Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
PSİKOLOJİ BİLİMİ ÜSTÜNE BİRKAÇ SÖZ
  • Kategori: Psikoloji
  • Tarih: 08 Mart 2014

Psikoloji, “PSYCH” ile “LOGOS” kavramlarının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş, 19. Asırda bir disiplin olarak ortaya çıkmış, aslında, insanın tarihsel sürecinde her zaman önem sahibi olmuş, bir bilim dalıdır. Psikoloji biliminin gelişiminde biyolojinin de etkisi vardır. söz gelimi insan biyolojisinde kalp merkezli bir tıp biliminin yerini, beyin merkezli bir konuma dönüştürmüş olması, 19. Yüzyılda biyolojinin öne çıkması, ayrıca modern çağın getirdiği yeni yaşam biçimlerinin de derin etkisi, tümüyle bu bilim dalı için temel oluşturmuştur. Sosyal ve siyasal patlamalar, devrimler, kentleşmenin getirdiği yeni travmalar, yaşamın doğrudan etkisi altında kaldığı sanayi olgusu v.s tümüyle bu bilim dalının ortaya çıkmasında çevresel etkiler taşımıştır.

 

Psikoloji biliminin temel çıkış noktasında insanın bedeni ölçüt alınmış olsa da zamanla, ruhsal ilgilere de yönelinmiş, insanın tinsel özellikleriyle de yakından ilgilenilir olmuştur. 19. Yüzyılın genel “havası” göz önünde tutulduğunda maddi öğelerin ön planda olması çok anlamlıydı, ancak bu temel yaklaşım, yani “yapısalcı” duruş zamanla etkisini kaybetmiş, insanın ruhsal konumunda yer alan “irade” etkinliği önemsenir olmuştur. Ruh ve beden ayrımında insan, bu evrende, “anlam” içine düşen bir tekil olgu olmaktan ibaret değildir; o hem bedeniyle hem de ruhsal evreniyle bir bütündür. Bu durumda insanoğlunu sadece maddi hazlar, olgular, olaylar, beklentiler asla tatmin edemez. İnsan, hayvanın bir “türemişi” değildir, öyle olsaydı kültürünü kuramazdı, öyle olsaydı, diğer hayvanlarla temel ayrımı olan ahlaki değerlere(DARWİN) sahip olamazdı. MARX ve avenesinin anlamadığı,  insanın tarih içinde “bir üretim” olmadığıdır, insanın irade yönünün yok sayılamayacağıdır, en önemlisi insan “esnek” bir yaratık olarak sürekli değişimlere açıktır. Hatta hiç anlamadıkları şey, günümüzde de konuya ilişkin yaklaşımlar var, insan “bilincinin” tabiatın bir üretimi OLAMAYACAĞIDIR. İnsanın bilinci onun varoluşudur! Bilinç, beynimizin bilmem hangi nöronunda saklı gizli bir bilinemez de değildir, ama aynı şekilde, FEUD’UN kısmen haklı olduğu, bilinç-eyleminin şeffaf bir biçimde de olmadığıdır.

 

bilgisayar geçitlerindeki mantık geçitleri dikkate alındığında birkaç girdi ve çıktı teli vardır. oysa nöronlar sayısız sinapslara sahiptirler. Yine beyindeki toplam nöron sayısı, en büyük bilgisayardaki transistör sayısının çok üzerindedir. Bilgisayardaki transistör sayısı kuşkusuz artacaktır. Ayrıca, çok sayıdaki beyin hücreleri, beyinciğin sahip olduğu yaklaşık 30 milyar gibi son derece fazla sayıda küçük tanecikli hücreler nedeniyle artmaktadır. Nöron sayısının fazla oluşunun bize bilinçli deneyimler yaşadığımıza, oysa günümüzün bilgisayarlarının bunu sağlayamadığına inanıyorsak, beyinciğin çalışmasını tamamen bilinçsiz olarak nitelerken, çok daha az yoğunlukta, sadece iki kat kadar fazla nörona sahip olan ‘beyni’ bilinçli davranışlarından niçin sorumlu tuttuğumuzu ayrıca açıklamalıyız.”(R.PENROSE).     

