Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
"UYGARLIK" KAVRAMI ÜSTÜNE: 3. BÖLÜM
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 30 Haziran 2014

isimlendirme biçimi olarak farklı olsa da yeryüzünde hemen hemen her dinde ve kültürde ‘din’ değişik kelimelerle ifade edilmektedir. Örnek olarak din PEHLEVİ dilinde (eski farsça) ‘den’ ve sonraki dönemlerdeki farsça da ‘din’; eski Yunancada ‘THRİOHEYA’; İslam’dan önce Türkler arasında ‘DRM’, ‘DARM’, ‘NON’, ‘DEN’ ve İslam’dan sonra ise ‘din’; Hint kültüründe ve Sanksritçe de ‘dharma’, Budizmin kutsal dili Pali dilinde ‘dhamma’; sabilikte ‘dına’ ve ‘kuşta’; Yahudiler arasında önceleri ‘abodath elohim’ terimi, aynı zamanda ‘din’ kavramını da ifade etmekte iken kutsal kitap sonrasında ‘dath’; Hıristiyan batı dünyasında da Latince Religio’ kelimesinden türeyen ‘religion’ kelimeleri ile karşılanmıştır.”[1]

 

Din ile uygarlık kavramı arasındaki ilişkiyi düşünüyorum; yukarıda ki anlamıyla din, “inanç” ya da manevi duygu ya da değerleri kapsıyor. Yani bu bize insanın diğer yanını; maddi olgularla aşamadığı, üstesinden gelemediği, hissi ve duygusal yanını karşılaması anlamında dinin uygarlıkla ilgili diğer yanına da bakışımızı çevirmemizi sağlıyor. Bu anlamda din ile dünya ayrımı da orta da duruyor; bu ayrım gerçek anlamda maddi ve manevi bir ayrımdır. Ama din denildiğinde uygarlığın maddi evrenle ilişkisi akla gelmez mi? Geliyor çünkü eskatolojik yaklaşımlar bunu karşılar. Yani din ile dünya ayrımı yoktur ama maddi ve manevi ayrım vardır. öyleyse şunu mu diyorum;

Uygarlıkla din ilişkisi, din ile yaşamın her alanında yer edinen ilişkilerin bir diğer yüzüdür. O zaman şunu demiş oluyorum; insan maddi ve manevi bir birleşim olarak iki ayrı evrenselliğe sahiptir; maddi evrenselliği dünyanın maddi yasalarıyla, manevi evrenselliği ise ruhun yasalarıyla hemhal olmaktadır. Bu durumda insan, maddi ve manevi dünyanın yasalarına tabi bir ortak anlamlar bütünüdür. Yani, dünyada yaşamak bizi hem maddi hem de manevi yasalarda olmaya zorlamaktadır.

 

İşte, şu son açıklamalarımla bakıldığında, tüm dinsel kültürler ya da dinler, öte dünya inancına bir şekilde sahip olmuşlar ve manevi tarafımızdaki bu derin gizemi doldurmaya, ona yönelik açıklamalar getirmeye çalışmışlardır. Bu çabalar bize tarihsel süreç içinde insan uygarlığında çok derin ama çok büyük katkılar sağlamıştır. Örneğin haçlı savaşlarını düşündüğümüzde dahi, kültürlerin ve yeni keşiflerin nasıl ortaya çıktığına, ayrıca yeni siyasal, toplumsal yapıların temellerinin atıldığına da tanık oluyoruz. Bir diğeri Yahudi göçlerinin dünya ticareti üstünde ki derin etkisi bilindik bir gerçekliktir. İslam uygarlığının FATİHAN tesiriyle dünyanın diğer yörelerine taşıdığı kültürel etkileri biliyoruz. Dinsel temelde yapılan savaşlar ya da anlaşmalar ya da inşa edilen maddi uygarlıklar her biriyle birer örnek niteliktedirler.

Din, anlam olarak insanın iradesine ve yaşamına dair gelen kurallar bütünüdür. Şimdi dinleri kısaca hatırlayalım

 

KONFÜÇYANİZM

 

ÇİN ülkesinde önemli bir öğreti olarak karşımıza çıkan, kültürel bir kategoriye sahip, TAOİZM öğretisinden daha muteber ve aynı onun gibi, seçkinciliği önemseyen bir dinsel yaşamdır. Ancak din olarak anlamak çok zordur. Aslında kitapsız dinler birer felsefi ya da kültürel öğretidir, çünkü düzenleri yoktur! Öte dünya inançları ya da ritleri sadece birer tavsiyeler niteliğidir, detaylı değildir ve kabir ve ahret yaşamları hakkında çok düzensiz düşüncelere sahiptirler. İşte KONFÜÇYANİZM de böyle bir öğreti olarak etkili olmuş “dinimsi” bir kültürdür. KONFÜÇYÜS aynı zamanda politik bir yaklaşıma da sahiptir; yani yönetici bir kişi olmak için mücadeleler verdi.

