Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
TOPLUM, BİLİM, İLKELLİK
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 15 Şubat 2013

 

İnsanın Doğası Üstüne Ele Alındığında Kozmoloji Ve Varoluşun Toplumsal Dönüşümlerin Üstündeki Etkisi, Karşıtlığın Birliğini İçermesi Bakımından Oldukça İlgi Çekici Yaşamları Konu Edinmiştir. Bu Anlamda İnsan Ve Doğa Bilişselliği Ele Alınmağa Değer Bir Olgudur!

İnsan Tabiat Unsurları Üstünde Düşünürken Ve Bu Unsurları Kendi Merkezinde Anlama Çabasına Girerken, Hem Doğayı Dönüştürmüş Ama Hem De Kendisini Dolaylı Bir Anlama İçine Sürüklemiştir; Bu Yüzden İnsan Tanımı Zamanla Birey Tanımına Da Evrimleşebilmiştir. Çünkü Bireyin Üretimini Bizatihi İnsan Sağlamıştır Ama Buna Gerekçe Olan İse Doğadır; Öyle İse Birey Dolayımlı Bir Anlamadır Ve Her İnsan Bu Anlama İçinde Bir Kültür Üreticisidir. Yani, Başka Deyişle; Tıpkı SRATRE`İn "Kolektif Özne" Biçimlenmesi Gibidir.

Filozof SARTRE Şöyle Anlatır; "Kolektif Özne, Bir Durum İçinde, Bir Durum Tarafından Bir Araya Getirilen, Kendi Eyleminde Yapılanan, Praksisin Nesnel Gerekleriyle Farklılaşan Bir Öznedir""

Ve Şöyle Devam Eder; "Kolektif Alanda Birey, Hem Nesnel Bir Toplumsallığın İnorganik Maddenin Üretimi İçerisinde Oluşan Tanımına Dâhil Olur; Hem De Bu Çoğul Ortamla Madde Tarafından Bütünlenmiş Bir Çoğulluk Olarak Karşılaşır""

 

İnsan İşte Tamda Burada, Bu Kozmos İçinde Birey Olur Ve Doğanın Yasalarını Karşısına Alıp Sorgulamaya Koyulur. Öyle İse, Bilimin Ve Yasaların Varoluş Şartının Bir Tanesini Birey Olma İçinde Göreceğiz Ve Buradan Şöyle Soralım; Bu Bireyin Kendi Üretiminin Kökeninde Ne Vardır? Bu Üretimin Temel Aksiyomlarında Bir Fikir Mi, Bir Teknoloji Mi Ya Da Rastlantısal Bir Doğamı Vardır?

 

Latin Şair MANİLİUS (H.Z. İsa Dönemi) Şöyle Yazar; "Yaratıcı, Kutsal Düzeniyle Ahenk Sağlar Ve Gizli Amaçla, Tüm Parçalar Arasındaki Ortak Bağları Düzenleyerek Yönetir. Böylece Hepsi Birbirleriyle Güç Alışverişi Yapabilir Ve Bütün Biçimlerin Çeşitliliğine Rağmen Yakınlık İlişkisi İçinde Sabit Kalabilir..."

Bu Bir Ahenk İçerimidir Ve Buradan Bir Bütünlük Fikrine Ulaşan Her Türlü Düşünce, İmani Bir Algı İçinde Evrene Karşı Büyük Bir İlgiyi Sürüklemiş Olmalıdır. Bu Sürükleniş Ve İnsanın Birey Olma Macerası, Doğanın Yapılandırılması Noktasına Varana Kadar; Yani Reformasyon Dönemlerine Kadar, Sürekli Kendini Yeniden Anlamlandırma Yolunu Açık Tutmuştur. Hermetik Gelenek Ve Kabalacı Gizemli Dünya, Ayrıca BATLAMYUSUN Mükemmel İnşası; Yani Astrolojinin Evreni Kullanma İmkânı, İnsanı Ve Doğayı Birlik Fikrinde Uzlaştıran Önemli Gelişmelerdir. Bu Gelişmeler, Bir Yandan Politikayı, Diğer Yandan Ekonomik Değişimleri Ve Her Şeyden Önce; İnsan Zihnini Derinden Etkileyen Etkilerdir.

 

BURTON Ve GRANDY "Büyü" Üstüne Yaptıkları Araştırmalarında Şöyle Yazarlar; "Astronomi Ve Astroloji, Ancak Son Üç Yüzyıl İçinde Yollarını Ayırdı. Astrolojinin Yıkılması İle Aristo’nun Kozmos Düşüncesi De Yıkılmıştır."

W.DURANT Şöyle Yazar; "Semavi Varlıkların Hareketlerine Bakarak Zamanın Ölçülmesi, Muhtemelen Astronominin Başlangıcı Oldu. Polinezyalıların, Ay`A Göre Düzenlenmiş Ve 13 Aydan Oluşan Bir Takvimleri Vardı. Ve Ay Senesinin Mevsimlerin Gelişini Yakından Takip Edemediği Yıllarda Da, Takvimden Bir Ay Çıkartıp Attılar. Böylece Denge Sağlandı.."