 

Sanıyorum oldukça açık bir soru yöneltilmiş durumda. Eylemlerimizde bilinçli olmak ya da olmamak, ayrıca, irademizin dışında yerine getirdiğimiz “fiillerimizde” bilinçli olmak ya da olmamak, farklı türde iki ayrı insan tanımına karşılık gelir; ruhlar alemi olan insan ile maddeler aleminde olan insan. Örneğin “sabah iş yerine gidip, oradaki insanlarla konuşmak, birlikte bir iş yapmak” bilinçlidir, fakat aynı zamanda alışkanlık ve zorunluluk taşıdığı için ise her zaman istekli davranışlarımız değildir. Bu anlamda bilinçli olmak her zaman niyetli olmayı içermez. Bir kişinin bilinçsiz fiili, o kişinin bedeninin bilinçli eylemidir. Örneğin tuvaletinizin gelmesi bedeninizin, tuvaletinizi geciktirmeniz ise sizin bilinçli eyleminizdir. İnsan bu yüzden iki ayrı yapının bir bütününü oluşturur.

 

“hepsi değil, fakat çoğu bilinç niyetlidir. Örneğin ben özel bir şey için sıkıntı (depresyon) çekmeden veya sevinmeden, basitçe sıkıntı veya sevinç haline geçebilirim. Bu durumlarda benim ruh halim aslında niyetli değildir. Fakat herhangi bir bilinçli durumda, yönelilen şey gerçekte var olmasa bile, genelde bu durum bir şeye ya da diğerine yönelmiş olur. ve bu anlamda bilinçli durum niyetliliğe sahiptir. çoğu durumlar için bilinç, aslında bir şeyin bilincidir ve burada ki ‘-in’ niyetliliği gösteren in’dir.”(Filozof J.SEARLE, zihin felsefesi, sayfa; 167, litera yayın).   

 

(…)

 

Psikoloji biliminin özetle alt başlıkları kısaca şunlardır;

 

1) genel psikoloji- adından da anlaşıldığı gibi, psikolojiye ilişkin kavramları ve işleyişleri araştırmaktadır.

2) deneysel psikoloji- belirli bir davranışı etkileyen çevre koşullarının ve uyarıcılarının ayrıntılı biçimde analiz edildiği daldır. Burada kendine özgü alet ve ölçekler kullanılmaktadır, sistematiktir.

3) sosyal psikoloji- bireyin duyguları ve düşünceleri üstünde içinde bulunduğu toplumun etkisini araştırmaktadır.

4) gelişim psikolojisi- bireyin yaşam sürecinde ki değişimlerini inceler, farklı bireyler arasında karşılaştırma yapar.

5) eğitim psikolojisi- eğitimle ilgili psikolojik noktaları tespit eder. Zeka, motivasyon v.s. konularla ilgilenir.

6) klinik psikoloji- duygusal, düşünsel, davranışsal yönleriyle bireyin, kendisi ve çevresi ile olan ilişkilerini inceler.

7) endüstri ve örgüt psikolojisi- kurumsal veya bireysel performansın ve verimliliğin yükseltilmesi için çalışan bir dalıdır.

8) adli psikoloji- genel psikolojiyle bağlantılı olarak hukuki vakalarla ilgilenir.”K.SAYAR&M.DİNÇ, psikolojiye giriş, dem yayın, sayfa: 8-9-10).

 

Psikoloji bilimini araştırdığımızda iki genel çıkış noktasını görüyoruz; insanın biyolojik temelinde yola çıkan ( DAVRANIŞÇILIK) ve ağırlıklı olarak iç gözlemlerle yola çıkanlar (GEŞTALT ve HÜMANİST) olarak adlandırabiliriz. İşlevselci görüş ile yapısalcı görüş, bir birilerini eleştiriler; ilkine göre “bilincin işlevi” sorundur, ikincisine göre ise “bilincin köken” sorunu önemlidir.