 

ÇİNCE, K’UNG FU TZU olarak adlandırılan Konfüçyüs Latince bir isimdir. Bir bilgedir ve “seçmeler” adlı eserinden söz edilir. Kültürel bir öğreti olarak bildiklerini yaymaya çalışmıştır. Bu öğreti de gök tanrı inancı (TİEN) vardı ve bu göğün efendisi sadece göğe hitap ediyordu. Bu düşünce sistemine göre TAO da bir başka tanrısal imgelemdir ama TAO daha bir felsefi, ya da metafiziksel, sezgisel güçlere karşılık gelen bir addır. Bu TAO içinde olumlu –YANG- ve olumsuz –YİNG- düşünceler sürekli karşılıklı çatışma içindedirler. Bu düşünceler yığıntısında öte dünya inancı varsa da bunun anlatımı yoktur yani belli bir tutarlılık içinde ortaya konmamıştır. Bu durum aslında ÇİN toplumu içinde anlaşılır bir durumdur, çünkü “evrenselci” değillerdir ve kültürel bir milliyetçilik bu toplumların temasıdır. Bu düşüncelerin temelinde erdemli olmak türünden felsefe yatar ve bu felsefe, bu dünyadan arınmayı emreder; yani dünyayı önemsemezler! Oysa kutsal dinler öte dünyaya bu dünyayı önemseyerek gitmeyi vaat ederler. İSLAM dini bu temalarla doludur. Hıristiyanlık ve Yahudilik içinde aynı temalar geçerlidir. Bu farklılığı kutsal dinler ayrımında önemsiyorum… çünkü genelde bu saptadığımın tersi geçerlidir. Bilgi kavramı önemsenir ve dünyevidir. Dua ve ibadetleri “atalar kültü” olarak bilinen anlamlara karşıdır. Bu öğreti de “iyilik” teması işlenir, yoksullara yardım gibi birçok başlıklar içerir.

 

gerçek bir efendi yatışkındır ve her zaman rahattır. Zayıf adam tırnaklarını yiyecek kadar huzursuzdur ve her yerde de rahatsızdır. Gerçek bir efendi ne şiddet ne de gururla davranır. Bakışları iyi niyetle doludur. Konuşurken kötü ve çirkin sözler sarf etmez. İyilik, kişiliğini aşarak toplumsal ilişkilerini kapsar. Törel güç yalnızlıktan taşar.”[2] (KONFÜÇYÜS, seçmeler)

 

Bu alıntıda görüldüğü üzere bir öğreti olarak KONFÜÇYANİZM, kültürel ve dönemin ÇİN toplumuna karşı bir felsefe olarak öne çıkmıştır. Burada müzik ve dans dikkat çekici biçimde önemlidir. Örneğin “nesillerin dansı” güzellik ve iyilik olarak olgunluktur. Böyle tanımlanıyordu. Öte yandan savaş dansından da söz edilmektedir. Gelenekler kitabının müzik kitabı bölümünde musikinin neşenin ifadesi olduğu anlatılır. Bu konuda ki farklı yaklaşımları uzatabiliriz. Amacımız toplumsal uygarlıkla din ya da kültürel öğretilerin ilişkisini hatırlatmaktan ibarettir.

 

TAOİZM

 

TAO =yol demektir. Bu tanrıya giden yoldur ya da “tarik” gibidir; doğruya giden yol… LAO TZU ihtiyar bir bilgedir. Günümüzde JAPONYA da ya da KORE de bu öğretiye inanan kişiler ya da topluluklar mevcuttur. Burada mistik yaşam öne çıkar, öte dünya inancı burada olsa da, ahret yaşamı hakkında bir bilgi sunulmamaktadır. Yani bu düşünsel ya da işte felsefi tarzda birer öğretidir. Bu öğretide “kayıtsızlık” ya da evrensel kayıtsızlık önemlidir; mistik öğretisinde bu yaklaşım söz konusudur. “ölüm öte köy mü var.” “koy gitsin” vesaire gibi, boş vermişlik zihniyetidir. Dünyevi hırslar eleştirilir ama bu işte, öğütten ibarettir. UYGULAYIMI yoktur. Bir tür “keşiş” yaşamı öne çıkar bu öğretide. Bu mistifikasyonun müzikle ilgisi de söz konusudur; zaten mistik yaklaşım da müzik olmazsa olmazdır her zaman ve gerçeklik, bu duygulanım içinde ekarte edilir; o hiç görülmek istenmez! Oysa gerçek oradadır ve o hep orada durmaktadır; gerçek, işte orada! YAŞAMIN TAM ORTASINDA! Bunu müzikal düşüncelerle aşamazsınız! Sadece tehir edersiziniz, alkol ile müziğin sık birlikteliği ise bu uyumdan; görmezden gelme, boş ver gitsin türü uyumlardan gelir. Ama gerçek hep ORADADIR! İşte bu kültürel öğretiler öte dünya gerçekliği ya da bu dünya gerçeklikleri hakkında tutarlı bir öğreti ortaya koyamamışlardır. Bunların şaman tarzı yaklaşımda müzikal ve dinsel yaklaşımları dikkat çekicidir. Farklı ekolleri vardır. bu ekolleri birer felsefi ayrılık olarak düşüne de biliriz.

