmasını da sağlamış oluyor. Kavramsallaştırarak bir mevzuyu tartışmak onun, varlıklar âleminde edindiği konumu sormaktır ve bu ise metafiziği temellendirmenin bir yoludur aslında. Evrende meydana gelen olaylar bu sayede –yani kavramsallaştırma çabası ve metafiziksel tutumla, varlık konusu haline de dönüşmüş oluyor. Dolayısıyla metafizik;

Varlıklar âlemiyle ilişki kurmanın da bir yolunu resmetmez mi?

 

Felsefenin metafizikle ilgisi nihayetinde Sokrat ile daha bir ortaya çıkmış, Platon ve Aristo aracılığıyla sistemsel bir norma dönüşmüştür.

 

Metafizik o halde varlıklarla ilgili ne varsa –ki biz insanlar da dâhil (yaşantıyla birlikte) tümüyle “yaşamsal” döngüyü sorgulayan bir çalışma türüdür. Ya da en azından bu tertip içinde ortaya çıkmıştır. Bu çalışma fiziğin yasalarının ötesinde (duyu-ötesinde) farklı bir varlık eleştirisine yönelir. Ancak metafiziğin bu durumu felsefe dünyasında sorunlu bir virüs olmasına ve böyle algılanmasına ya da, neden olur. Gerçekte varlık ötesi tam olarak neyi temsil ediyor acaba? Yani aklın ötesinin sorgusu için akla gerek varsa, varlık ötesi içinde bir varlıklar ilişkisine ihtiyaç olmalıdır. Buna bilim yapma tarzı da diyebiliriz sanıyorum.  

 

Metafizik tartışmalar elbette sonlandırılmaya yönelik tartışma konularını içermedi. Bu bağlamda düşündüğümüzde her dönemde (ya da çağsal dönüşümlerde) kendine özgü (eş deyişle; kendinden yola çıkan) metafizik üretmeyi de bildi. Sanki yılan hikâyesi gibidir… Ancak bu durumda –yani bu tartışmalar eşliğinde, her dönemin kendine özgü bir sistemsel döngüye bürünmesine de neden oldu. Matematik veya pozitivizm de nihayet, etkili çağlarında belli bir oranda metafizik sistemlerin yolunu da açmış oluyordu. Bu türden okullar için “metafiziğin olanaksızlığı” bana göre belli türdeşliklerle üretilmiş –eş deyişle, belirlenmiş bir yorumlar bütünüyle düşünülmüş şeylerdir.  Sözgelimi pozitivist felsefe dine karşı cephe savaşına girdiğinde metafiziği suçlu bularak felsefeyi dogmalaştırma çabasına da girmiş oluyordu. Bu ise bilimcilik denilen daha feci bir hastalığa neden oldu ve bu hastalık zaten bir tür anlamda metafizik demektir de. Yani din ile metafiziği yan yana koyma çabası bir safça geliyor bana her zaman.

Bir kavrayış ya da yaşantıya karşı düşmanlık yapmak, o tarafın geçerliliğine ayrıca yetkin bir delil demektir. Metafiziğe karşı düşmanca tavırlar onun sadece biçimsel bir yanına karşı saldırıdan ötesini temsil edemez.

 

Deneyciler açısından metafizik gereksizdir yaklaşımı çok salakçadır. Kaldı ki bu sürecin inşası metafizikle mümkün olmuştur. Benzer biçimde materyalist sistem de bir tür metafiziktir zira bunu bir “bütünlük” içinde vermeksizin bir sistem yapamazdınız: o halde zaten bu ise başka tarz bir metafizik olup çıkmaz mı?

 

Demek ki metafiziğe düşman olmakla insanların inanç sistemlerine düşman olmak arasında ciddi bir “teknik” yakınlık söz konusudur. Kaldı ki benim şahsi kanaatim de bu yöndedir ve metafizik de bir şekilde bir insan gerçekliğidir. Bunu kabullenip ona ayrı bir alan tahsis etmek belki de en akıllıca olanıdır; kim bilir?

 

Mesela zihin-beden sorunsalına baktığımızda orada gördüğümüz şey, insan beyninin bir bütünlük içinde “işleyiş” imkânına sahip olduğudur. Ancak işleyiş her zaman tekil ile tümeli birlikte içermeye zorunludur. Kendi başına bir “tekilden” söz edilebileceği kanaatine sahip değilim. Bilimsel gelişmeler ile metafizik ilişkisinde felsefeye dair geliştirilen modern yorumlar (Husserl ya da Carnap) belli oranda doğrudur ve kabul görmektedir. Çünkü gerçekten de modern bilimden söz ettiğimiz de burada bir mantık, teknik, zihin ve kültür temelinde derin değişimler yaşandığı görülmektedir. Felsefeyi buradan hareketle yeniden yorumlamak elbette mantıklı ve tutarlıdır. Nihayetinde Aristo için karşılık bulan felsefe –eş deyişle varlığın ilk ilkesi olarak metafizik, gelinen çağlar itibariyle artık çok atıl bir yaklaşımdır.