 

GEŞTALT psikoloji okulu, “bütüncül” bir yaklaşıma sahiptir, yani burada “insanın bir davranışını” ele aldığımızda, bu X davranışının, incelenirken “bütüncül” bir etkiden bağımsız olamayacağı ve ayrıca, Y bütününün ise kendine özgü olduğudur. Hümanist psikoloji de insan “özgür-irade”, tesadüfilik yaklaşımlarına da sahiptir. insanın evren içinde “özgür-iradeye” mi sahip olduğu yoksa onun belli bir yapı içinde, kendi içsel konumunun devinimi ile mi eylemlerde bulunduğu tartışma konusudur. FREUD, insanın bu “içsel-noktasının” yani “bilinçaltının” dinamik bir yapıda olduğunu, dışa-vurulan yönlerimizin ise bu dinamizmin etkisiyle ortaya çıktığını düşünüyor. Şimdi bu derin düşünceli bilginden uzunca bir alıntı yapalım.

 

EMOSYON adı verilen bazı ruh durumlarında vücudun ruhsal etkinliklere katılımı öylesine belirgin ve kapsamlıdır ki, kimi psikologlar EMOSYONLARIN söz konusu bedensel dışavurumlardan başka bir şey olmadığını bile sanmıştır. Örneğin korku, öfke, ıstırap ve cinsel haz gibi etkenlerin yüz ifadesinde, kan dolaşımında, bezlerin salgısında, istemsel kasların uyarılmasında ne büyük değişikliklere yol açtığı herkesçe bilinmektedir. Ancak, EMOSYONLARIN bende üzerinde yaptığı, ama bedensel dışavurumlar içerisinde yer almayan daha başka kimi değişiklikler vardır. üzüntü, tasa ve yas gibi depresif karakterdeki EMOSYONLARIN ( duygu ve heyecan) sürüp gidişi, organizmanın beslenmesini genellikle zayıflatır. Saçların ağarmasına, vücuttaki yağların erimesine, damar cidarlarında patolojik belirtilere yol açar. Bunun tersi olarak neşe ve sevinçten kaynaklanan EMOSYONLARIN ve mutluluk duygusunun etkisiyle tüm vücutta bir bahar havasının estiği, insanın gençlik döneminin bazı özelliklerine yeniden kavuştuğu da görülür. Güçlü EMOSYONLARLA vücudun bulaşıcı hastalıklara karşı direnci arasında besbelli yakın bir ilişki bulunmaktadır. (…) BEDENSEL (somatik) olaylarla aralarında pek özel bir ilişkinin bulunması, emosyonların belirleyici bir özelliğidir. Ancak, ince elenip sık dokunduğunda, bütün ruh durumları, bizim ‘düşünsel olaylar’ gözüyle bakmaya alıştıklarımız da içerisinde olmak üzere, bir ölçüde duygusal (emosyonal) nitelik taşır ve hepsinde bedensel dışavurumlara rastlanıp hepsi de bedensel olayları değiştirme gücünü içerir.”(FRUED, psikanaliz üzerine, cem psikoloji, sayfa: 37-38).

 

Psikoloji biliminin son dönemlerde öne çıkan bir diğer dalı, “BİLİŞSEL PSİKOLOJİDİR” ve onun temel araştırması, insan zihninin işleyişi üstünedir. Burada temel kavram “bilgi-işlem” olarak sunulur. İnsan zihni, bir tür, bilgisayar işletim sistemlerinde olduğu gibi “girdi-çıktı” işlevselliğine sahiptir. zaten 1950’li yıllar bilgisayar sistemlerinin geliştiği dönemlerdir ki bu psikoloji de bu dönemlerde kurulmuştur.

 

Bu önemli bir gelişimdir ama burada sorulması gereken soru, “biliş” kavramından ne anladığımız ve nasıl anladığımızdır. Bu alanın üç başlıkta yaklaşımı vardır;

1) dünya ile ilgili bilgiye nasıl eğildiğimiz,

2) bu bilginin beyin tarafından nasıl işlendiği,

3) problemleri nasıl çözdüğümüz.