 

ŞİNTOİZM    

 

ŞİNTOİZM, diğer mistik öğretilerden ayrı kendine özgülüğü vardır; tabiatçı bir yaklaşıma sahip olan bu öğreti, bir anlamda “putperest” yaklaşıma sahiptir. JAPON resmi dini olarak kabul edilir. Tanrı kavramı vardır ve “kami” demek olan bu anlayışta tanrısallığın kavranması imkânsızdır. Burada putperestlik derken öte dünya inancının yadsınması değil ama tabiat olgularına olan tapınma söz konusu edilmiştir.  Şinto =tanrılara ulaşılan değil tanrıların yoludur. Bu anlamda günümüzde JAPONLAR memleketlerini tanrılar diyarı olarak görmeye devam ederler. Bu bir mitoloji ürünüdür. GÜNEŞ tanrıçası AMETERUS dua ve ayinlerde hala önemlidir. Dolayısıyla ŞİNTOİZM bir mitoloji ürünü olarak öğretiye sahiptir. KAMİLER bu anlamda her şeye bürünen birer ruhturlar; iyiliğe, umuda, sevgiye vesaire. Bu ruhların sayısı 800 olarak saptanmıştır; işte bu anlamda ŞİNTOZİM bir “doğal-öğreti” olarak diğerlerinden ayrılır. Yani yaşayan ve maddi bir tanrılar inancıdır.

 

MANİHEİZM ya da MANİCİLİK

 

MS 3. Yüzyılda MANİ tarafından kurulmuştur. Bu öğretinin ilginçliği “karma” bir yapılanmaya sahip olmasıdır. Bu inanış GNOSTİK bir yapıya sahiptir. Çok geniş bir alan kısa zamanda yayılmayı başardı, bunun nedeni misyonerlik faaliyetlerinde ki etkidir. Özellikle UYGURLAR bu kültürü ya da öğretiyi resmi din olarak kabul etmişlerdir. MANİ yani kurucusu aslında bir hıristiyandır. Mecusilikten SABİİLİĞE kadar değişik inanç sistemlerini harman edildiği bir öğretidir. Aslında bu hiçte tuhaf değil çünkü içinde bulunduğu toplumsal ve siyasal yapı bu harmoniyi anlamlı kılacak biçimdeydi. Diğer doğal yaklaşımlarda olduğu gibi ya da büyük dinlerde olduğu gibi düalist bir yapılanmaya sahiptir. IŞIK ve KARANLIK ile olan mücadeleyi öğretisinde zemine yerleştirmiştir. Manihaistlerin günlük dua (namaz9 ve oruç uygulamaları da vardır. Seçkin kesimi günde 7 vakit kuzeye yönelip dua ederdi. Bu öğretide toplumsal yapı önemlidir ve oldukça hiyerarşik bir sistemi öngörmektedir. Şu aşağıda ki şekilde bir hiyerarşiye sahiptirler;

 

“ 1) MANİ’NİN vekili olarak cemaati yöneten bir lider,

 2) HAVARİLERİ temsilen 12 öğretici,

3) 72 piskopos,

4) 360 kişilik yaşlılar grubu.”[3]      

 

Bu öğretinin kilise tarzında ibadethaneleri vardır. Dualarını AY’A ve GÜNEŞ’E yaparlardı, gündüz ve gece duaları mevcuttu böylelikle. Öğretiye göre yılda bir kez yapılan bir tövbe ayini vardır. ÇİN geleneğinde ki AY ve GÜNEŞ tanrıçalarından bir tür etkilenmedir. MANİCİLİK bu anlamda tam bir karma öğretidir.

 

ZERDÜŞTİLİK

 

Bu öğreti MAZDEİZM olarak da bilinir. Bunların tanrıları AHURA-MAZDADIR. ZERDÜŞ MÖ 6. Yüzyılda yaşamıştır. Bu öğreti de Şamanist öğeler mevcuttur. Öte dünya inancına sahiptir ve tek tanrıcıdır. Örneğin HÜRMÜZ olarak İslam kaynaklarında geçen kişi ZERDÜŞT olarak bilinir. Bu inanışa göre insanlar bu dünyadan öte dünyaya CİNVAT isimli bir köprüden geçeceklerdir. H.Z. ÖMER İran fethinden sonra burada ZERDÜŞTLÜK resmi dindir. Zerdüştlük bazı Türk kentlerinde de etkili oldu, söz gelimi BUHARA bu konuda dikkate değerdir. Bunun nedeni olarak İRANLILARIN Türklerle olan diplomatik ilişkileri gösterilmektedir.

 

İran’dan kaçan veya ekonomik nedenlerle gelen FARS nüfus sebebiyle, Türkistan’da yayılmış olan Zerdüştlük, orta Asya Türk kültür ve sanatı üzerinde de etkili oldu. Gök Türkler kendi tanrılarını İran resim geleneğine göre resmetmekteydiler.”[4]

 

ZOROASTRİZM[5] olarak da bilinen Zerdüştlük çağımızda daha çok Hindistan’da yaygındır. Hinduların veda kültürü arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Bu duruma rağmen Zerdüştlük (PARSİLER) kendi özgünlüğünden çok şey kaybetmemiştir. AHURA MAZDA “yüce bir iyilik” olarak adlandırılır ve Hindu öğretiye yakınlık arz eder. MANCİLİK DE bu anlamda İran Zerdüşti kökenlidir. Zamanla AVESTA devri ortaya çıkar, burada amaçsallık öne çıkar; yani yaşamın kendisine dair bir yaklaşımdır. Bu öğreti tutucu yanıyla örneğin MANİ’Yİ idam ettirmişti. Hatta HALLAC-I Mansur dahi bu temel etkiyle katledilecektir. Zerdüştler oruca da karşıydılar. Evliliğe önem verirlerdi ki MANİ bunu yasaklardı. Zerdüştlüğün insan iradesindeki “seçim” özgürlüğüne dikkat çekmesi önemlidir. Bu öğreti de tarihsel değişime vurgu önemlidir. İslamı’da tereddütsüz seçmişler ve kabul etmişlerdir.

 

HİNDUİZM

 

BU ÖĞRETİ HİNDU gelenekleri de kapsar. Bu öğreti tarihsel süreç içinde üç döneme ayrılır; klasik dönem, MÖ 2000 ile MS 1000 arasıdır. Ortaçağ dönemi 10. Yüzyıl ile 18. Yüzyıl arası dönemdir. Modern dönem ise 18. Ve 19. Dönem boyuncadır. Klasik dönem VEDALARIN dönemidir. Bu dönemde kutsal metinler oluşmuştur.  Veda demek “ebedi hikmet” anlamına gelir, bilgi anlamını da içermiştir. Vedalar dört metin üzerindedir; RİGVEDA, SAMAVEDA, YACURVEDA, ATHARVAVEDA’DIR. Tabi biz bunların derinliğine burada giremeyiz ki HİNDUİZM özellikle geniş ve yaygın bir literatüre sahiptir. bu düşünüşte evren ebedidir ve reenkarnasyon düşüncesi söz konusudur. Bir tür ansiklopedik dindir. Belli bir amaçsallık üzere değildir, zira ebedi bir evren tasavvurunda böyle bir amaçsallık zaten beklenmemeliydi. Tabiat olaylarının yaşamı idare ettiği düşüncesi önemlidir. Bu öğretide peygamberlik müessesi zaten yoktur, putlar vardır ve kurbanlar da adak edilirdi. Kadercidirler ve aslında sadece insanlar değil tüm tabiatında bir kaderi vardır. Kast sistemleri bu yönde hiç bozulmamıştır.

 

Hinduizm çağımızda “MEDİTASYON” misyonerliği ile etkili olmuştur. 1950’li yıllarda M.M. YOGİ tarafından ruhsal yenilenme adında bir derin düşünme (derin düşünme) tekniği oluşturuldu.  Bu isim bir sıfatlar topluluğudur, YOGİ ise derin düşünme bütünlüğünü temsil eder. Bu öğreti köken olarak SHANKARA’YA DAYANIR.

YOGA yani “bağlamak” yolu 1) kaynaşmaktır, şuurlu bir biçimde yaşama sarılmak, aktif hayatı seçmektir ve 2) yaratıcı bir şuur gücüne inançtır. Yogi ise yoga yapan kişiye denir ve ABD de milyonun üstünde bir taraftar bulan bu MEDİTASYON tekniği, kendi ülkesi olan Hindistan’da taraftar bulamadı. 1973 de M.YOGİ, “MAHARİSHİ İNTERNATİONEL ÜNİVERSİTY’İ” kurdu. Mistik bir yaklaşımdır ve dünyanın acı gerçeklerine dikkat çekerek vaazlar vermiş, bu meditasyon tekniği ile gerçekliğin önüne geçmek istemiştir. Bu düşüncedekiler uçmayı, duvarların içinden geçmeyi ya da görünmez olmayı umdukları bir program oluşturdular. Bu tekniğin adına “SİDDHİ-PROGRAM” dendi. Tabi hayal kurmak her zaman güzeldir, taki gerçekliği görene kadar… Yapılan ayinlerde çiçek ve meyve kurbanları sunulur. Kişiler manevi, büyülü güce yani BRAHMA’YA ulaşmak için çabalarlar… Bilimselliğe de önem veren tavırlara sahiptirler vesaire.