Aslında Burada Başlangıç Olan Pek Tabi Astrolojidir Ve Günümüz Astroloji Gibi, Yani Geleceği Habere Veren Şarlatanlık Gibi De Değildir. Bu İlim Mezapotamyaya Ve Sümerlilere Kadar Gidecektir. Batlumyusun(İ.S 150) Kurmuş Olduğu Dünya Merkezli Astrolojisi, Sonraki 1400 Yıl Boyunca Kullanılacaktır.

BURTON Şöyle Yazar; "Sümerliler Ve Babilliler, Yıldızları Takvim Oluşturmak Amacıyla Sistemli Bir Şekilde Gözlemlediler. Ruhban Sınıfından Olan Babillli Astrologlar, Matematiksel Tekniklere Ve Gözlem Birikimine Dayanarak, Yıldızların Hareketlerini Ve Yeni Ay, Gezegen Birleşimleri, Güneş Ve Ay Tutulmaları Gibi Olayları Önceden Haber Vermekte Uzmanlaştılar. BU, Göklerdeki Değişimler, Onlar İçin "Anlam" Yüklüydüler...

Burçlar Kaynağına Zodyak Denir. İlk Olarak Babilliler Tarafından Ayrıntıları İle İşlenmiş Olan Zodyak; Güneş, Ay Ve Gezegenlerin Ekliptik Diye Bilinen Ortak Hat Boyunca Yol Alırken İşaretledikleri Yuvarlak Yıldız Şeridinin Kadim Adıdır. Eski Çağlarda İnsanlar, Bu Yuvarlak Yıldız Şeridini Her Biri 30 Derecelik Açıyla 12 Eşit Parçaya Böldüler. Ardından Her Bir Parçadaki Yıldızları Takım Yıldızlar Halinde Kümelendirerek Zodyağın 12 Burcunu Ürettiler.; Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Yay, Oğlak, Kova Ve Balık. Zodyak Kelimesi İle Zoo-Loji Deki Zoo İle Aynı Kökene Sahiplerdir."""  

Bu Örneklerde Gösterildiği Gibi Eski Çağ İnsanları, Günlük Yaşamlarını Doğadan Edindikleri İzlenimler Sayesinde Sistemleştirip, Bu Sayede De Değişimleri Sağlamayı Başarıp Yeni Dönemlere Atılmış Olacaklardır. Burada Geçen Dönem Oldukça Yoğun Bir Zamanı Kapsar, Bir Yandan Coğrafyalar Belirlenirken Diğer Yandan Düşünmenin İlkeleri Sorgulanmaktadır. Bütün Mesele Çoğalan Bu İnsanların Yaşam Olanaklarını Sürdürmek Ve Bu Olanaklar İçinde İse, Adaleti Ve Birliği Sağlamak Olmalıdır. Devlet Olgusu Ve Tutunma İçgüdülerinin Yoğun Yaşandığı Bu Dönemde, Din Ve Felsefe, Ayrıca Ahlak Ve İlkelerin Hakim Olduğu Gözlenmektedir. Bu Dönem, Tam Bir Gözlem Dönemidir Zaten!

 

Ortaçağın En Önemli Konularından Biride Simyacılıktır. Bu Bir Gizem Olgusudur Ve Aslında Platon Felsefesinin Etkilerini Dahi İçermiştir. Yani, Demek İstemediğim Şu; Platon Felsefesinin Evrensel Kozmos Fikri Bu Düşünceler Üstünde Çok Etkilidir, Benim Demek İstediğim; Simya, Gizem, Astroloji Ve Büyü Gibi Tüm Okült Unsurlar, Evrensel Bir Kozmos Fikrini İçermiş Olduklarından, Ortaçağ Uzun Süre Bu Çerçevede Kalmıştır. Taki, Birçok Eserin Batı Küresine Taşınana Dek Ve Çeviriler Yapılana Kadar!

Özellikle Türklerin İstanbul Fethinden Kaçan Bilginler, Birçok Eserleri Yanlarında Taşıdılar Ve Bu Eserler Latinceye Çevrilip Önemle İlgiye Mazhar Olmuşlardır. Bu Durum O Kadar Önemlidir Ki; Haçlıların Dönüşlerinde Getirdikleri Arapça Ve Yunanca Eserler Ve Hatta İspanyadan Gelen Diğer Fizik Ve Kimya Çalışmalıda Doğrudan Rönasansın Önemli Bir Temelini Kurguladılar! Bu Durum Bugün Bilim Tarihçilerince Artık Teslim Ediliyor! Zaten Asli Olsaydı, Rönesansın Gökten Zembille İnmesi Gerekecekti Ya Da Bunu Batılı Düşünür İspat Etmeye Zorlanacaktı Doğrusu!

