Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
PSİKOLOJİ BİLİMİ ÜSTÜNE NOTLAR
  • Kategori: Psikoloji
  • Tarih: 10 Haziran 2012

PSİKOLOJİ ÜSTÜNE NOTLAR

 

Modern dönemin en kayde değer kazanımlarından bir tanesi olan psikoloji, bilimsel bağlamda biyolojik bir temelde karşılık bulmuş olacaktır. Psikoloji, elbetteki insanoğlunun var olmasıyla hep vardı, tıpkı doğa gibi; ama, kendine has bir dönemde bu denli öne çıkmasının da hatırı sayılır nedenleri vardır.

 

Öncelikle, toplumsal devinimlerin ve yaşamsal biçimlerin belirgin tarzlarda değiştiği modern dönem, bireyin ortaya çıkmasıyla birlikte, yeni algıları yeni istemleri ve gereksinimleri de tetiklemiş olacaktır. Geride kalan dönemlerin kazanımları temelden sorgulanmış, insanoğlu yaşamın kolaylıklarına ulaşmış, ama aynı kolaylıkların getirdiği patolojik travmalara gebe kalmıştır.

 

Elbette ki sanayi devriminin etkilerinden söz ediyorum! 

 

Böyle bir dönemle başlayan toplumsal algılar, düşünsel temelli yeni sorgular, inancın temel konstitüsyonunda meydana gelen yarıklar ve bireyin içinde bulunduğu çağı ile olan gerginliği, aile, klan, çevre ilişkilerinin yanında siyasal ve sosyal katmanda ki değişimler.. v.s tümüyle yeniden bir dünya kurgusu içinde kalakalmış insanlar!

 

(...)

 

En büyük konuların başında göçler gelmektedir. Kısa zamanda büyük kentlerin ortaya çıkması ve kültürlerin her geçen dönemde biçim değiştirmesine tanık olan düşünürler, öte yandan yeniden doğuşun(rönesansın) ve aydınlanmanın temelden sorgulanması ile başlayan modern dönem. Aslına bakarsanız, buharlı motorun, telgraf ve elektiriğin icadı gibi yeni yaşam nesnelerimiz ile birlikte gelişen yaşamsal farkındalıklarda kayda değer önemdedirler. Gidilemeyen ülkelere gidilmiş, oradaki kültürler birebir tanınmış ve bu tanımadan antropoloji gibi derin ilimlerin doğmasına temeller atılmıştır. Yani, artık dünya eskisi gibi olmayacaktır!

 

Bilimin merkezinde doğanın kullanılır bir alanı içermiş olması, aynı zamanda yaşamında bu merkezden sorgulanmasını getirmiş olacaktır. Sosyoloji bu noktada en kayda değer bir örnektir. Tarih felsefelerinin getirdiği insanoğlunun yeniden tanımlanma biçimleri, ekonomik ve antropolojik temelli yeni açılımlara kapı aralamış olacaktır. COMTE, SPENGLER, MARX, DARWİN, MORGAN, HEGEL, BERGSON, DURKHEİM gibi birçok düşünür, söz konusu dönemin bilginleri ve filozofları olarak, bu içinde tanık oldukları zamanı farklı mecralarda sorgulamışlar ve insanoğlunu dahası bireyi yeniden tanımlama çabalarına gitmişlerdir. İşte böyle bir dönemde FREUD pek kıymete haiz bir çalışma ile, insanoğlunun içinde bir yerde bir kara kutusundan söz etmiş olacaktır. Bunun adı "bilinçaltı"dır!

 

(...)

 

Psikoloji, ruh-bilim olarak tanımlanır. Burada ki tanımlamadan maksat, insanın ruhsal konumu ile bedensel ya da fizikolojik durumu arasında ki ilişkilerin araştırılmasıdır.

İnsan öyle ya da böyle, bir yanı biyolojik bir hayvan olan, güdüleri ve dürtüleri olan, ve bunlarla didişmek ve üstesinden gelmeye zorlanmış bir zihni ile bütünlük içinde varlık bulan bir yaratıktır!

