Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
SOSYOLOJİ ÜSTÜNE NOTLAR: BÖLÜM 7)
  • Kategori: Sosyoloji
  • Tarih: 11 Temmuz 2015

Totemci insanların totemleriyle kurduğu ilişkiyi kesin bir biçimde tanımlamak mümkün değildir; çünkü kesin tanımlar kesin düşünceler demektir ve vahşilerin düşünceleri özünde belirsiz, bulanık ve çelişkilidir. O halde, totemciliğin kesin ve kapsamlı bir tanımını yapmaya kalkıştığımız anda, nerdeyse kaçınılmaz olarak tezada düşeriz; çünkü bir kabilenin totem sistemi hakkında söyleyeceklerimiz, büyük değişiklikler ve sınırlandırmalar olmaksızın bir diğerininkine uymayabilir. Totemciliğin tutarlı bir felsefi sistem, kesin bilgi ve yüksek zekânın bir ürünü, tanımlarında titiz veya bu tanımlardan yaptığı çıkarımlarda mantıklı olmadığını her daim aklımızda tutmalıyız. Aksine, totemcilik ilkel bir inanç, gelişmemiş zihinlerin bir ürünü, belirsiz, mantıksız ve tutarsızdır. Bunu hatırlayarak ve mantıklı bir tanıma müsaade etmeyen bir konuyu tanımlama girişiminden vazgeçerek, bir insanın totemiyle arasındaki ilişkinin genel manada bir arkadaşlık ve hısımlık ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Hayvanları, bitkileri her neyden oluşuyorsa onları dostları, akrabaları, babaları, kardeşleri ve nicesi olarak görebilir. Onları elinden geldiğince kendisi ve aynı totemci kabilenin üyeleri olan akranlarıyla eşit seviyede tutar. Onları özünde kendi akranları, kendisi ve insan hısımlarıyla aynı türden sayar. Kısacası, kendini ve kabilesinin diğer üyelerini mümkün olduğunca totemiyle özdeşleştirir. Yani eğer totemi bir hayvan türüyse, kendisini ve akranlarını aynı türe mensup hayvanlar olarak görür; öte yandan, o hayvan türünü de bir bakıma insan olarak görür. Sayın Spencer ve GİLLEN İç Avustralya’nın kabilelerinden bahsederken şöyle söyler: ‘Bir insanın totemi, başka yerlerde de olduğu gibi, kendisiyle aynı şey olarak görülür; bu meseleyi onunla tartışırken bir yerli bir keresinde, daha öncesinde çektiğimiz bir fotoğrafına işaret ederek “o, benim aynımdır; bir kanguru da öyledir” demiştir.’ Totemciliğin özü kısa cümlelerde özetlenmiştir: Totemcilik, bir insanın totemiyle –ister bir hayvan ister bir bitki veya başka bir şey olsun –özdeşleşmesidir.”[1]

 

 

“ Her ne kadar deneyim bize, hayatın gerçekliğinin birçok girdi çıktısını sunsa da, biz sadece tek bir şeyi, kendi hayatımızı biliriz. Bu ise benzersiz bir bilgidir ve hiçbir mantıki yardım, bu kısıdı aşmamızı sağlayamaz, çünkü söz konusu kısıdın kökeni onu deneyimle-me biçimimizde yatar. Sadece anlık, bireysel deneyim üzerindeki kısıdı aşabilir ve kişisel deneyimlere hayat bilgisi özelliği kazandırabilir. Birçok insana, zihinsel yaratıma ve topluluğa uzanarak, bireysel hayatın ufkunu genişletir ve insan bilimlerinde ortak olandan genel olana giden yolu açar.”[2]  

 

Toplumların farklı değişimleri üzerine düşündüğümüzde gördüğümüz bir diğer anlamlar çeşitliliği; uygarlıktır. Toplum fikrinin gelişim aşamalarına eğildiğimizde uygarlıkların tarihini de eşelemiş oluruz. Sözgelimi Akdeniz bir dönemlerin uygarlık beşiği olduğundan toplumsal değişimlerinde coğrafyası olmuştur. Çok daha öncesinde insanların ırmak kenarlarında buluşmalarıyla meydana gelen değişimler, bahçe kültürünün ortaya çıkmasıyla yerleşiklik düşüncesidir. Buradan ortaya çıkan süreçler tarım kültürünü ve zamanla tarım toplumu denilen bir sürecin var olmasını sağlamıştır. Üretim aşamalarıyla gelişen tarım toplumu, zamanla tüketim toplumunu ya da daha genel bir yaklaşımla: takas toplumunun ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.