Hinduizm de üçleme, tekçi ve çok tanrıcı inançlar mevcuttur. Burada HULÜL yani ENKARNASYON önemli bir inanç şeklidir. Bu düşüncede TENASÜH de mevcuttur. Hindu geleneklerde ibadet ferdidir. Ancak mabetleri de vardır. Burada “ibadet” kelimesi dilek tutma anlamınadır. Sözlerle ilgili bir ritüeldir.  Burada tanrı inancı, tanrıya inanan kişilerin memnuniyeti içindir, yoksa temelde bir tanrı inancı yoktur. Tanrı kelimesi basit bir insansallık içerir, ebedi ve ezeli bir yaşam tasavvuru mevcuttur. Tanrı, maddi unsurlardan arınmış olarak düşünülen maddi bir şuur şeklidir. Duygular ya da düşüncelerin dış dünyanın tesirlerinden sıyrılmasını salık veren bir düşüncedir. ATMAN burada düşüncelerin toplanma merkezidir. Bu yoga eğitiminde safhalar vardır ve örneğin nefes alıp vermeyi saymak, gözleri belli bir bölgeye –burun ucu gibi- sabitlemek bu türdendir. Vücudun görünmezliği ya da bedenin acıdan uzaklaşması gibi çabaları içeren ritüellerdir. Bu düşüncelerle ilgilenenler felsefi temellerle ilgilidirler ama felsefe, onların sadece belli bir noktasında ilgi alanlarıdır. Yoksa bizim çalıştığımız felsefe geleneğiyle ilgisi yoktur.

 

CAYANİZM VE BUDİZM

 

BU düşünüş de Hindistan da gelişti, YOGA düşüncesinin etkisi burada da vardır. bu düşünce de üçleme vardır; üç mücevher de denilen bu üç, 1) doğru iman, 2) doğru davranış ve 3) doğru bilgidir. Bu düşünüşte maddi dünyanın tarihselliği önemli değildir. Dünyanın yaratıcısı tanrı fikrini tanımaz. CAYENLER tarihlerini yansıtmakla hiç ilgilenmediler, ancak güzel el işçilikleri bıraktılar. Burada kişiselcilik öne çıkar yani tarih demek kişilerin yaşamı demektir. Bu düşünce de “saf ruh” yaklaşımı vardır, yani tarih, kişinin kendi kendisinin bilincine varmasıyla gerçekleşebilecektir. Bu düşünüşte tarihten kaçmak temeldir. Bu öğretinin fizik bilimle ilgisi dikkat çekicidir ve maddeyi atomlar düşüncesinde açıklamak çabasında olmuşlardır. Maddenin ruha nüfuz etmesi öne sürülmektedir. Ruhun ölüm ve doğum gibi döngüden sıyrılmasını amaç edinirler; aslında tüm HİNDU sistemler buna yöneliktir. Mesela SİHİZM inancı İslam ya da HİNDUZİM karşıtı bir hareket olarak buradan doğmuştur.    

 

MÖ. 6. Yüzyıla dayanan BUDİZM günümüz Asya ve uzak doğu ülkelerinde etkindir. Budizm’in ilk şekline HİNAYANA denirdi. Daha sonra bu düşünüşten türeyen MAHAYANA özel bir tarihsel anlama sahip olacaktır ve başkasının kurtuluşu fikrini işliyordu. Burada da dünyanın bir yaratıcısı olan tanrı fikri kabul edilmemektedir. Budizm dünya yaşantısını dışlar ve bunun için diğer kültürlerle bir bağa karşı isteksizdir. Bu düşünce ya da öğreti bir hayat anlayışıdır, yani öte dünya türünden bir inanç öğretisi olarak görmek zordur.  

Buda MÖ 6. Yüzyılda doğup 5. Yüzyılda ölmüştür. Genel anlamda “ateist” bir öğreti olarak anılmıştır. Buda inancında ızdırap fikri önemlidir ve yaşam arzusu burada etkilidir. Bu düşünceye göre “yaşama arzusu” hislerin ya da duyguların örneğin “sevginin” sorun olmasıyla düşmemelidir. Bu düşünüşte aslında gerçekten kaçma yatar. Bir anlamda örneğin “ölüm var” dersek bu düşünüşte ki kişiyi kızdırabiliriz. Bu gerçekten ilginçtir, bir hayal dünyasında yaşamak gibidir. Deve kuşu gibi başımızı kuma sokmamız tavsiye edilir. Bunun felsefeyle değil ne bir mantıkla ne de akılcılıkla ilgisi vardır.

Budist mabetlerinde farklı bölümler vardır; ibadet salonu, meditasyon salonu, misafirhane ve kutsal emanetler salonu vardır. BUDDA tanrılaştırılmıştır. Burada çakra öğretisi vardır ve 108 tane tekerlektir. Bu düşüncede de meditasyon (kutsal dilencilik) önemlidir. İbadetlerinde büyük bir tespih kullanırlar. Bazı kültleri vardır, örneğin ağaç kültü gibi. Günah itirafı ya da oruç günü gibi bir takım ibadet şekilleri mevcuttur.     

 

Buraya kadar kısacık anlatımlarla sunduklarımız birer “öğreti ya da görüş ve yaşam biçimi” olarak kültürel türde “dinimsi” örneklerdi. Şimdi sıra gerçek anlamda “din” olan öğretilere geldi. Bu ayrımı şuna borçluyuz; anlattıklarımızın tümü kendi kültürel değerleri ile iç içe gelişirken gerçekte din, yani bir kutsal kitabı olan ve kul yazısı olmayan, belli bir ayinleri olan ve her kültürü dönüştürebilen ve ayrıca belli bir peygamberi olan sistemlerdir. Bu sistemler kadimdir ve çağa göre ya da toplumlara göre çok küçük ayrımlarda değişim gösterirler. Ayrıca bu din sistemleri felsefi ya da ilmi (bilimsel) düşüncelerden bağımsızdırlar. Gelenekleri kendilerinden doğar. Bu anlamda her üçünde ortak olan bir haberci melek inancı vardır, peygamber aktarımcıdır. Bunlardan ilki olan YAHUDİLİK üstüne kısaca notlar yazalım.

 

YAHUDİLİK

 

Yahudilik en eski ilahi dindir. Yedi kollu şamdan ve altı köşeli yıldız sembolleridir. Kudüs’te ki “BEYTUL-MAKDİS” Mabedi bu din mensuplarının odak noktasıdır. Türkler de örneğin Karaimli mezhebine mensup Yahudi olanları vardır. Bir diğer örnekse HAZAR Türkleridir.

YAHUDİLİK, 6 bin yıllık bir dinsel geçmişe sahiptir. “ahit” dini denir, yani anlaşma dinidir. TANAH kutsal kitaplarıdır. Yani bu genel bir addır ve TORA yani TEVRAT, H.Z. Musa’ya indirilmiştir. YAHUİZM İsrail dini anlamındadır.  MUSEVİLİK denmesi H.z. MUSA’NIN bu dinin kurucusu olmasındadır. Mesela MOŞE kelimesi HZ. MUS’YA atfen kullanılır. Bu “tanrı verdi” anlamındadır. H.z. MUSA sadece bir peygamber değil aynı zamanda bir lider olarak da görülmüştür. Mısırlıların tasallutundan kavmini kurtarmıştır. Kendisine TUR-İ SİNA’DA 10 emir indirilmiştir.

 

1-ALLAH’IN varlığına ve birliğine inanmak, 2-put yapmamak ve putlara tapmamak, 3-Allah’ın ismini lüzumsuz yere anmamak, 4-cumartesi gününde hiçbir iş yapmamak, 5-anne ve babaya saygı göstermek, 6-öldürmemek, 7-zina yapmamak, 8-çalmamak, 9-yalancı şahitlik yapmamak, 10-hiç kimsenin evine, barkına, karısına, öküzüne, eşeğine, yani malına canına göz dikmemek.”[6]

 

Yahudilik dininin esasları MS 12. YÜZYILDA PHİLO tarafından belirlenmiştir. Yahudilerde yaratıcı bir ve benzersizdir, ancak bu yaratıcıya güreşen bir eylem atfı yapıldı; İSRAİLOĞULLARI bu atıftan kaynaklanan bir isimdir. Yahudilikte tanrı âlemi sürekli olarak yönetir. Tanrı krallığı inancı idealdir. Yahudi dininde belli bir dönem içinde haberci melek inancı vardı. Öte dünya ve yeniden dirilme inancı hâkimdir. İki tür ayrım söz konusudur ve kelami tartışmalarla ortaya çıkmıştır; FERİSİLİK ile SADUKİLİKTİR. İkincisinde ahret inkâr edildi. Bu dine göre ölüm diğer dünyaya giden bir “koridor” olarak anlaşılmıştır. Bu hayatın anlamı önemlidir ve hatta kul için bir hediyedir. Ölüler alemine SEOL denmiştir. Yahudiliğin öte dünya inancını ZERDÜŞTLÜĞÜN etkilediği söylenmektedir. Yahudiliğin DANİEL kitabında öte dünya inancına dair örnekler sunulmaktadır. Öte yandan MESİH inancı vardır ve bu kelime, “yağlanmış” anlamına gelmektedir. Mesih Arapça da ise “temizlenmiş, mesh edilmiş, yağ ile yağlanmış” anlamlarına karşılık gelmektedir. Mesih burada Yahudilerin kurtarıcısı olarak beklenmekteydi ve Romalılar döneminde H.Z. İSA bu kurtarıcı olarak selamlandı. Bu dinde birçok kutsal kitaptan söz edilir ve sözlü ve yazılı olarak ayrıma sahiptirler. Tora yani Tevrat, yazılı olanları karşılamaktadır. Öte yandan TORA ile birlikte NEVİM VE KETUVİM yazıtları da vardır. Bunların birlikteliğine TANAH adı verilmektedir. Bu dinde mabet ALLAH’IN evi olarak anılmıştır. Bu anlamda çok önemlidir. Örneğin H.Z. SÜLEYMAN mabedi 13 yılda yapılmış ve günümüze sadece “ağlama duvarı denilen” batı duvarı kalmıştır. Romalılar tarafından MS 70’li yıllarda TİTUS yakıp yıktı. Bu mabet MÖ 587’DE BABİLLİLER tarafından yakılmıştı ve Yahudiler BABİL’E sürgün olmuşlardı ve sonra geri dönüp tekrar mabetlerini tamir etmişlerdi. Mesela SİNAGOGLARDA resim ya da heykel yer almamaktadır.