BURTON Simyacıları Şöyle Anlatır; "Simyacıların Kurşunu Altına Döndürmeyi Amaçladıkları Doğrudur; Ama Onlar Bu Türden Bir Dönüşümün, Ancak Kişinin Kendi Ruhunun Benzer Biçimde Dönüşmesi Durumunda Meydana Geleceğine İnanırlar. Başka Bir Deyişle; Kurşunun Altına Dönüşmesi Ruhsal Arınmışlığın Göstergesiydi. Uğraşıları, Ölümsüzlük, Güç Ve Bilgi Konularıdır...""

ROSSİ Şöyle Yazar, "Modern Avrupanın İlk Yıllarında Büyü Ve Bilim, Kolaylıkla Ayrılamayacak Kadar Birbirine Karışmıştı. Günümüzde, Bilimsel Bilginin Büyünün Karanlığı Ve Hurafeleri Arasında Muzaffer Bir Biçimde İlerlemiş Olduğunu Öne Süren Aydınlanmacı, Pozitivist İmajı Tamamı İle Terk Edilmiştir..."

 

 

(( ŞİMDİ Bu Noktada Şu Bilgileri Vermek İsterim Doğrusu;

16.Y.YILDA Osmanlıda Yaşayan TAKİYYEDDÜN EL MAĞRUF İsimin De Bir Medreseli Vardır. Bu Adam Bir Yandan Çok İyi Bir Mucit Ve Mekanikçi, Diğer Yandan İse Astronomdur Ve Gözlem Evi Kurmuştur. Optik Üstüne Eseri Vardır Ve İlk Defa Işığın Kırılma Açısını Hesaplamıştır. Eseri Bir Yıl Sonra İtalya Da Latince Basılmıştır Ve Daha Batıda Işığın Gözden Çıktığı Tartışılırken O, Bir Delik Deneyi İle Işığın Hem Açısını Hesaplamış(Kırılma) Hem De Işığın Gözümüze Gelme Durumlarını Teker Teker Anlatmıştır. Bu Kitabı Kısaca Özetleyelim;

1)Doğrudan Görme,
A)Doğrudan Görmenin Özelliklerine,B)Işığın Ve Yayılımının Özelliklerine,C)Göz Ve Işık Arasında Görülen Göreli Aralıklarına,D)Gözün Anatomisine,E)Görmenin Özelliklerine,F)Göz Hastalıkları Ve Görme Kusurlarına Dair Açıklamaları Vardır.Tabi Şimdi Kitabın İkinci Bölümüne Bir Kısaca Bakalım..

2)Kitabın Bu Bölümüne Ait Kısaca Konu Başlıkları. A)Yansıyan Işığın Özelliklerine,B)Yansımanın Özelliklerine,C)Yansıtıcı Nesnelerin Özelliklerine,D)Yansıma İle Oluşan Görüntülerin Özelliklerine,E)Yansıma İle Görüntü Oluşumuna,F)Yansıma İle Ortaya Çıkan Görüntü Bozukluklarına.

Kitabın 3. Bölümünde İse; Kırılan Işığın Özelliklerine, Kırılmanın Özelliklerinin, Kırılma İle Oluşan Görmenin Özelliklerini, Kırılma Açılarının Oranlarını, Görüntü Ve Görüntü Konumlarını Ele Almıştır. Artı Kırılmadan Ötürü Göksel Nesnelerin Miktarları Ve Uzaklıkları Hakkında Ve Bazı Hatalar Hakkında Çeşitli Notalar Ve Açı Çalışmaları Da Yapmıştır.

BU Öyle Önemli Bir Bilgindir Ki, İbnül Heysemden Ciddi Bir Biçimde Etkilenmiştir, Zira Bu Bilgeyi Avrupa Anlayamayıp, Yanlış Bilgiler Diyerek Bir Yana Atmışlardı Ve KEPLER Bunun Avrupa Da Çok Sonraları Açıkça Heysem`İn Haklı Olduğunu Ortaya Koymuştu. V.S. Özellikle BACON Bizzat İBN HEYSEMİN Fizik Teorileri İle İlerlemiştir. Asıl Bilim Ve Nesnelliği Ortaya Koyan BACON Diil, İBN HEYSEMDİR, Kendisinden Yaklaşık 6 Asır Önce...

VE Ayrıca, Takiyeddin Tirigonometrik Fonksiyonların Kesirlerini, İlkkez Ondalık Kesirler İle Göstermiştir. Bir Derecelik Aralıklar İle, 1 İle 90 Derecenin Arasını Hesaplamıştır. Sinüs Ve Tanjant Tablolarıda Hazırlamıştır. Büyük Bir Rasathane Kurmuştur.Kend...İne Has ``Prtik`` Tabirli Bir Rakamlar Sistemi Kurmuştur.Ayrıca İyi Bir Mekanikçidir. Duvar Saatleri, Ustrullaplar Yapmıştır. Kuyulardan Su Çeken, Kepçeler Yapmıştır.V.S. Şimdi Görme Üstüne Geçmiş Dönem Bilgeleri,Görme Konisi Üstünde Ayrılığa Düşmüşlerdi. Oysa Takiyeddin, Nesne Ve Göz Işın Teorileri İle, Bu Meseleyi Kesinkes Halletmiş Oldu. Şimdilik Bu Açıklama Yetsin..)))

 

BURTON Şöyle Yazar; "Bilginin Bu Okült Dalları(Büyü, Simya V.S.) Rönesans Döneminde, Ortaçağa Göre Daha Fazla Toplumsal Onay Görmüştür. Niçin Mi? Çünkü Büyü, Yunan Ve Roma Kültürünün Önemli Bir Parçasıydı Ve Rönesans Düşünürleri Klasik Dünyayı Her Açıdan Taklit Etmek İstiyorlardı. Ortaçağı Küçümsüyorlardı. Fazlası İle YARATICI Merkezli Olduğunu Düşünüyorlardı.""

Yazar Çok Yerinde Bir Değerlendirme İle, Okült İlminin Bir Propaganda Aracı Haline Döndürülmesine İşaret Etmektedir. Çünkü Rönesans Döneminde Klasik Metinlere Öyle Bir İlgi Vardır Ki, Adeta "Suya Düşen Yılana Sarılması" Misali Gibidir Ve Ne Yazık Ki, Hiç Acımadan O Çağın Bütün İnsanlarını Acımasızca(Hümanistler) Eleştirmişlerdir. Ve Halen Hümanist Kafalı Düşünceler Mevcuttur. Hümanist Terimi Kulağa Hoş Gelebilir Ama , Bu Kavramın Ürettiği Değerlerin Tümünü Göz Önüne Aldığımızda, Özellikle Putlaştırılan Bilimi Ele Aldığımızda, Birkaç Yüz Yıl Sonra Sömüren Ve Talan Eden Batının Varlığına Tanık Olacaktır Dünya! Mekanik Bir Doğa İlgisi Ve Pozitif Duyguların Yok Ettiği Sanat Ve Estetik Yargılar!! 

İşte Artık İnsanlar Halen Astrolojinin Peşinde Koşmaya Devam Ediyorlar Ve Asla, Pozitivizmin Öngördüğü Tek Kültürlü Bir Dünya Söz Konusu Değildir; Olmayacaktır!

Ünlü Antropolog J. WEATHERFORD Şöyle Yazar; "Her Türden Ekonomik Ve Siyasal Teoriler, Modernleşme Sürecinin Az Gelişmiş Ve Gelenekselci Yaşam Biçimlerinden Gelen İnsanları, Gelişmiş Dünyanın Modern Üretimine Ve Tüketim Pazarlarına Yönelteceğini Varsayıyordu. Küresel-Köy İmgesinin Gerçekleşmediğini Görüyoruz. Komünizm Ve Kapitalizm, Geleneksel Kültürlerin Asimile Edilmesinde Başarılı Olamadılar""

 

((Ülkemin Bu Dalgada Yer Alan Her Düşünüşü Nefretle Kınıyorum! Varlığım, Kendimi Bildiğim Ve Bunu Yaşadığım Ölçüde Bir Değer İçerebilir; Hiç Bir Kültür Ve Us, Zihin Beni Özgürlüğümden Alıkoyamaz!

Kimseye Yazılarından Ötürü Baskı Yapılamaz Ve Asla Kimse Benim Gibi Düşünmek Zorunda Da Değildir!!)) 

 

"Batının Entelektüel Deneyimi Ortaçağ Boyunca Genelde Yaratıcı(Din) -Merkezli İken, Rönesans Döneminde Daha Hümanist Ve Dünyevi Bir Hal Aldı. Kuşkusuz Kozmik Drama Da "Yaratıcı" Hala Baş Roldeydi. Ama O Drama Nın İçerisinde İnsanlar Daha Aktif Ve Bağımsız Roller Aldılar. Bilimin İlk Uygulayıcıları, Evreni Bir Makine Gibi Görmeyi Öğrenerek Etkileyici İlerlemeler Kaydettiler. Peki, Ya Böylesi Düşünceleri(Makine) Üreten Kişi? Oda Küçük Ama Son Derece Karmaşık Bir Makine Midir? Mekanik Dünya Görüşüne İnananlar, Kendilerini Çoğu Kez Bu Tanımlamanın Dışında Tutarlardı. Belki Bedenleri Bir Makineydi Ama Zihinleri Veya Ruhları Bir Zeka Deposuydu Ve Bu İstisna, Onların Aydınlanmışlığına Açıklama Getiriyordu. Kendi Bildirimine Göre DESCARTES, "Hakikat Ruhu" Tarafından Ziyaret Edilmiş Ve Ruh Ona, Matematiğin Doğadaki Sırların Anahtarı Olduğunu Belirtmiştir. Bilim Hiç Kuşkusuz Rönesans’ta Gelişti Ama Büyü, Astroloji Ve Simyada Öyle!"

Yazar BURTON, Bu Dönemin Genel Kabul Görmüş Oydaşmasını Önemle Vurgulamadan Hiç Geri Kalmaz, Buradaki Vurgu, İçinde Yaşadığımız Dönemin Eğilimleri Adına Önem Taşımaktadır.