 

Bilişsel psikoloji davranışçılardan farklı olarak, “içsel” süreçlere kapı aralar ve “zihin” olgusunu doğrudan dışlamazlar. Algılarımız ve duyumlarımız, dış dünyadan edindikleri “izlenimler” sayesinde bilgi süreçlerini başlatırlar; bu süreç, zihnin bir zemin üretimiyle işler ve dışarıya “yorumlanmış” olarak çıkar. Tam da bu nota da “bilinç”, yani bu işlevsellik esnasında bir “farkındalık” olarak anlatılır. Bilgi bir “kavramsal-temsil” olarak insanın belleğinde yer edinir. Bu yer edinme ise iki şekilde olarak tasvir edilir; kısa süreli bellek ve uzun süreli bellektir. Kavramlar köken olarak dil aracılığında oluşturulur, bu ise “yoğunlukla” ya da “düşünme” ile mümkündür. İmge, bir şeyi anlatırken kullandığımız etrafsal ilişkilerin nesneleriyle ilgilidir. Bir mekanı ya da bir olayı tespit ederken dışsal birikimlerin bize bu imkanı, imgelemimizdir. Bilişsel psikolojinin temel konu başlığı olarak bilgi, gerçekte nerede oluşur, depolanır, hangi işlemlerden geçer, nasıl nesnelleşir ya da nasıl dışarıyla ilintilendirilir. TOLMAN’IN 1934 yılında yaptığı deneyim, farelerin bir zihinsel harita kullandığını saptadı. Etrafını o şekilde kullanabiliyordu. 1932’de BARTLETT şema teorisini ortaya atmıştı. Davranışçılar sadece dışsal eylemlerle ilgilendiler, hayvanlar üzerinde sürekli deneyimler yaptılar, oysa ki zihin, insan için ayrı bir yerlemsel özgünlüğe sahipti. Bilişselci için bu ayrım temeldir.

 

nöroloji çalışmaları, açıkça dış dünyanın/dünyadaki bilginin algılandığını ve nöro-kimyasal şifre halinde depolandığını gösterir. … Veriler, dünyada ki gerçek varlıklarla bu varlıkların zihnimizdeki temsillerinin aynı olmadığını göstermektedir.”(R.L.SOLSO&M.K. MACLİN&O.H.MACLİN, bilişsel psikoloji, kitapevi yayın).   

 

UNUTMA, birincil bellekte meydana geliyor, onun ikincil belleğe geçmesi, tekrar yoluyla olabilir.

 

aşktan nefrete, yaptığımız her şey, beyzbol sopasını sallamaktan gitar çalmaya kadar ütün deneyimlerimiz, nöronların faaliyetlerinden kaynaklanır.”( R.L.SOLSO&M.K. MACLİN&O.H.MACLİN, bilişsel psikoloji, kitapevi yayın).

 

Bilişsel nörobilim, bilişsel psikoloji ve nörobilim arasındaki ilişkilerin çalışıldığı bir bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. Özellikle bu bilim dalında biliş, motor işlevler, dil süreci, problem çözme, algı, duyu ve bellekle uğraşan zihin teorileri çalışılmaktadır.

 

Beyin bilgiyi çapraz yönde işler. Yani omurilikten gelen duyusal bilgi, örneğin dokunma gibi, vücudun sol kısmına girer ve karşı tarafa aktarılır. İlk olarak “SAĞ HEMFİSER de” (beynin sağ yanı) işlenir. Her HEMFİSER yüzeyi dört ana kısma bölünür;

1)FRONTAL, 2) TEMPORAL, 3) PARİETAL ve 4) OKSİPİTALDİR.

 

SERAPRAL KORTEKS, biliş ve düşünme ilgili olarak görülür ve beyin yapıları içinde ne geç gelişen bölümdür. Örneğin balığın bir korteksi yoktur. Köpeklerin ya da atların iyi gelişmiş korteksleri vardır.