 

İnsanoğlu bu yüzden yani kendisinde hazır bulduğu bu ikicilik yüzünden sürekli gerginlik yaşar, ve bu gerginliğin mutlaka yönetilmesi gerekmektedir. Bana göre insan, iki yönlü bir turnusol kağıdı gibidir, her iki yanı da kendince çekimler yapar ve bu çekimlerden, nasıl ki turnusol kağıtta izler kalmışsa, burada da insanoğlu izlere sahip olur! Bu bağlamda, ben insanoğlunun psikolojik ayrımına sıcak bakmayan ve bu türden bir ayrımı da hoş karşılamayan birisiyim. Ama bu noktada eklektisizm peşinde de değilim.

 

Öyle ise, hem duyumsal hem de zihinsel ya da anlıksal bağlamda, insanoğlu bu her iki yanın bireşimine ihtiyaç duymaktadır.Söz gelimi, açlık olmadan savaşamazdık, hırslarımız olamazdı. Aynı şekilde zevk ve acılara uğramış olmanın, nesnel karşılıkları vardır. Bizlerin, düşünsel ya da duygusal diyebildiğimiz, ağlamak ya da kahkahalar atmak gibi edimlerimiz, aslında kendi başlarına ve kendinde-anlamalar değillerdir. Ağlamak ve gülmek hislerinin birer karşılığı olarak, göz ve dudaklarımızın mimiklerine ihtiyacımız vardı. Hayvanlar ne güler ne de ağlarlar, ne heyecanlıdırlar ne de suratlarını asıp kös kös bir köşede büzülürler.

 

Çünkü tüm bu edimlerin icrası için mantıksal düşünüme ihtiyacımız vardır. Söz gelimi çocuklar ağladığı zaman anne memeyi ona uzatır, aynı şekilde gençler bir istemleri karşısında, yüzlerini ve dudaklarını bükerler ve ağlamaya başlarlar. Çünkü ağlamak, temel mantığında, istemenin bir başka biçimidir. Oysa hayvanların bu şekilde mantık kurma yetileri yoktur. Onlar basitçe alışkanlıklara sahiplerdir ve belli kapasiteleri ve yetenekleri vardır. Oysa insanlarında bu türden özel yetenekleri vardır. Bazıları, iyi bir algıya sahip olur ve resim sanatında tam bir gözlemcidir. Bir diğerinin iyi bir kulağı vardır. Kimileri ise girişimci ruhuna sahiptir. v.s.

İnsanoğlunun burada hayvanlardan ayrıldığı nokta; hayvanlar asla kendi yetenekleri dışında bir başka hayvanın yeteneğine bürünmüş olmazlar! Oysa insanoğlunun yaşamında bu türden yanılgılar pekçoktur! 

Ben hiç miyavlayan bir köpek görmedim, ya da horoz gibi öten bir kedi görmedim.

Ama, düşünür olamayan pek çok profesör, mimar olamayan birçok duvar ustası, konuşması düzgün olmayan hayli türkçe öğretmeni gördüm... 

 

(...)

 

Felsefede bir bilgi türü olan empirizm, insanoğlunun edindiği bilgilerin tümünü deney aktına bağlamaktadır. Onlara göre insan, yaşamın ilk dönemine başladığı zaman, zihinsel olarak hiç bir bilgi türüne sahip değildir. Bu yüzden insanoğlu tüm bilgilerini deneyime borçludur.

 

Öte yandan, temel bilgi formları olduğunu savunan genel anlamda idealizm ise, aslında, insanoğlu dünyaya geldiği zaman bilgi yüklüdür ve bu bilgiyi deneyim edindikçe gün ışığına çıkarmış olur. Bu türden düşünüşün kurucusu olarak PLaton`u görüyoruz.

 

Filozof KANT bu iki yönde yer alan bilgi sorgusunu, farklı bir temelde ele alarak, zihinsel bilgi aktına eğilmiştir. Ona göre bilgilerimizin tümünü deneyimle elde ederiz ama bu durum bütün bilgilerimizin deneyimden geldiği anlamına gelmez. 

Kant şöyle sorgular; "içimizden gelen yap ya da yapma emrivakilerinin kökeni nedir? Bu emrivakilerin önüne geçebiliyor muyuz?" 

 

Buradan hareketle, insanoğlunun istemleri ve istemsizlikleri söz konusu olduğundan, psikolojik bağlamda ele aldığımız tüm sorgulamalarımızda, insanın zihni ve bedeni olguları ayrılmaz bir tümlük içinde olmalıdır.