 

Yahudilerin kıblesi KUDÜS yönüdür, ilk dönemler KÂBE inşa edilmende önce Müslümanlarda 4 yıl kadar Kudüs yönünde namaz kılmışlardı. İbadetlerinde kadınlar yoktur ya da olurlarsa da başları kapalı izleyebilirler. 12 kişilik bir ibadet kalabalığı asgari düzeyidir. Erkekler de takke ve cübbe bulunur. Sinagog ayrıca toplanma yeridir çünkü KUDÜS’TEKİ mabetlerinde Yahudiler toplanıp konuşurlardı. Yahudiler ibadet halindeyken kendi aralarında konuşabilir ya da belli bir disiplinde değillerdir. Günde 3 defa dua ederler. Dua atkısı kullanırlar (TALLİT).

Cumartesi günü kutsaldır ve çalışmazlar, dua kitapları olan SİDDUR okunur. Duaları ayakta, oturarak ve secdeye kapanarak yaparlar. Hafta sonu ibadeti sonrasında eve gelip ev halkıyla SEBT yemeği yenir. Ayrıca YOM KİPPUR da oruç tutulur. Devamlı ibadet halinde olunan bir dönemdir ve 10 gün orucu vardır. Çocukların sünneti 8. Günüde yapılır ve 12 yalındaki bir çocuk Yahudi şeriatına tabidir artık. Evlilikler nikâhladır ve iki şahit olur. Kadının boşanma hakkı yoktur. Evlilik günü suya dalma ya da gusül işlevi yapılır vesaire. Ayrıca Yahudilerde kabir ziyareti de vardır… tüm bunlar birer emirdir ve dinsel yaşamdır.

 

HIRİSTİYANLIK

 

Hıristiyanlık demek, İSA-MESİH buluşması demektir ve MS 70’Lİ yıllarda AZİZ PAVLUS tarafından oluşturulmuş bir dinsel sistemdir. Aziz PAVLUS sonradan giren bir havaridir. HIRİSTİYAN, Mesih’e bağlı kişi demektir. H.Z. İSA Yahudilere gönderilmiş bir kurtarıcı Mesih’tir. Ancak Yahudilerin bir kısmı onun çarmıha gerilmesini sağladı, öğretileri rahatsız edici olmuştu. Ancak bazıları havariler konsili yaparak (MS. 49) Yahudilikle Hıristiyanlık arasındaki sorunları tartıştılar. Yahudi-hıristiyan olarak anılan bir grup Yahudiler arasında Hıristiyanlığı yayma girişimine başladılar.

 

Hıristiyanlıkta yaratıcı inanç teslistir. Kutsal baba (yaratıcı), kutsal oğul (RAB İSA) ve kilisedir (kutsal ruh). Zamanla kilisenin de bir tanrı olduğu kabul edilecektir. Hıristiyanlıkta melek ve kitap inancı vardır. H.Z. İSA’NIN tekrar yeryüzüne ineceği beklentisi vardır ve ahrette iki tür mahkemeye inanılmaktadır. Hıristiyanlarda Pazar günü HAŞİR günü olduğundan kutsaldır. Kilisede ibadetler yapılır ve H.Z. İSA’NIN dirilme merasimi yapılır.  Kitapları genel ad olarak “yeni ahit” olarak tanımlar ve çeşitli kitaplardan oluşur vesaire. Hıristiyanlığın ibadet şekilleri de 315 de İznik konsilinde belirlendi ve gizli ibadet önemlidir. Yıllık ibadetleri vardır, örneğin NOEL, EPİFANİ gibi.

 

Burada düşülen notları kısa tutarak amacım, dinsel gelenekle kültürel yapılar arasında ki ayrıma dikkat çekmektir. Önemli olan nokta, din ile uygarlık arasında ki ilişkiye atıf yapmaktır. Yukarıdan beridir kısaca gördüklerimiz, dinsel olgularla insanların sosyal ev maddi olgularının iç içeliğine vurgu yapmaktır.

