Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
KÜLTÜR NOTLARI, MODERNLİK NEDİR?
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 14 Şubat 2014

Toplumların tarih içindeki gelişim aşamalarında taş aletlerle avlandıklarını, zamanla kargıları kullandıklarını ve bir süre sonra ise toprağı ekmeye başladıklarını, avcı-tarım yaşam tarzına geçtiklerini öğreniyoruz. İnsanlar alet kullanırlar, bu aletleri geliştirirler ve onları yaşamlarına sistematik olarak uyarlarlar. Bu insanın primatlardan ayrılan önemli bir özelliğidir. Ancak bazı hayvan türleri de alet kullanabilmektedir.

 

alet kullanımı insan olmayan birkaç tür arasında da görülmektedir. Örneğin, Güney Amerika’nın GALAPAGOS adalarında böcek ve tırılları ağaç kabuklarından çıkarmada küçük dal parçalarını kullanan ‘ağaç kakan ispinoz’ kuşları vardır. Deniz samurları, beslenmeleri için önemli olan, deniz kabuklarını kırarak açmak için taşlardan yararlanırlar. Kunduzlar baraj inşaatlarıyla ünlüdür.”(C.P. KOTTAK, antropoloji, ütopya yayın, sayfa: 156)

 

Zamanla at eğerlerinden üçlü pulluğa, su değirmenlerinden buharlı gemilere kadar gelişen icat etme insan için bir kültür üretimi neticesindendir. İnsan tüm bunları bir kültür icat ederek başarabilmiştir. Bu anlamda dünya evrensel bilim düşünceleri tüm insanlığa aittir.

 

Toplumların zihinsel gelişimleri, dil ve kültür bağlamlarında ortaya çıkar. Bireyleri bu bağlamlar içinde üretilir ve kimlik, bu üretimin resmiyetini karşılar. Her birey bir rol ile karşılandığı gibi her rol bilinci ise kültürleşmenin bir neticesidir. İnsanı doğadan ayıran ve doğayı insana yabancılaştıran kültürdür. Hemen her topluluk bir biçimde bir kültür olgusunun içinde bilinçlenir.

 

dünyanın özelliklerinden bazıları biz insanlardan, tutumlarımızdan ve faaliyetlerimizden bütünüyle bağımsız olarak mevcuttur. Diğerleri ise bize bağımlıdırlar. Örneğin bu özelliklerden her ikisine de sahip olan bir nesneyi, şuanda üzerinde oturmakta olduğum şeyi göz önüne alalım. Bu nesne belli bir kütleye, belli bir moleküler yapıya sahiptir ve bunlar bizden bağımsız olarak mevcuttur. Fakat bu nesne aynı zamanda bir sandalye olma özelliğini taşır. Onun bir sandalye olması, bir sandalye olarak tasarımlanmış, üretilmiş, satılmış ve kullanılmış olmasının bir neticesidir. Bir sandalye olmanın bu tür özellikleri gözlemciye bağlı ya da bağımlıdır.”(FİLOZOF J.SEARLE, zihin, dil, toplum, litera yayıncılık, sayfa: 132-133)  

 

İnsanlar bu kültürleri içerisinde aynı zamanda bir “anlamlandırma” içindedirler ve her insanın bir kültür içine doğması aynı zamanda bir dil ve anlamlar sistemine doğmuş olmasını karşılar. Bu bağlamda toplumlar kültürleriyle bir birlerinden ayrılırken bu ayrımı, kendi kültür çevrelerinde meydana getirdikleri üretimleri sayesinde belirgin kılabilirler. Öyle ise her toplum ancak kültürünü geliştirerek ayakta kalabilir ve toplumlar bu sayede evrensel zorunluluklara dayatılmaktan sıyrılabilirler.

 

Modernlik evrenselleştirici bir etkiye sahiptir çünkü akılcılaştırma onun temel biçimlenme sürecidir.