 

Usta tarihçi Braudel şöyle yazmaktadır:

 

toplum kavramı, tıpkı sıklıkla karıştığı uygarlık kavramı gibi, çok zengin bir içeriğe sahiptir. İçinde yaşadığımız batı uygarlığı, böylece ona can veren ‘endüstriyel’ topluma bağımlıdır. Bizzat bu toplumun, onun gruplarını, gerilimlerini, entelektüel ve ahlaki değerlerini, ülkülerini, düzenliliklerini, zevklerini vb. tasvir ederek, bu uygarlığı tasvir etmek mümkündür. Kısacası, bu uygarlığı taşıyan ve aktaran insanları tasvir ederek…”[3]

 

 

Demek ki uygarlık kavramıyla toplum kavramı arasında doğrudan ya da dolaylı, her zaman bir ilişkiden söz etmek mümkündür veyahut da gereklidir. O halde toplum tipleriyle toplum kuramları bir şekilde el ele gelişen iki yaklaşım tarzı olarak görülmelidir. Örneğin tarım toplumunu sanayi toplumundan ayıran özellikler, sanayi toplumunun kendini tanımlama biçimleri olduğunda; tarım toplumunun gelişim aşamaları bizim için bir uygarlık sorunu olup çıkar. Bu durumda karşımıza başka kavramları inceleme gereği çıkar ki bunlardan “yönetim”, “birey”, “sınıf”, “makine”, “demokrasi”, “anayasacılık”, “eğitim” vs. gibi birçok alt başlıklardan sadece bir kaçıdır. O halde sanayi toplumu bir ayrım çizgisi (ya da bir mihenk taşı) olarak görülürse eğer, zira şimdi onun uygarlığında bizler yaşıyoruz, geride kalan toplumlar hakkında düşüncelere sahip olacağımız akla yatkın gelmektedir. Ama akla yatkın olan her zaman en mantıklı yol değildir. Aslında sosyolojinin temel konusu olarak toplum fikri, anlattığımız gerekçe nedeniyle doğa yasalarıyla eşleştirilmiş ve zamanla bu pozitivist tutumun –akla yatkın olmasına rağmen, pek de mantıklı olmadığı ortaya çıkmıştır. O halde toplumlar hakkında kuramsal bir takım yaklaşımlara sahip olsak da, bu kuramların genellendirilmesi sanıldığı kadar kolay olmamaktadır. Eş deyişle; evrensel olarak geçerli, her toplum tiplerine karşılık düşen bir doğa yasasına sahip olamadığımız kanaati oldukça yaygındır. Ancak Newton’u düşündüğümüzde yer-çekim yasası doğanın tüm elementlerine aynı ölçüde geçerlidir. Bunun gibi bir toplum kuramından söz edilememektedir.

 

Frank ve Gills önemli tespitler de bulunmuşlar:

 

Bizler, çağdaş dünya sisteminin en azından 5000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu iddia ediyoruz. Bu dünya sisteminde Avrupa ve Batı egemenliğinin yükselişi, yalnızca yakın geçmişe ilişkin (belki de geçici) bir olgudur. Dolayısıyla bizim tezimiz, Avrupamerkezciliğe karşı daha insan merkezli bir meydan okuma oluşturur.

 

                                               Başlıca kuramsal kategorilerimiz şunlar:

 

                                               1. Dünya sisteminin kendisi…

 

                                               2. Tarihin ve dünya sisteminin motor gücü olarak sermaye birikimi süreci…

 

                                               3. Dünyanın ve dünya sisteminin merkez-çevre yapısı…

 

                                               4. Hegemonya ve rekabetin birbirini izlemesi…

 

5. Birbirini izleyen (zaman zaman “A” ile belirtilen) yükselme ve (yer yer “B” ile gösterilen) alçalma evrelerinden oluşan uzun (ve kısa) ekonomik çevrimler.”[4]

 

Yazarların ilgili başlıklarının altında ilgili yazılarını buraya aktarmadım. Dünya sistemine dair geniş bir yaklaşımla ele alınan bu çalışmalarında sistemler arası ilişkilere verilen öneme dikkat edilmelidir. Dolayısıyla yazarların “sistemsel” yaklaşımlarında belirgin farklılıklardan söz etmek mümkündür. Bu her şeyden önce, 1500 yıllarından itibaren gelişen ya da öyle savunulan toplumsal sistemlerin eleştirilmesine dair bir çalışma olmuştur.

 

EVET,

 

Anlatılanlara bakıldığında toplum fikrine dair bazı yaklaşımlar vardır ve bu yaklaşımların, ortaya çıkması adına çeşitli gerekçeleri zorunlu ya da keyfi bir biçimde içermiş olduğu doğrudur. Marksist toplum kuramında insanın evrim sürecinin iki temel ayrıma tabi tutulduğunu görüyoruz. Alt ve üst yapılanmalarla insan, kendini üreten bir varlıktır. Burada anlatılmak istenen insanın maddi bir varlıklar bütünü olmasının, birincil konuma karşılık geldiği; böylece kültür denilen sosyaliteyi bu birincilliğin üstüne inşa ettiğidir. Buradan hareketle MARX için toplum, önce maddi koşulların anlaşılmasıyla anlaşılabilir ya da sürece ilişkin olarak maddi koşulların elverdiği ölçüde bir toplumsal tipten söz etmek mümkündür.

 

Ancak M. WEBER için toplum fikri sanıldığı kadar kesin yasalara tabi değildir. Diğer anlamda karmaşık birçok etkenlerin olabilirliğine dair bir yaklaşıma sahiptir. Onun toplum kuramında bireyin “tercihleri” temelli önceliği, sosyal “yapı” tartışmasında öne çıkarmıştır. Yani bireyin tercihi (rasyonel tavrı) toplum fikrinde çok önemli bir çıkış aşaması olarak değerlendirilir. Elbette bu weber için, bireyselci bir yaklaşım içermez ama öyle bir yaklaşır ki, toplumsal kuramında karşılıklı bir etkiyi hiç göz ardı etmez. Sözgelimi bürokrasi üzerine yaklaşımlarında rasyonel eylemsellik tutumu kendini açıkça göstermiştir. Ancak sevgili okur, ilk sayfalarımızda (Sosyolojinin bir tarihi var mıdır) bu düşünürler hakkında kısaca notlar düşmüştük. Yeniden anlatmayı düşünmüyorum.

 

Durkheim için de Marks için söylenenlerin benzer bir yaklaşıma sahip olduğu; toplum fikri üzerine bireyin ikincil kılındığını da önceki yazılarımız da söylemiştik. Onun için toplum, bir tür hayvanların toplulukları gibi basite indirgenemez; dahası, “toplumsallık” düşüncesiyle bireylerin, bu düşünce karşısında ikincil olduğu öne çıkar. O halde Durkheim, “birey” düşüncesinin kendine münhasır bir fikir olabileceği kanaatine sahip değildir.

 

Şimdi;

 

Yukarıda verilen alıntılar eşliğinde toplum fikri hakkında bazı farklı kuramlar olduğunu görüyoruz. Mesela etkileşimcilik ve yorumsamacı yaklaşımlar eşliğinde toplum fikri ele alınıp irdelenmiştir. Ancak bu konulara ileride açıklamalar getirmek istiyorum. öncelikle klasik anlamda sosyoloji hakkında biraz daha düşünce sahibi olmamız gerekmektedir.

 

Efendim,

 

Sevgilerimi arz eder, saygı ve hürmetlerle görüşmek üzere…

 

 

KAYNAKÇA

 

B.S. TURNER, KLASİK SOSYOLOJİ, İLETİŞİM YAYINLARI,

 

 

G. RITZER, MODERN SOSYOLOJİ KURAMLARI, DEKİ YAYINLARI,

 

 

E.C.CUFF –WW.SHARROCK –D.W. FRANCİS, SOSYOLOJİDE PERSPEKTİFLER, SAY YAYINLARI,

 

 

NOEL COWEN, KÜRESEL TARİH, TÜMZAMANALR YAUINCILIK,

 

 

C. LEVİ STRAUSS, YAPISAL ANTROPOLOJİ, İMGE KİTABEVİ,

 

 

SIR J.G. FRAZER, İNSAN, TANRI VE ÖLÜMSÜZLÜK, ALTIN BİLEK YAYINLARI,

 

 

PETER KIVISTO, SOSYOLOJİNİN TEMEL KAVRAMLARI, BİRLEŞİK YAYINLARI,

 

 

ALEX COLLINICOS, TOPLUM KURAMI –TARİHSEL BİR BAKIŞ, İLETİŞİM YAYINLARI.      

  



[1] SIR JEMAS G. FRAZER, İNSAN, TANRI VE ÖLÜMSÜZLÜK, ALTINBİLEK YAYINLARI,2014.

[2] WİLHELM DİLTHEY, İNSAN BİLİMLERİ, DERLEME: JC. ALEXANDER VE S. SEİDMAN, KÜLTÜR VE TOPLUM –GÜNCEL TARTIŞMALAR, 2013, BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINEVİ.

[3] F. BRAUDEL, UYGARLIKLARIN GRAMERİ, İMGE KİTABEVİ.

[4] ANDRE GUNDER FRANK ve BARRY K. GİLLS, 5000 YILLIK DÜNYA SİSTEMİ: DİSİPLİNLER ARASI BİR GİRİŞ, KİTABI DERLEYENLER: A.G. FRANK VE B.K. GİLLS, DÜNYA SİSTEMİ, İMGE KİTABEVİ, SAYFA: 41-44. 

 

Etiketler: TOPLUM, TARİH