İslam dininin iman ve islam esasları ayrımı dikkat çekicidir. Bu ayrım ve bu ayrımın taklit edilmesi çok önemlidir. Peygamberin sünnetleri, dinin farz ve vacip ayrımları, yılda iki defa kutlanan bayram ritüelleri, zekât ya da haç gibi işlemleri önemlidir. Bir diğeri kuran-ı kerimin kolay ezberlenmesi ve akılda kalması, hiç tahrip olmadan gelebilmesi, hadis âlimlerinin dikkatli çalışmaları sonunda kayıt tutulması vesaire çok önemli mevzulardır. Batılı âlimler de –örneğin filozof RENAN- bu kayıt tutmaya ve dinin tahrip olmadan günümüze kadar gelmesinin önemine dikkat çeker. Nevar ki diğer dinler ya da öğretiler aynı şansa sahip değillerdir. Bir diğeri şudur; mezheplerin farklılığı sadece kolaylık sağlanması adınadır, maliki ya da şafi olsun tümü sünnet geleneğine göre ortaya çıkan öğretilerdir. İslamın diğer öğretilerden farklı yanı, keşişlikle uğraşmadan tüm insanlığa seslenmiş olmasıdır. Çağın derin siyasal ve toplumsal adaletsizliği hakkında birkaç kelam okuyanlar ne demek istediğimizi hemen anlar. Burada ben derinlemesine girmedim ama Hıristiyanlık felsefi sorgulamalarla H.Z. İSA’NIN sünnetlerini ve yaşamalarını tahrif etmiştir. Amaçları Yunan felsefesiyle uyumlu olarak Roma devletinde ve halkında yakınlık sağlamaktı. Arap coğrafyası diğer coğrafyalardan farklı olarak egen otoriter devletlere sahne olmamıştı ancak ticaretin yol üstüydü. Bu anlamda islam burada büyüme ve gelişme imkânı buldu.  

 

Burada amacım dinler tarihini anlatmak değildir ve bu başka bir zamanın konusu olabilir. Uygarlık başlığındaki bu genel not çıkarma amacımda bir diğer konu olan “uygarlık ve yönetim” ilişkisine geçmende önce “uygarlık ve din” konusu olarak bu kısa notları düştüm. İnsan kavramına erişmek kolay olmamalıdır, bu gerçekte insansal olan her şeyi kapsamaktadır. Amacım felsefi düşüncemde derinleşmektir; ve zihin ya da bilinç konularına eğilmeden önce, yani önümüzdeki yıllarımda bu konuları derinlemesine sorgulamadan önce bu türden alıştırmalar ve hazırlıklar yapmaktır. Her konuyu okuyan ve konulara kaynaklarıyla eğilen birisiyim, “zihnin inşası” kolayca anlaşılacak bir mevzu değildir. Doktora çalışmalarıyla fason hocaların, eğitim sistemiyle dar zihinlerin ve makam gayesiyle basit usların egemen olduğu bu ülkede, belki, küçük bir farkındalık yaratmak derdindeyim…

 

 

KISA KAYNAKÇA –ÜÇÜNCÜ ÖZET İÇİN-

 

A.KÜÇÜK –G.TÜMER –M.A.KÜÇÜK, dinler tarihi, berikan yayın evi,

 

Z.KAZICI, İslam kültürü ve medeniyeti, Kayıhan yayın,

 

C.S. EVANS –R.Z. MANIS, din felsefesi –iman üzerine rasyonel düşünme, elis yayın,

 

E.DURKHEİM, dini hayatın ilkel biçimleri, eski-yeni yayın,

 

A.ADNAN ADIVAR, Tarih boyunca ilim ve din, cilt 1-2, Türkiye iş bankası yayınları,

 

E.SARIKÇIOĞLU, başlangıçtan günümze dinler tarihi, fakülte yayın evi,

 

Ü.GÜNAY –H.GÜNGÖR, Türklerin dini tarihi, rağbet yayın,

 

D.HUME, DİN ÜSTÜNE, imge yayın evi,     

 



[1] A.KÜÇÜK –G.TÜMER –M.A.KÜÇÜK, Dinler tarihi, berikan yayın evi, sayfa:23).

[2] Aktarım; ALBAN G. WIDGERY, tarih boyunca büyük öğretiler, sayfa: 27, milliyet yayınları).

[3] E.SARIKÇIOĞLU, başlangıçtan günümüze dinler tarihi, sayfa: 164, fakülte kitap evi).

[4] Ü.GÜNAY –H.GÜNGÖER, Türklerin dini tarihi, rağbet yayın, sayfa.; 183).

[5] A.G.WIDGERY, tarih boyunca büyük öğretiler, sayfa: 119, milliyet yayınları).

[6] E.SARIKÇIOĞLU, dinler tarihi, fakülte yayın, sayfa: 254).

 

Etiketler: DİN, TOPLUM, UYGARLIK