 ROSSİ, Bir Noktada; Hayal Gücü İle Kozmoloji Fikrinin Yeter Derecede Örtüştüğüne Dikkat Çeker.

EFLATUN Şöyle Yazacaktır; "Yıldızların Ve Güneşin Periyodik Hareketleri Sayının İcadına Sebep Olmuş Ve Bizlere Zaman Kavramını Ve Dünyanın Doğasını İnceleme Olanağını Bahşetmiştir. Bu Sayede Tüm Felsefeyi Türettik, Ölümlü İnsanoğluna Semavi Bir Hediye Olarak Bundan Büyüğü Ne Gelmiştir Ne De Gelecektir""

 

Şunu Akılda Tutamakta Fayda Olduğunu Düşünüyorum; Rönesans Döneminin Öncesine Ait Olan Ortaçağ, Çeşitli Konularda Teknolojinin İlerleyişi Ve Kendine Özgü Felsefesi İle, Bir Aktarım Ve Değişim Öncüsü Olabilmiştir. Özellikle Toprak Ve Ziraat, Madencilik Ve Diğer Çeşitli Alanlarda Ki Gelişmeler, Sanıyorum Rönesans Dönemine Bir Etki Etmiş Olmalıdır. Bu Arada Roma Döneminde Ki Hukuk Ve Çeşitli Ticaret İlişkileri İle Bir Tür Enformasyon Döneminin Yaşandığı Sanırım Öne Sürülebilir. 

ROSSİ Şöyle Yazar; "15. Y.Yıl, Zanaatkarların Ve Deneycilerin Çalışmalarıyla, 16. Y.Yılda Madencilik, Denizcilik, Balistik Ve İstihdam Sanatı Üzerine Yazılan Risalelerde İki Kavram Öne Çıkmaktadır:; 1- El Emeğine Yönelik Yeni Bir Bakış Açısı Ve Mekanik Sanatların Kültürel İşlevidir. 2- Bilgi Kavramının, Giderek İlerlemesi Ve Karmaşıklaşması, Birikime Dönmesi. Teknik Bilgiler Hermetik Gelenekte Önemli Oluyordu.."" 

Bu Dönemde "Kabala" Denilen Ezoterik Bir Bilgi Birkimi Vardır Ve Burada Ele Alınan Konular, Yahudi Bilgi Sistemidir. Roma Döneminin Sonlarında Ortaya Çıkmıştır. Bu Sistemde İsimler Öğretisi Ve Aslında Harf Simgesinin Etkisi Öne Çıkmaktadır. Günümüzdeki İskambil Kâğıtlarının Kökenide Buradan Türeyen "Tarot" Anlama Ya Da Falcılığına Dayanmaktadır. Tarot Bir Kâğıtlar Birikimidir. 78 Kart Vardır. V.S...  

 

MODERNİTEYE DOĞRU

 

Böylece 17. Y.Yılda Önemli Gelişmeler Yaşanacak Ve Doğanın Tanımlanması Noktasında, Deneysellik Alanına Çok Daha İlgi Artacaktır. Bu Dönemde, Descartes Felsefesinin O Kozmos Ve Evrensel Sistem Öngörüsü, Yeniden Ele Alınacak Ve En Önde Yer Alan Konu, Fiziğin Matematiğe İndirgenmesi Olacaktır.

Matematik Bilgi, PİSAGOR`DAN(M.Ö. 560-500) Bu Tarafa Geçen Bunca Dönemden Sonra, Çok Farklı Bir Amacı Ortaya Koyma Çabasına Girişmiş Oluyordu; Bunun Amacı, Simya Ya Da Büyü Gibi Okült İlimleri Temelinden Sarsmak Ve Aslında Bu Niyet Olmanın Dışında Deneysel Bir Öngörü İçinde Ele Alınıyordu. Matematik Yasaları, Soyut Bir Alanı İçermiş Olacağından, Dahası Pratik İlkelerin Alanından Dışarıda Biçimlendiğinden, Kesinlik Fikrini Getirip Dayatıyordu. Bu Etki Çok Önemli Oldu Ve GALİLEO Gibi Bir Doğa Filozofu, Bu Kesinlik Fikri İçinde Kozmosu Yeniden Ele Aldı; Aynı Biçimde NEWTON Ve EİNSTEİN Devamında Yer Alacaklardır.

BURTON Şöyle Yazar,; "Ortaçağ Boyunca Büyü Bir Anlamda Teknoloji Gibi Anlaşılırdı. Hansen, Ortaçağda Büyünün Pratik Bir Teknoloji Olarak Görüldüğünü İşaret Eder. HANSEN`E Göre Bilim Devriminden Önce İnsanlar Olguları Üç Kategoriden Birine Dahil Ederek Sınıflandırırlardı; Doğal Olan, Doğadışı Olan Ve Doğaüstü Olan!""

Aslına Bakılırsa Birçok Bilim Öncüleri, Söz Gelimi Yer Çekim Kuvveti İle İlgili Olarak Da Büyü Nazarında Bakmışlardır. Keplerin Ay İle Denizler Arasında Ki Bağlantısını Yani Bu Merkezcil Çekimi, GALİLEO Dahi Okült Bir Bilgi Diyerek Ciddiye Almamıştı.

