Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
"UYGARLIK" KAVRAMI ÜSTÜNE: 6.BÖLÜM
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 06 Temmuz 2014

YÖNETİM BİLİMİ

 

Yönetim bilimi 20. Yüzyılın başlarında yeni yönelimlere sahip olmuş, burada özellikle 1900’lü yılların hemen başlangıç dönemlerinde biçimselliğin öne çıkması söz konusudur. Elbette bu söz konusu biçimsellik ile endüstriyel toplumun paralelliği hemen göze çarpmaktadır. İnsanlar ile makineler benzeşimlerinden söz ediyoruz ki bu benzeşim, insanın irade ve tinsel bir varlık olmasının ikincil kılındığı durumdur. ÇAMLICA film stüdyolarında bu türden temaların işlenmesi ya da arabesk kültürünün, müziğinin, nereden çıktığını merak edenlerimiz varsa eğer, sebebi hikmetinin fabrikalaşan Türkiye’nin bu ilk süreçlerinde aramak gerekir. Kentleşme ve çarpık yapılaşma, zamanla kültürler arası etkileşimlerin yoksulluk ve gurbet temelinde oluşması, pek tabidir ki sağlıksız bir toplum için birer ünite haline gelecektir. Bu türden bir çevre sağlıksız bireyleri üretecektir ve üretmiştir de!

 

Klasik yönetim bilimci TAYLOR, yönetim bilimine yeni bir takım görevlerin getirilmesi gerektiğini şöyle sıralamaktadır;

 

1) bir kişinin yaptığı işin tüm bölümleri için, eski gelişigüzel yöntemlerin yerine bir bilim geliştirilir,

2) eskiden olduğu gibi işçinin işi kendisinin seçip, mümkün olan en iyi şekilde kendini yetiştirilmesi yerine, her işçi bilimsel olarak seçilip, eğitilip, geliştirilir.

3) işçilerle, yapılan bütün işin geliştirilmesi bilimsel ilkelerle uyumlu olmasını sağlayacak biçimde samimi bir iş birliğine gidilir,

4) yönetim ve işçiler arasında hemen hemen eşit bir görev ve sorumluluk dağılımı vardır. Yönetim işçilerden daha iyi yerine getirebileceği konularda, işin tümünü devralır. Hâlbuki önceden işin neredeyse tamamı, sorumluluğun ise büyük kısmı işçilere bırakılmaktaydı.”[1]

 

Yönetim biliminden söz edildiğinde akla gelen ilk başlıklardan bir tanesi “örgüt ve örgütün yönetimi”, örgütün eğitimi, kültürü ve diğer örgütsel yapılanmadır. Yönetim başlığında düşünüldüğünde örgüt, belli bir hiyerarşi ile işlevsel kılınır; bunu yönetim ve alt kademe yapılanma olarak ayırabiliriz. Hemen tüm örgütlerin bir tepe noktasında “yönetim” ve bir de aşağıda, alınan kararların uygulayıcı birimleri söz konusudur. Örneğin yönetimci kesim makro düzeyde değerlerle ilgilenirken aşağıda bu değerler mikro düzeyde uygulama aşamasında olgusal ya da pratik bir deney alanına dönüşür. Daha genel bir anlama ile bakılırsa eğer alt-kademe uzmanlıklar alnıdır; üst kademe ise girişimciliği temsil eder. Bu durum politik yönetimde yani devlet yönetiminde daha belirgindir.

Yönetim yapılacak işin, yerine getirilecek politikanın ya da eylemin felsefesini kurmaktadır, etraflıca bir çalışma ile planlama aşamasını yerine getirmektedir. Alt kademe ise seferber eder ve planın uygulamasını yerine getirir. Sanayi çağının ilk dönemlerinde yönetim işlevi daha nicel ve daha pozitivist bir yaklaşıma sahip olsa da 50’li yıllardan sonra bu süreç daha çok kültürel boyutlarda ele alınmıştır. Zamanla yönetim bilimi ile sosyal bilimlerin birlikteliği ortaya çıkacaktır.

 

PROFESÖR A. ÖZTEKİN Neo-klasik örgüt modeli ile klasik teorilerini özetle şöyle karşılaştırıyor;

 

1)klasik örgütlenmede biçimsellik varken, ne-klasikçiler biçimselliğin yanında doğal içeriğe de önem vermişlerdir,

2) klasik örgüt görüşünde merkeziyetçi yapı ile katı bir hiyerarşi öngörülürken, neo-klasikler adam-i merkeziyetçi bir yaklaşımla, uzmanlaşmaya dayalı yatay örgütlenmeyi öne çıkarırlar,

3) bilimsel [klasik] görev ve sorumluluklar kesin çizgilerle belirlenirken, özendiricilik ve caydırıcılık maddi tolerans dışıyken, neo-klasikçiler ‘toplam kalite yönetimi2 tarzında sorumluluklar paylaştırılmıştır,

4) örgütlenme de klasikler dikey ve merkeziyetçi iken, neo-klasikçiler, yatay ve âdem-i merkeziyetçidir,

5) klasikçilerde ast-üst hiyerarşi içindeyken, neo-klasiklerde hem dikey hem de yatay ilişkileri birlikte yürütülüyor.”[2]

 

Burada geçen karşılaştırmaların 80 sonrası yerel yönetimlerle piyasa yönetimi arasında ki ilişkilerin birlikteliği noktasında önemini vurgulamak gerekmektedir.

 

Örgüt yaklaşımları da farklılıklar sergiler; söz gelimi bir askeriye ile bir şirketin örgütsel davranışları aynı değildir.

Her şeyden önce yönetim planlama ile başlar ve örgüt, bu plan çerçevesinde amacını belirler. Planlamanın ana teması hedefleri belirlemektir. Bu hedef doğrultusunda örgütün oluşturulması, biçimselliğinin saptanması öne çıkar. Planlamanın temelinde maddi veriler toplanmış, bu verilerin ışığında kararlar alınmış ve uygulama aşamasına da böylece geçilmiş olacaktır.

Yönetim biliminde öne çıkan temel konu elbette “örgüttür” ve örgütün çalışma sistemi farklı tartışmaları getirmiştir. Her şeyden önce örgüt bir insan faktörüdür, insanın belli oranda doğallığı, onun yaşamsal tarafı, sosyolojik ve psikolojik yaklaşımları da konuya dâhil olmuştur. İlk dönemler örgüt kuramlarında ki ‘bilimci’ yaklaşım zamanla davranışçı ekolün etkisiyle, daha insan merkezli ya da daha doğalcı bir zemine kayacaktır; çünkü insan bir tin ve irade sahibi varlık olarak, isteme ve “istememe” hakkına ve hukukuna sahiptir. Bu insan faktörü 70’li yıllardan sonra daha çok çevresel bir tema içerisinde ele alınmış, 80’li yıllardan günümüze kadar ise bu çevreci tema, kültür merkezli bir konu haline gelmiştir. Bu çok önemlidir zira bu aslında, kapitalist ekonominin birer etki altına alma girişimleridir. Kapitalist ekonomi de değişen şartlar iş ve yönetim kuramlarını da hem kamu da hem de özel sektörde değişime uğratmıştır. 80’li yıllardan sonra çevreci tema da “katılımcılık” öne çıkmış bu ise aslında sermaye biriktirmenin iyi bir yoludur. Demokrasi adı altında yeni bir pazarlama yönetimidir. Bu yeni süreçte yatay bir çoğulcu ilişkiler ağı öngörülmüştür. Yatay ilişkilerde esneklik söz konusudur. Katılımcılık bir yerde örgütsel yapılanmanın, insan doğallığı ile sistemsel biçimselliğin buluşması olarak gösterilmek istenmiştir. Ama nihayetinde sistem, doğrudan diğer sistem değişimlerinin etkisinde kaldığından, insan faktörü her zaman ikincil olmaktadır.

Örgütlerin insan faktöründe en etkin bir diğer başlık, “performans” ya da motive edici güç ya da etkinliklerdir. Bu sürecin yani şu katılımcılığın, insanın örgütsel yaşam içinde ki konumuna dair olan bu motivasyon yaklaşımının temelinde, öyle sanıyorum ki “hizmet sektörünün” öne çıkması yatmaktadır. Nihayetinde insan sosyal ev psikolojik bir varlık olarak tinsel istemlere, alışkanlıklara vesaire sahiptir ve motive edilmesi çok önemlidir. