Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
PRAGMATİZM NEDİR?, KİTAP
  • Kategori: Kitap
  • Tarih: 20 Eylül 2012

"PLATON, karşıtları, madde olarak ele alıyor; ama ideayı `bir` diye alıyor. Doğa felsefecileri ise taşıyıcı maddeyi `bir` , karşıtları ayırıcı özellik ve biçim diye kabul ediyorlar. Anaksimandros gibi bazı doğa filozofları da aynı neticeye gidiyorlar. Empodekles ile Anaksagoras gibi birlikte, çokluğun olduğunu söyleyen bütün felsefecilerde öyle!! Nitekim bunlarda öteki nesneleri karışımdan çıkarıyor. Empedokles= ögelerin dönüşümlü değişimini ele alırken, Aanksagoras= bir kerelik bir değişimi ele alıyor. Bu noktada birbirlerinden ayrılıyorlar. .... (...) İlkeler sayıca ve türce sonsuz olsa bu ilkelerden kaynaklanan nesneleri bilmek olanaksız olur. Çünkü biz bileşik bir nesnenin hangi ilkelerden ve kaç ilkeden oluştuğunu bildiğimiz zaman o nesneyi bildiğimizi düşünürüz. (...) Varolanlardan hiçbiri ilineksel anlamda olmadıkça bir başka nesneyi rastgele etkilemez. Rastgele herhangi bir nesneden de rastgele bir nesne oluşmaz... (...) Oluşan her şey her zaman bir bileşiktir; bir oluşan bir şey, birde oluşan nesne haline gelen bir şey var; bu oluşanda ikili, ya taşıyıcı ya da karşıt... "(ARİSTO)

 

"Epiküros`ta `önsezi` demek; bir şeyin , anlayış, araştırma ve tartışma mümkün olmadan, zihin tarafından önceden kavranmasıdır.."(ÇİÇERO)

 

"İnsan kendini evrenin yaratıcısına layık kılamasada, kendini evrene layık kılmaya çalışmalıdır. Kendini insan olmaktan evrenin doğası haline dönüştürmeli ve tabir caiz ise küçük bir evren olmalıdır"(PHİLO)

 

"Felsefe düşüncelerle tarihe yaklaşır ve tarihi düşüncelere göre ele alır. Felsefenin tarihe getirdiği biricik kavram sadece us`tur. Buna göre US dünyaya egemendir ve dünya-tarihinde her şey US`a uygun olmuştur. Bu kanı ve bilgi tarih açısından bir varsayımdır. Ama felsefede varsayım değildir!! Felsefede spekülatif bilgi yolu ile şu nokta kanıtlanıdr; US, yani TÖZ, sonsuz güç olarak bütün doğal ve tarihsel yaşamınsonsuz maddesidir; sonsuz form olarakta kendinde taşıdığı içeriği gerçekleştirmesidir. TÖZ deyince, tüm gerçekliğin kendisi ile ve kendisinde varlığını ve kalıcılığını kazandığı şeydir. US`un sonsuz güç olması demek; kendi içeriğini yalnızca ideal ve gerekirlik alanına girebilecek ve gerçekliğin dışında özel bir şey gibi varolacak derecede güçsüz olmaması demektir. US`un sonlu eylem gibi, dış malzemenin koşullarına, kendilerinden besleneceği ve etkinliği için nesneler alacağı, hazır araçlara gereksinmesi yoktur. O kendisinden beslenir""(HEGEL)

 

NE kadar da süslü sözler diğ mi? \"smiley\"

 

"Felsefi olmayan bir söylemde ortaya çıkan birçok ifade vardır. Onlar, onları kullanan, duyan veya okuyanlar tarafından mükemmel derecede açık bir şekilde anlaşılmalarına rağmen yine de olgu durumlarına uymayan bir tarzdaki dilbigisel ya da sentetik şekiller içerisinde ifade edilirler. Bu tür ifadeler yeniden formüle edilebilirler,

onlar felsefi olmayan bir söylem için değil, felsefe için, kaydedilen gerçeklere uygun sentetik forma sahip ifadeler içerisinde yeniden formüle edilebilirler"(RYLE)

 

"F.BACON, `bilimlerin dışında, onları bir uyum içinde düzenleyecek, bir amaca yöneltecek bir güç olmalı` diyor. Bilime gerekli olan felsefedir. Bilimsel yöntemin incelenmesi, bilimsel amaçların ve sonuçların bir uyum içinde ayarlanması şarttır. Doğanın bütünlüğünü ele almadan, tek tek olayları ele almayı, böylece Bacon, yermektedir!"(W.DURANT)

 

"Deneyim ötesinde hiçbir bilgi oluşamaz; fakat her histe, her sezgide kendi dışında bir varlığa yönelen bir unsur, bir anlam vardır. Bu şekilde deneyim içinde, öznel ile nesnel, bireysel ile tümel birleşmiştir. Düşünceyi eşyadan ayrı sayarak onda sabit biçimler kabul etmek doğru değildir."(M.EMİN-DEWEY)

 

 "İfade, işaretlerin özüne ait olan ve nihayet kendisinden hareketle, çözümleme ya da sezgi yolu ile, onların `anlam olup` olmadıklarına, hangi kurala göre birbirlerini izleyeceklerine ya da üstüste konulacaklarına, işaret olacaklarına, hangi eylem türünün onların (sözlü ya da yazılı) oluşumu tarafından gerçekleşmiş bulunacağına karar verebileceğimiz bir varoluş fonksiyonudur...

`Altındağ Meksika`dadır` önermesi mantıkçılar tarafından, nesnel bir karşılığı olmadığı için, yanlıştır. Ama bu bir ifadedir ve karşılığı nesnel bir arayış olarak aranmaz.... Bu cümle nekadar anlamsız olursa olsun, o bir ifade olarak bir şeyle ilgilidir""(FOUCAULT)

 

Foucault`un buradaki eleştirisi çok dikkate değerdir ve dilin mantıksal ya da yapısal analizlerindeki katı tutuma karşı ise, derinden bir eleştiridir. Bu bağlamda post-modern bir anlama biçimi olarak, modern empirist ve determinist dayatmacı yaklaşımlara karşı duruşu temsil etmektedir. Dil, sadece pragmatist bir araç niteliğine sahip değildir, o ayrıca, bir amaçsallık gücüne de sahiptir. Bu yüzden, en azından benim felsefeden umudum, metafizik söylemlerin dikkatle gözden geçirilmesidir, onları umutsuzluk içinde yoksun bırakmak değildir!

 

"Kelimeler, konuşan kişinin fikirlerinin işaretleridir ve kimse bunları, zihninde bizzat sahip olduğu fikirlerden başka bir şeye, dolaysız işaret olarak uygulayamaz.""(LOCKEU)

 

"Kültürlü ve zihinsel olarak aktif kimseler arasında evliya tezkirecileri artık çok rağbet görmez; bu hçite şaşırtıcı değildir. Bu kimseler; doyumsuz bir çeşitlilik ve eğlence iştahlara sahiplerdir. Bayağı kalabalıklar, kalabalıklar hakkında okumayı tercih ederler. Bu yüzden, epik, drama ve roman listelerinin bütününde gerçekten teolojik velilerin temsillerini görmek neredeyse hiç mümkün olmuyor."(HUXLEY)

 

"İNSAN, doğası gereği hep en yakın ve en baskıcı sonuca yöenlemktedir. Önce ihtiyaçlarını sonra zevklerini düşünmektedir. Mesela felsefeyi, tarım ya da tıp, ekonomi v.s. gibi konulardan sonra düşünür. Ve sonra kendi-üstüne geri döndüğünde ve düşünmeye başladığında, yargılama-eylemine kurallar koymaktadır;bu mantıktır!

Söylemlerine koyduğu kurallar gramer, arzularına(kural komuşsa) ise ahlaktır."(FOUCAULT)

 

"Materyalist bilgi kuramı özne sorunu karşısında çok açık bir tutum alır; bu kurama göre nesnesiz bir öznenin düşünülebilmesi olanaksızıdır. Bilinçten bağımsız varolmak, nesnel gerçekliğin özü gereğidir.(...)

Ethik, insanın kılgısal yaşamının özel yanını düzenler... (...)

İnsanın başkaca hiçbir çabasında özenllik, bireysel estetik alanda olduğu kadar açık biçimde belirginleşmez; yine başkaca hiçbir insan emeğinde kişisel öğe estetik alanda olduğu ölçüde her türlü nesnelliği kurucu, tüm bağlamlar açısından yön verici bir önem taşımaz..."(LUKACS)

 

"Kant dahi felsefeye, bilim karşısında egemen bir rol vermekteydi.(...)

Kant`tan bu yana bilim artık, felsefe tarafından ciddi biçimde kavranmamaktadır."(HABERMAS)

 

"İnanç ya da yargı denilen şey, bir zihni, kendinden başka birçok şeylere bağlayan inanma ya da yargılama bağıntısından başka bir şey değildir. Bir inanma ya da yargılama eylemi, belli bir zamanda birkaç terim arasında inanma ya da yargılama doğamasıdır. .... Yargılama esnasında, zihne özne diyeceğiz, geri kalan terimlerede nesne diyeceğiz... Yargılama bağlantısında `anlam` ya da `yön` denen şey var."(RUSSELL)

 

"Gerçekte sayı kavramının oluşumu, ne Pionecare ve Brouwer`in ileri sürdüğü sezgi gibi bir mantık dışı mekanizmaya; ne de Frege ve Russell`in dedikleri gibi salt mantığa dayanır! Sayı kavramının oluşumu, ögeleri mantıksal olan, fakat bu ögelerin ilişkisinden çıkan işlemlerin küme ya da ilişki içlemlerine görmediği bir işlemsle birleşime dayanır. ... (...)

Klasik bilgi kuramları, başlangıçta `bilgi nasıl edinilir?` sorusu ile ilgiliydiler. Bu soru, çok geçmeden, mantıksal-matematiksel bilginin, ampirik türdeki deneysel bilginin .v.b. yapısına ve ön koşullarına göre çeşitli sorunlara ayrıştı. Ancak, çeşitli geleneksel epistemolojilerin ortak postulası olduğudur ve çeşitli bilgi kalıplarımız sürekli eksik olsa ve çeşitli bilimlerimiz henüz tamamlanmamış bulunsa da, elde edilmiş olan elde edilmiş demektir ve bu nedenle de başlı başına incelenebilir. Bu yüzden, `bilgi nedir?` ya da `çeşitli bilgi türleri nasıl edinilir?` gibi sorular sonsuz terimler içinde ortaya konulabilir"(j.piaget)

 

"AUSTİN (söz edimleri), bir sözcelem üretmenin üç tür edim ortaya koyabileceğini belirtir; 1- Bir takım sesler üretme(seslendirme edimi)

2-Belirli bir gramatikal yapıya göre belirli sözcükler üretme(dillendirme edimleri)

3-Belirli bir imlem(signifigasyon)-anlam ve gönderge- ile bir takım sözcükler üretme(anlamlandırma edimi). Austin bu üç birlikteliğe, yani bir şey söyleme edimine, düzsöz edimi adını verir. Austin, bir şey söyleme(düzsöz edimi), söylerken gerçekleştirilen(edimsöz) edim ve bir şey söyleme yoluyla uyandırılan(etkisöz) edim arasında ayrım yapar. Örneğin, `hayvanat bahçesinden kaçan bir aslan kentte dehşet saçıyor` dediğinde, akla uygun bir önerme olarak sözcelem, bir düzsöz edimidir. Fakat bunu kentte yaşayanlara söylemiş olarak, onları yaklaşan bir tehlike hakkında uyarmış olduğundan, bir edimsöz edimi gerçekleştirmiş olurum. Bu uyarı onları kaygılandırabilir, bu durum ise etkisöz edimi olur....

Etkisöz edimi ile edimsöz edimi arasındaki fark, birincisinin uylaşımsal olmadığı halde ikincisinin daima uylaşımsal olmasıdır."(G.ROSSİ)

 

"Matematik, Roger Bacon`a göre, bilimlerin ve bu dünyanın nesnelerinin hem kapısı hem anahtarıdır ve bunlar hakkında kesin bir bilgi verir. İlkin,

her kategori matematiğin incelendiği bir nitelik bilgisine bağlıdır, dolayısıyla mantığın yetkinliği, matematiğe bağlıdır"(CRONBİE)

 

"Fizik bilgimizin erişebileceği nesnel tespitlerin, doğa yasalarının, başka ilişki sistemleri için değilde sadece imtiyazlı ilişki sistemleri için geçerli olduklarını kabul ettiğimiz zaman, deneyim, bize böyle imtiyazlı bir ilişki sistemini önümüze taşıma konusunda hiçbir kesin kıstas sunmadığı için,

doğa olaylarının hakikaten, genel geçerli ve tek anlamlı bir tasvirine asla erişemeyeceğiz. (...)

Modern bilim ve modern mantık, genel bilgi idealinin yeniden biçimlenişinde el ele hareket eder. Birinin ilerleyişi, diğerinin ilerleyişi ile tam anlamıyla bağlantılıdır. Antik mantık tamamen  `özne` ile `yüklemin` ilişkisi üzerine, verili ve sabit karakteristik işaretle verili kavramın ilişkisi üzerine inşa edilmiştir. Buna karşılık moden mantık, kendi gelişim sürecinde, salt bir formlar ve ilişki öğretisi halinde şekillenerek, bu idealden yavaş yavaş vazgeçmeyi anlatır. Modern mantığa göre, düşünülen içeriğin tüm kesinlik imkanı, bu formların yasalılığından temellenmiştir."(CASSIRER)

 

"Hume`dan önce `nedensellik` ilkesi, en yüksek gerçeklik ilkesi, zorunluluğu ve tam geçerliliğe sahipti. (her şeyin bir nedeni vardır...) ... HUME, neden ve etki arasında bir `iç bağıntı` , bir `zorunlu bağıntı` olduğu şeklindeki bilgi olanağını yadsır. Bizim ancak, dış dünyada zaman içinde artarda giden olgular arasında bir neden-etki bağı kurabileceğimizi belirtti. `bundan dolayı` artık ` bundan sonra` anlamını içerdi! Oysa böyle bir neticede, gelecek hakkında bir yasa öne süremeyiz. Ben her zaman ancak bir olasılık kipi içinde konuşabilirim. Buna karşılık, KANT, yine gelenekle bağıntı içinde nedenselliği zorunlu bir `postulat` olarak konumladı. `olup biten herşeyin bir kurala göre olup bittiğini tasarlamak gerekir` ! klasik fizikte kabul gören bu nedensellik yasası çağımız fiziğinde eleştirildi.(einstein). Ama hala tartışma konusu olarak devam etmektedir."(A.DEIMER)

 

"Hegelcilik, evreni bir mantıksal kategoriler kümesinin açılımı olarak tasarlayan bir felsefedir. Bu kategoriler, mutlak ideanın akılsal kendini geliştirmesi içerisindeki farklı evreleri temsil eder. İnsani tarihteki her dönem böyle bir evrenin cisimleşmesidir ve düşünce tarihi, özelliklede felsefe tarihi, kendi akılsal doğasının öz-bilincine varan ideadır. Olup-biten hiçbir şey olumsal yada keyfi değildir,

yeter ki ideanın sistematik gelişimi bağlamında anlaşılsın ve Hegelci felsefe bu bağlamın bütünsel akılsal serimlemesidir."(MACLNTYRE)

 

"Bilim adamları indirgemeci olmalıdır. Başarılı bir indirgeme, belki düşünülebilecek en başarılı bilimsel açıklama biçimidir. Meyerson`un dediği gibi; tanınmayanın tanınan ile özdeşleştirilmesidir... İndirgemenin tersine yeni bir kuram yardımı ile açıklamak ise; tanınanı (yani tanınan problemi) bir tanınmayanla , yeni bir tahminle açıklar. .... ikincisi; felsefi olarak bütüncüllüğe yatkın olsalarda, bilim adamlarının yöntem olarak indirgemeciliği memnuniyetle karşılamaları gerektiğini savunacağım. Ayrıca indirgemecilikte ciddi başarısızlık örnekleri de vardır. Üçüncüsü; felsefi indirgemecilik lehine hiçbir iyi argüman yok gibi görünürken, özcülük aleyhinde iyi argümanlar bulunduğunu savunacağım.(POPPER)

 

(....) ,,

 

Yukarıda veriğim örneklerle umarım okur sıkılmıyordur, çünkü burada filozofların çok sözleri var ve bu örnekler, tuttuğum binlerce el not kâğıtçıklarından ancak seçebildiklerimden birkaç örnektir. Filozofların çok lafı vardır, sözlerinde retorikle içiçe birçok teoriler yer almıştır. Bu yüzden, gerçekte filozoflar, usumuza seslendikleri için, onlar arasında doğruluklarını seçebilmek ve öznemizi buradan hareketle eğitebilmek çok zor bir deneyim içermiştir.

Böylelikle, antik çağdan yeniçağa kadar sürecin içinde meydana gelen "zihin-deneyimleri" , modern çağın ya da bilim çağının ürünlerinin ortaya çıkmasında büyük hizmetlere sahip olmuşlardır. Her yargı bir diğer yargıya kapı aralamış ya da, her düşünme bir başka bilinçlenmenin zemininde yer almıştır. İşte, Hume gibi bir filozofun eleştirileri ise, bu türden düşünce süreçlerinde temel bir kırılma noktasına sahiptir. Artık, Hume dan sonra felsefi düşünüş, bir daha eskisi gibi olmayacaktır...

 

Felsefecilerin teorilerini irdelerken onları, özgür ruhları ile tanıyoruz; ama burada ki özgürlükten kastımız ne olabilir? Özgürlük izafi bir kavramdır ve ona ulaşmak için doğa gibi mutlak olmayı içerir; o halde, bu durumda özgürlüğün ne anlamı kalır ki? İşte bu yüzden izafidir!

 

Filozofların doğaya ilişkin sözleri vardır ve bu sözlerini özgür iradelerinden neşet ederler. Bu irade meselesi çok kafa karıştırır, oysa "eylemlerimizi" buradan anlıyoruz ve biz buna özgürlüğümüzün yolunu açan en belrgin edimimizdir diyoruz...

 

Oysa kadercilik, insana çok masum gelir, ruhumuza ve vicdanımıza masumca yerleşir, önce usumuzu tesiri altına alır ve bizler artık, bilinçlenmeyi bir daha başaramayız!

 

(...)

 

Pragmatizm, çağdaş felsefe akımı olarak, aslında, sadece bir felsefi düşünüşten öteye ilerleyen, yani; kültür tezlerinide içeren bir özgüvene sahiptir! Çünkü onun amacı, Hegel`in idealizminden sonra artık, soyut bir zeminden inerek, insana, yani; yüzyıllardır olgunlaşmışlığını sağlamış olarak, insanın kendisine yönelecektir. Çünkü sevgili dostlar, birçok defalar söylediğimiz gibi, artık "birey"in kendisinden söz ettiğimiz bir çağı yaşıyoruz! Bütün bilimlerin bu çağa hizmet ettiğini söyleyen, antropoloji disiplini, modern öncesi dönemin üstüne bir perde indirmiştir; insan ilimlerinde son perde oyunu bu disiplinde saklıdır, tıpkı devrimler açğında olması gibi...

 

Her neyse,

şu aşağıdaki eser, pragmatizm ya da pratik felsefe adıyla bilinen ve Pierce`in önderliğindeki bu felsefi düşünüşü tanıtıyor. Burada bir derleme çalışması varsa da, bu eserin çevirmeni ve derleyeni Profesör sara çelik hoca, söz konusu felsefi düşünüşe dair açıklamalar yapmıştır. Sara çelik hoca, bu sunumunda, benim özellikle dikkat çekmek istediğim, "yarar" ve "çıkar" kavramlarının "anlağımızdaki" yakınlığına eğilmiştir. Buradan hareketle, pragmatizmin "çıkarcılık" temelinde anlaşılmasının sakıncalarına dikkat çekmiş olmasıdır. Yani, hocaya göre "çıkarcılık" kavramının olumsuz yönünden "yarar" kavramınında etki altında kaldığına ve aslında, bu iki kavramın her zaman aynı yerde bulunma zorunluğunun olmadığına dikkat çeker. Yani her yararlı edimin illaki çıkarcı olması düşünülemez!

 

Sara hoca, pragmatizmin kavramların işlerlik hale gelmesindeki etkisinden özenle söz eder. Buradan da bireycilik olgusuna geçiş yapar...

"...bu açıdan, kavramların ve fikirlerin anlamları, durağan ve soyut bir bütünlük olarak değil, o kavramla ya da fikirle ilişkili olarak ortaya çıkan, görülebilir etkilerle ve sonuçlarla belirlenebilecek, ucu açık bir süreç olarak önerilir"(S.ÇELİK)

Okura, burada hocanın açıklamasında geçen "ucu açık" anlatımına dikkat çekmesinin önemli olduğunu hatırlatırım... Pragmatizm ile usçuluk arasında önemli bir ayrımdır, bana göre!

 

"ve yine pragmatizmin evren anlayışında da, sabit, durağan, monist ya da dualist klasik töz anlayışlarının dışlandığını, bunun yerine öznenin algılama koşullarına göre varoluş kazanan tözlerin,

evrenin plüralist tözsel yapısının bakıldığı, görüldüğü uzaya göre belirlemiş olduğu bir yaklaşım öne çıkar." SARA ÇELİK

 

Son olarak, bu eserin içeriğinde Pierce `in felsefesi üstünde durulması önemlidir. Kitapta geçen DEWEY ve JAMES elbette bu düşünüşün önemli kişileridir ki, özellikle J.DEWEY üst bir konumda yer alır. Ama Sara hocanında belirttiği gibi Pierce, çok geniş alanları okuyup gözlemleyen birisidir ve bu anlamda gözlemlerinin dikkatle irdelenmesi gerekiyor...

 

Sara çelik hocamızın bu çalışması ile, ülkemizin felsefi düşünce zemininde, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, farklılıklara katkı sağladığını buradan vurgulamak istiyorum!

 

saygı!

Etiketler: PRAGMATİZM, DİL, FELSEFE, FİLOZOF, DENEY

Resim Galeri