 

modernlik, yapısal olarak küreselleştiricidir ve bu olgunun sarsıcı sonuçları modernliğin düşünümsel karakterinin döngüselliğiyle birleşerek risk ve tehlikenin yeni bir yapıya büründüğü bir olaylar evreni oluşturur. Modernliğin küreselleştirici eğilimleri eşzamanlı olarak hem yaygın hem de yoğun niteliktedir. Hem yerel hem de küresel kutuplarda karmaşık değişim diyalektiğinin parçası olarak bireyleri geniş ölçekli sistemlerle bağlantılı duruma getirirler… Modernlik, yapısal olarak geleceğe yöneliktir. Öyle ki, ‘gelecek’, karşı-olgusal model oluşturma statüsünde durur.”(GİDDENS, modernliğin sonuçları, ayrıntı yayın, sayfa: 160)

 

Modern toplumlar gerilim içindedir. Gerilimin kaynağı, modernitenin “geleneksel” ayrımında yatar. Bu aslında bizatihi bir “ötekileştirme” biçimi olarak geleneğin aklileştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Akla uygunluk evrensel bir imgelemden sıyrılmak değildir ama evrenselin tikel içinde eritilmesidir. Modern akıl tikeli özenle evrensele yönlendirir. Bunun için bir eyleminiz her zaman belli bir biçim içinde ya da bir tikel içinde karşılanmak zorunda kalır. Örneğin bir giyim, sanat ya da politik yorumunuz bir biçimde modernleştirici bir akıl zorbasına dayandırılır. MARX bu yeniçağda “somut” ile “soyut” olan arasında bir çatışma sezmiştir. Onun bilim olarak tarihi yorumlaması boşuna değildir. Benzer biçimde WEBER aynı çatışmaya ve ayrıma dikkat çeker ama yeniçağdan değil yeni insan tipinden dem vurur.

 

“MARX, kuşkusuz, çelişki kavramını HEGEL’DEN aldı… ‘çelişki’ terimi ile, bir toplumsal sistem içerisindeki her biri diğerine bağımlı olan ancak aynı zamanda birbirlerini yadsıyan iki yapısal ilkenin varlığını anlıyorum. Böyle bir çelişki anlayışının mantıktaki çelişki fikriyle ve diyalektikle yakın ilişkiyi sürdürdüğünü düşünüyorum.”(GİDDENS, tarihsel materyalizmin çağdaş eleştirisi, paradigma yayın, sayfa: 255)

 

Modern toplumun bu “çelişki” içinde karşıtlarının bir etkileşimi ile yeniden üretimlerine tanık olmaktayız. Tarihin tekdüze gelen uzun yüzyılları modernite içinde çelişkilerle, daha doğrusu “ötekileştirmelerle” üretimin yeni bir türünü getirmiş olmaktadır. Aydınlanma ile birlikte başlayan “bilimsel” paradigma, 20. Yüzyılda büyük bir kibre dönüşür. Pozitivizm bu kibrin felsefesidir ve sosyoloji ise kibrin aklileştirilmesini savunmuştur. Bu dönemin kendine özgü kültür tipleri ortaya çıkmıştır. Aslında bu dönemin nihayetinde ara kültür oluşumları meydana gelmiştir. Sınıfsal analizlerle baktığımızda aşağı kültür ile üst kültür arasında bir da ara kültür olan biçim ortaya çıkmaktadır. Biz buna popüler kültür olarak da yaklaşabiliriz.

 

(…)

 

Sanayileşme çağıyla ortaya çıkan modern insan ve yaşam tipleri, zamanla post-modern bir algı içinde gözlemlenmek istenmiştir. Fordist bir çalışma yerini esnek-fordist bir anlama terk etmiştir. Bilgi çağı olarak görülen bu yeni dönem sosyal ağların zaman ve mekân aşımında etkili birer figürü haline gelmiştir. Kültür, artık yeniden bir dönüşüm içine girmektedir. Küreselleşme toplumlar arası bağlamları daha karmaşık hale getirmiştir, artık mekân bir sorun olmaktan çıkmaya başlamış ve “küreselleşme” ile bir ortak dünya algısı ortada durmaktadır. İnsanlar arası ilişkiler doğal tepkileri barındırmaya yönelmiştir; yani bencillik ve bireycilik iletişimde egemen olmaya başlamıştır. Yabancılaşma artık iletişimde temel bir zemin olmuştur. Bir genel toplumsal kültürden bahsetmek çok zor olmaya başlamıştır. Kuşak çatışması oldukça geniş bir makası andırmaktadır.

 

“toplumsal anlamda modernlik, standartlar, ümit ve suçlulukla ilgilidir. Standartlar; cezbeden, ayartan ya da kışkırtan fakat sürekli uzayan, kovalayanlardan daima bir iki adım önde olan ve her halükarda peşindeki avcıdan biraz daha hızlı giden standartlar.”(Z. BAUMAN, POSTMODERNİZM VE HOŞNUTSULUKLARI, ayrıntı yayın, sayfa: 104)

Etiketler: POSTMODERN, TARİH, KÜLT