 

EEG foto çekimiyle yapılan araştırmalar, nöronlar arasında elektriklenmeler olduğunu gösteriyor. Nöronun bağlantılı olması durumu bu enerji ilişkisiyle ilgilidir.

 

BT taramaları, bilgisayar eksenli tomografi, X ışınlı düz resimlerden üç boyutlu görüntü çıkaran bir işlemdir.

 

DSR ise BT tekniğinin ileri seviyesidir.

 

PET beyindeki glikoz kullanımını tarar.

 

MRI ve FMRI; MRI ise beyin yapılarının durağan görüntülerini sağlar. FMRI ise beyinde aktif olmuş alanlarının kan akışının artışını tespit eder. böylece beynin işlevi ve yapılarını gösterir.

 

MEG, beyin faaliyetini üreten magnetik alanların donukluğunu7bulanıklığını tespit eder. Bu tespit, faaliyet haritası sunar.  

 

TMS, algılama ve düşünme esnasında beynin elektriksel faaliyetinde ki değişikliklerin etkisini değerlendirmek için, EEG veya MEG ile birlikte kullanılır.

 

Bu kısaca özetlediğim süreçler, beynin işlevselliğini açığa çıkarmak, orada “işlemlerin” nasıl ilerlediğini gözlemlemek için yapılan bir dizi çabadır. Buradan alınan neticeler, örneğin YZ çalışmalarında kısmen anlaşıldığı biçimiyle, insanın bir “maddi biçim işleyişi” içinde ilerlediği, yani idea ya da düşünce süreçlerinin sadece “duygusal” verilerle ilerlemediğine dair veriler sunarlar. İnsanların görsel bellekleri örneğin, gördükleri bir şekli, şekil olmadan da izleyebilme imkanı veriyor. Bilginin “kodlanması” ve saklanması olarak da adlandırılan bellek, acaba beynimizin hangi alanında işlevini yerine getiriyor? Bilişsel psikoloji ve NÖROFİZYOLOJİ bu sorulara cevap arıyor. Örneğin konuşma ya da sesle ilgili tüm işittiklerimizin bir bağlantı alanlarının oluşması vardır, çünkü o gelen sesin bir anlamı olması için bir zemine yerleşmesi gerekir. Bu sadece kızgınlık ya da naif bir konuşma değil, yüksek ya da alçak bir ses olayından ibarette değildir, o sesin bir anlamı var!

 

Psikoloji biliminde meydana gelen değişimler, insanın doğa içindeki dönüşümleriyle de ilgilidir; teknoloji geliştikçe bilginin anlaşılması da değişiyor, ama bilgi değişmiyor. Doğanın insanla olan temel ilişkisi yani diyalektiği değişmiyor.

 

“Metapsikolojiye göre gerçekten de, ‘bilinçdışı sisteminin süreçleri zaman dışıdır, yani zamana göre düzenlenmemişlerdir. Zamanın akışı ile değişmezler, zaman ile hiçbir ilişkiye girmezler. Zaman ile ilişki bilinç sisteminin çalışmasına bağlıdır.”(P.GLLİOT, ALTHUSSER kitabından).         

 

 

KAYNAKÇA

 

C.G.JUNG, analitik psikoloji, payel yayın,

 

R.L.SOLSO&M.K.MACLİN&O.H.MACLİN, bilişsel psikoloji, kitapevi yayın,

 

K.SAYAR&M.DİNÇ, psikolojiye giriş, dem yayın.

 

J.SEARLE, zihin felsefesi, litera yayın,

 

Ç.KAĞITÇIBAŞI, insan ve insanlar, evrim yayın,

 

S.FREUD, psikanaliz nedir ve beş konferans, bozak yayınlar,

 

J.M.BURGER, kişilik, kaknüs psikoloji,

 

E.FROMM, sağlıklı toplum, payel yayın.

  

Etiketler: PSİKOLOJİ, FELSEFE