NEWTON Şöyle Yazar; "Bir Cismin Bir Diğeri Üstünde, Başka Hiç Bir Şeyin Aracılığı Olmaksızın Boşluk İçinde Uzaktan Etki Yapabilmesini Sağlayan Yerçekiminin, Maddenin Doğasında, Yapısında Ve Özünde Mevcut Olması Bence Öyle Bir Saçmalık Ki, Felsefe Konusunda Düşünme Yetisine Sahip Bir Kimsenin Buna Katılabileceğine İnanmıyorum. Bu İlkeleri(Yerçekimi Ve.Diğerleri) Eşyanın Belirli Biçimlerinden Ortaya Çıktığı Düşünülen Okült Nitelikler Değilde, Eşyanın Kendisinin Oluşmasını Sağlayan Genel Doğa Yasaları Olarak Düşünüyorum..."

Bu Bakış Açısı Mükemmeldir Ve Bu Kişi Aslında "Modern" Düşünüşün Temellerini Bu İkilemleri Yerli Yerine Oturtarak Atmış Olacaktır, Diye Düşünüyorum!

F.HARTMANN Şöyle Yazar; "Modern Bilim İnsanın Bir Hayvan Olduğunu Kanıtlamaya Çalışır; Üstatların Öğretileri İse Onun Bir Tanrı Olabileceğini Gösterir. Modern Bilim Onu, Kendi Ağırlığını Kaldıracak Bir Güçle Donatır; Kadim Bilim İse Ona Dünyanın Kaderini Belirleme Gücünü Atfeder""

 

Ortaçağın Bu Geniş Döneminden Birikimle, Yeni Bir Toplumsal Ve Politik Değişimlerin Etkilenimi İle İnsanların Doğaya Olan İlgilerinin Artması Ve "Yasa" Niteliğinde Ve Bu Niteliğin Nicelleşmesinde Meydana Gelen Bir Dinamizm Tüm Avrupa Küresini Sarmış Olacaktır!

İnsanlar, Yeni Teknolojiler Ve Keşifler İle Ve Bunların Taşıdığı Enformasyon İle Birlikte, Farklı Sorgulara Ve Arayışlara Sürüklenmiş Olacaklardır Ve Asla, Tarihin Kronolojisi Gibi Bir Ayrıklık İse Söz Konusu Değildir; Zira Bilim Ne Büyüyü Nede Astrolojiyi Ve Nede Farklı Kültür Biçimlerini Aşamamıştır! Sadece Doğayı Yeniden Tanımlamış Ve İnsanlara Yeni Zenginlikler Sunmuştur! Yeni Bir Dünya Tanımı Nesnel Ve İnsan Yaşamının Bir Diğer Yüzünü Aydınlatmıştır; Bir Yüzümüz Hala Karanlıktır!

FETSCHER Şöyle Yazacaktır; "Büyü Ve Simya, Daha Sonraları Bilim Çağı Tarafından Göz Ardı Edilmiştir. Ancak Bunların İfade Ettiği Dilekler, Umutlar Ve Tutumlar Bacon, Descartes, Newton Ve Daha Nicelerinin İfade Ettikleriyle Baştan Sona Kıyaslanabilir. Onlarda İnsanı Dünyanın Efendisi Ve Sahibi(Modernler) Kılmak İçin Sürekli Uğraşı Durdular...

Özetle; Büyük Düşünme Ve Büyük Düşlem Kurma Eğilimi, Büyü İle Bilimin Ortak Özelliğidir, Ve Bu İkisinin Rönesans Döneminde Yan Yana Duruşunun Açıklanmasına Yardım Edebilir...""

Oldukça Dokunaklı Bir Açıklama Ve Gereği Gibi Ele Alınabilmiş Durumda Doğrusu...

Leibniz Kartezyen Sisteme De, Benzer Bir Eleştiri İle Saldırmıştı Ve  Bu Sistemin Bir Mekanik Tapınçlık Olarak Ele Almıştır. Kant Dahi, Bu Düşünmeyi Temelden Eleştirdiğinde, Halen Günümüz Birçok Yazarlarının Hışmına Uğramaktadır; Zihin Faktörünü Net Bir Biçimde Ortaya Koyma Çabasını İçeren Felsefesiyle Bu Eleştirileri Hak Etmiş Gibi Gözüküyor; Tabi Haksız Yere!

Konuya İlişkin Çeşitli Yerlerde Örnekler Sunmuştum. Orada Kartezyenizmin Bir Sistem Sunulduğuna İlişkin Örnekler Vermiştim. Bu Sistemde Hayvanlar Dahi Bir Tür Makine Gibidirler Ve Burada; İnsanın Ruhu Ve Öznesi Bütünü İle Hayvanlardan Ayrı Bir Alana İndirgenmiştir! İşte NEWTON Bu Düşüncelere Eleştiri Getirmiş Ve Yeni Bir Doğa Tanımlaması Sunabilmiştir, Şimdi Kısaca Onun Öğretilerinden Örnekler Sunup, İnsanın Yaşamına Dair Bu Bu Kısa Not Çalışmasına Son Vereceğim...