Bu demektir ki,

toplumsal bir sorun olarak kimlik kaybına uğramış bir kişinin, aidiyet duygusunu yitirmiş olmasının temelinde yatan problem; kişiliğini olgunlaştırabileceği eğitim sürecini kavrayamamış olmasıdır. Oysa eğitim her şeyden önce zihinsel bir mecrada yer edinmiş olmalıdır. O halde, bilginin işlevi ve bu işlevin yöntemi, gerçek anlamda felsefenin bir görevidir. 

 

Eğitimli bir toplum dediğimiz zaman, eğitimli bireylerin tümlüğünden söz ediyoruz demektir. Bireyin eğitimi, ayrıca belli bir "zaman"ın eğitimi demektir. Çünkü her nesil kendi zamanının da bir yurttaşıdır. 

 

...., Öte yandan eğitimin temel konusu olan bilginin aktarımı, iki temel abşlık altında irdelenebilir; kültürel ve geleneksel olan eğitim ve teorik-kuramsal bağlamda aktarılan düşünümsel eğitim. 

 

Kültürel eğitim adını verdiğimiz konu, bu sitenin antropoloji bölümüne münhasır olan ve bütünüyle soy-aile-klan gibi grup ya da aileden gelen, geleneksel bir deneyim içerikli eğitimdir. Bu eğitim sürecinin verdiği duygulanım ile teorik ve kuramsal eğitim sürecinin verdiği duygulanım arasında, zaman zaman gerginlikler olduğundan ve hatta olması gerektiğinden, bireyin psikolojik ve kişilik temelli sorunlarının olması da pek tabiidir! İşte, buradan hareketle, bilginin yönetimi ve onun genç nesillere aktarımı, o denli temel bir konudur ki; bütünüyle bilişsel bir alanı kapsamaktadır.

 

Psikoloji bilimine geri döndüğümüzde, bu bilim dalının temel konularından bir tanesi de bilişsel psikolojidir. Ve bütün çabası, insanoğlunun zihinsel süreçlerini gözlemlemek ve buradan hareketle bilginin zihin ve bilinç noktasında ki tarzlarını ve tavırlarını tanıtlamaktır. Hafıza, bellek, bilginin depolanması, işlenmesi ve çıktı olarak yargılarla ya da duyu tiplemeleriyle(organlarımızın tavırları) ilgilenmektedir. 

Bilişsel psikoloji, bilgisayar sistemlerine öykünmüştür ve günümüzde etkinliği olan bir alandır. Aynı biçimde davranışçı psikolojiye karşıt olarak ortaya çıkmıştır.

 

Davranışçıya göre , imge-tin-ruh v.s. gibi metafizik kavramlar üstüne konuşmak boşunadır, zaten bunlar tümüyle uydurmadır. Yani, insan ile hayvan arasında bir sınır ya da ayrım söz konusu değildir.

 

Oysa bilginin kökenlerine inildiğinde, insan ile hayvan arasında o denli farklı algılar mümkündür ki, böyle bir farklılığın psikolojik bağlamda olmadığını düşünmek için sadece atomize bir bakış açısına sahip olmak gerekir, sanırım bunu kant ya da jung ya da Adler başaramamıştır. Ama watson iyi başarmış doğrusu.!

 

(...)

 

Psikoloji bilimi ilk defa w.wundt tarafından labaratuar bir alana taşınmış ve üniversite ortamına gelinmiştir. Artık, insan ruhu kriminal bir alanda biyolojik temelli bir çalışma ile tanışmış olacaktır.

 

Modern psikoloji duyum ve imgeleri ele almış, buradan hareketle bilinç üstüne araştırmalara girmiştir. Bu temel arayış içinde, işlevselcilik, yapısalcılık, davranışçılık okulları kurulmuştur.

öte yandan, sosyal psikoloji, eğitim psikolojisi, bilişsel psikoloji gibi bir takım farklı disiplinlere de ayrımlaşmıştır....

 

V.S

 

Bu kısa girişe burada son veriyorum. Zamanla konuya ilişkin notlar düşmeye devam edeceğim.

Etiketler: BİREY, KİŞİLİK