 

Temel sorgu biçimini varlık üstünde bulan metafizik, çoklu bilim ve mantıklar dünyası olarak modern dünya da aynı temel sorguyu varlık üstünde yerleştirmeyi kolaylıkla savunamaz artık.

 

Birkaç örnek anlatımla,

 

Sevgiyle kalın!

 

 

Eğer metafizikte kavramsal çözümleme için bir görev varsa, bu görev nedir? Görünüşe bakılırsa çok az. Metafizik, kavramları ve anlam bilimi değil, dünyada var olanı ve bu var olan şeyin neye benzediğini incelemelidir. Bilimin geniş anlamda bu konu ile son derece ilgili olmasını bekleyebiliriz, ancak filozofun kuramsal düşünceleri kavramların çözümlenmesiyle ilgili değildir…”[2]

 

 

“Genellikle modern bilim ortaçağ bilimine karşıt olarak karakterize edilir. Şöyle denir: Modern bilim olgulardan hareket eder, buna karşılık ortaçağ bilimi genel spekulativ önermelerden ve kavramlardan hareket ediyordu. Bu belli bir bakımdan doğrudur. Fakat şu da yadsınamaz ki, ortaçağ ve antikçağ bilimleri de olguları gözlemliyordu ve modern bilimde tümel önermeler ve kavramlarla çalışır. Bu durum öyle bir yere vardı ki, modern bilimin kurucularından biri olan Galileo, kendisinin ve öğrencilerinin skolastik bilime yönelttikleri suçlamaların aynısına maruz kaldı. Galileo ve öğrencileri skolastik bilimin ‘soyut’ olduğunu, yani genel önermelere ve ilkelere göre hareket ettiğini söylüyorlardı. Oysa daha da seçik ve bilinçli bir biçimde Galileo’nun da durumu aynıydı. Dolayısıyla bilim karşısında alınan kadim ve modern tutum arasındaki karşıtlık şu sözlerle kurulamaz: işte kavramlar ve ilkeler orada, ve işte olgular burada.”[3]

 

 

“Bizim kabul ettiğimiz felsefe görüşünün, deneyciliğin bir biçimi olarak betimlenmesinin yerinde olacağını sanıyorum. Çünkü bir deneycinin özniteliği, her olgusal önermenin duyu-deneyine yöneltimde bulunması gereğine dayanarak metafizikten kaçınmaktır. Bir çözümleme etkinliği olarak felsefe yapma kavramı, deneycilerin geleneksel kurumları arasında bulunmasa bile, bunun, onların uygulamalarında, örtük olarak bulunduğunu gördük…”[4]

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

JEROME A. SHAFFER, ZİHİN FELSEFESİ, İZ YAYINCILIK,

 

 

JOHN R. SEARLE, TOPLUMSAL GERÇEKLİĞİN İNŞASI, LİTERA YAYINCILIK,

 

 

G. DELEUZE & F. GUATTARİ, FELSEFE NEDİR? YKY YAYIN,

 

 

MARTİN HEİDEGGER, BİLİM ÜZERİNE İKİ DERS, PARADİGMA YAYIN,

 

 

MARK RICHARD, ANLAM, GUGUKKUŞU YAYINLARI,

 

 

D’ALEMBERT, FELSEFENİN ÖĞELERİ, ÖTEKİ YAYINLARI,

 

 

MARGOT FLEISCHER, 20. YÜZYIL FİLOZOFLARI, İLYA YAYINLARI,

 

 

B. RUSSELL, SORGULAYAN DENEMELER, SAY YAYINLARI,

 

 

ANTONY FLEW, FELSEFE SÖZLÜĞÜ, YERYÜZÜ YAYINLARI,

 

 

IMMANUEL KANT, PROLEGOMENA, İDEA YAYINLARI,

 

 

DER: DOĞAN ÖZLEM, GÜNÜMÜZDE FELSEFE DİSİPLİNLERİ, İNKILAP YAYINLARI,

 

 

ALFRED JULES ADLER, DİL, DOĞRULUK VE MANTIK, METİS YAYINLARI,

 

 

B. RUSSELL, FELSEFE SORUNLARI, KABALCI YAYINLARI,

 

 

B. RUSSELL, ANLAM VE DOĞRULUK ÜZERİNE, İTALİK YAYINLARI,

 

 

HEİNZ HEİMSOETH, FELSEFENİN TEMEL DİSİPLİNLERİ, DOĞUBATI YAYINLARI.

 

 

 

 



[1] FRITZ HEINEMANN, METAFİZİK, EDİT: DOĞAN ÖZLEM, GÜNÜMZDE FELSEFE DİSİPLİNLERİ, İNKILAP YAYINLARI.

[2] FRANK JACKSON, kuramsal (armchair) metafizik, edit:Mark RICHARD, ANLAM, GUGUKKUŞU YAYINLARI.

[3] MARTİN HEİDEGGER, BİLİM ÜZERİNE İKİ DERS, PARADİGMA YAYIN.

[4] A. JULES AYER, DİL, DOĞRULUK VE MANTIK, METİS YAYINLARI.

 

Etiketler: MANTIK, MODERN, BİLİM

Resim Galeri