 

NEWTON VE DOĞA FELSEFESİ!

 

Öncelikle ROSSİDEN Bir Alıntı Yapalım; "Galileo Ve Newton İle Birlikte Mekanik Gelişerek, Hareket Yasaları İle(Dinamik) Ve Dengede Duran Güçler Ve Hareketsiz Cisimlerle(Statik) İlgilenen Matematiksel Fiziğin Bir Dalı Haline Gelmişti Mekanik. Makine Teorisi Adı Verilen Şey Mekaniğin Çok Sayıdaki Pratik Uygulamasından Yalnızca Biriydi...

NEWTON Principia`Nın Düzenleme Biçimini EUKLEİDES`TEN Almıştır. Kütle, Güç Ve Hareket Tanımlarını Aksiyomlar Ya Da Hareket Yasaları, Bunları İse Önermeler Yada Lemma Adını Verdiği Bir Varsayımlar Listesi Ve Son Olarak Çeşitli Sonuçlar Ve Yorumlar İzleyecektir.

NEWTON Fiziği Descartesinkinden Çok Farklıdır. KOYRE, Nwetoncu Dünyanın Kartezyen Dünyadan Farklı Olarak İki Değil, (Uzanım Ve Hareket) Üç Unsurdan Oluştuğuna Dikkat Çekmiştir.

MADDE; Sonsuz Sayıda, Birbirinden Ayrılmış Ve Uzaklaşmış Parçacıklar;

HAREKET; Bu Tuhaf Ve Paradoksal  İlişki-Durum, Parçacıkları Etkilememekte Ve Fakat Onları, Sonsuz, Homojen Boşluk İçinde Oraya Buraya Götürmektedir. Bu Uzay İçinde Cisimler Enegele Takılmadan Hareket Ederler..."

NEWTON`UN "Principia" Eseri "Tanımlar" Bölümü İle Başlar.

Burada Maddenin Yada Bir Cismin Kütlesini, Onun Yoğunluğu İle Hacminin Çarpımı Olarak Tanımlamakta Ve Cismin Kütlesini, Yerçekimin Kuvvetine Bağlı Olan Ve Bu Nedenle, Uzaklık Nedeniyle Değişen Ağırlığından Açık Bir Biçimde Ayırmaktadır.

3. Kitapta, Yer Çekimi İle Merkezcil Gücü Eşitlemektedir.

Bir Cismin Sarf Ettiği Çekim Gücü Onun Kütlesi İle Orantılıdır. VE Kütlesi Aynı Olan Nesnenin Ağırlığı , Farklı Gezegenlerin Üzerinde Farklılık Gösterir.

Newton Maddenin Bir Diğer Tanımında, Hareketin Miktarını Dikkate Almıştır Ve Momentum Ya Da Devinirliği, Cismin Kütlesi İle Hızının Çarpımı Anlamında Kullanmaktadır.

Bir Diğer Tanımda İse, Maddenin İçsel Ya Da Doğal Gücü İle İlgilidir...

Bu Tanımda Önemli Nokta; Cisim İster Belli Bir -Hızla İlerlemesi İsterse Sabit Bir Hızla Duruyor Olması Konu Edilmiştir. İşte Bu Tanımlar Doğa Yasalarına Da Açıklık Getiriyordu. Söz Gelimi Yere Attığınız Bir Taş Ya Da Parmağınızla İttiğiniz Bir Taş, Bir Şekilde Tepkimeler Veriyor Olacaktır Ve Bu Durum Maddenin Doğa İçinde Ki Belirlenimlerini Sunacaktır.

Dördüncü Güç İse, "Merkeze Doğru" Tanımını İçeren Ve NEWTON`UN İcat Ettiği Bir Kavramdır. Bunun Tersi Olan "Merkez-Kaç" Kuvveti İse HUYGENS Tarafından Üretilmiştir.

 

Şimdi;

"Principia`Nın" Birinci Kitabı Üç Hareket Aksiyomu Ya Da Yasası İle Başlar,

1- Her Cisim Bir Güç Tarafından Durum Değişikliğine Zorlanmadıkça Hareketsizliğini Ya Da Düzenli Doğrusal Hareketini Sürdürür...

2- Hareketin Değişimi Uygulanan Devindirici Güç İle Orantılıdır Ve Gücün Uygulandığı Düz Çizgi Yönündedir.

3- Her Harekete Daima Bunun Zıttı Olan Eşit Bir Tepki Gösterilir Ya Da İki Cismin Birbirleri Üzerinde Ki Karşılıklı Hareketleri Daima Eşittir Ve Zıt Kısımlara Yöneltilir.

NEWTON Şöyle Yazar,; " Bir Diğerini Çeken Ya Da İten Şey, Diğeri Tarafından Aynı Şekilde Çekilir Ya Da İtilir. Parmağınızla Bir Taşı İttiğinizde, Parmağınızda Taş Tarafından İtilir""

Burada Geçen Anlatım İnsan İle Doğa Arasındaki Ayrımıda Açık Ediyor; Çünkü Taş Bizim Parmağımızı Asla İtmezdi Doğrusu Ve Biz Onu Değişime Ya Da Zorlamaya Doğru Sürüklüyoruz. Doğayı Böyle Bir Değişim İçinde Gözlüyor Ve Kendimizce Buradan Yasalar Üretiyoruz. Ve Bu Yasalar Bizim İçin Başka Yasaları Öngörüyor Ama Biz Bunu Zamanla Öğreniyoruz; Bütün Değişimler Böyle Olmuyor Mu??

Principia`Nın İKİNCİ Kitabı, "Sürtünme Olmadan Hareket Eden Hedef Kütleler Sorunundan Dirençli Sıvılarda Hareket Eden Cisimler Sorununa Dönmektedir Ve Bu Kitap Descartes`E Bir Eleştiriyi İçermiştir.

Principia`Nın Üçüncü Kitabına Gelince; Burada Newton Kendi Dünya Sistemini Açıklamaya Girişmiştir. Şimdi Kısaca Bu Yasaları Verelim Ve Bu Sınırlı Not Birikimine De Burada Son Verelim;

1- Kural; "Doğal Şeylerin Görünümlerini Açıklamak İçin, Hem Gerçek Hem De Yeterli Olanların Dışında Neden Bulunmadığını Kabul Etmek Zorundayız." (Buradaki Anlatım Doğanın Basitliğine Dair Bir Anlatımdır)

2-Kural,  "Bu Nedenle Aynı Doğal Etkileri Mümkün Olduğu Ölçüde Aynı Nedenlere Bağlaya Biliriz..." ((Bu Kural Çok Şıktır Ve Şunun Gibidir, Türkiyede Yere Atılan Bir Taş İle Hindistan Da Yere Atılan Taşın Aynı Tepkileri İçermiş Olmasıdır.)

3-Kural, "Derecelerin Ne Arttırılmasını Ne De İndirilmesini Kabul Eden Ve Deneyimlerimiz Kapsamında Tüm Cisimlere Ait Oldukları Tespit Edilen Cisim Nitelikleri, Hangisi Söz Konusu Olursa Olsun Tüm Cisimlerin Evrensel Nitelikleri Sayılırlar"... Burada Anlatılan Homojenliktir.

4- Kural, "Deneysel Felsefede Olgulardan Elde Edilen Genel Tümevarımlar Tarafından Gösterilen Önermelere, Tahayyül Edilebilecek Her Türlü Karşıt Hipoteze Rağmen Doğru Ya Da Doğruya Çok Yakın Gözüyle Bakmalıyız. Taa Ki, Daha Doğru Ya Da İstisnalara Açık Diğer Olgular Ortaya Çıkıncaya Kadar""

Burada Vurgu, Teorilerin Doğrrulanması Gerektiğidir Ve Bu Bana POPPER`IN "Yanlışlama" Felsefesini Açıklıkla Hatırlatmış Oldu Doğrusu.

Bu Dört Kural Ve Unsurların Öyle Çok Etkisi Olmuştur Ki, Doğayı Tanımlamak Ya Da Burada Matematiksel İndirgeme Bir Yana; Anlama Ve Felsefe Etkinliğine De Bir Yöntem Sunulmuş Oldu.

Ama Okuyucuya Şunu Önemle Sunmak İsterim; NEWTON Fizik Ve Bilim Üstüne Yazdığı Notlarının Çok Daha Ötesinde; Büyü, Simya Ve Din Üstüne Yazmıştır. Bu Çok Garip Bir Durumdur. Özellikle H.Zisa`Nın Bir Aracı Olduğunu Ve Ona Olan Tapınmanın İse Bir Ateizm Olduğunu Vurgulamıştır.

Bu Fizik Ve Optic Konularının Günümüzde Halen Bir Öğreti Olduğunu Düşünüldüğünde, Newton Kosmosunun Etkisi Ortadadır. Bu Sistemde Mekanizm İle Ruh Ve Zöne Birlikteliğine Dikkat Çekmek Yeterlidir, Ne Var Ki Bunu Kim Yadsıyabilir? Halen Günümüzde, Ölüm Ve Yeniden Doğum Fikri Apaçık Ortadadır Ve Bu Fikrin Kaynağını Ne Bilim Oluşturabiliyor Ne De Onu Yadsıyabiliyor!

Bilim Ve İnanç Noktasında İnsanların, Aslında Bir Denge Peşinde Koşma Gayretleri Apaçık Ortadadır. Bilim, Zihnimizin Ve Gözlerimizin Işığı Olabilir; Ama Bir İman Ve İnanç, Doyum Ve Duygu Üretimini Yapamaz Ve Gelinen Dönemde Bunu Başaramadığını Net Bir Biçimde Gözlemliyoruz!

 

Etiketler: ANTROPOLOJİ, TARİH, TOPLUM, İLKEL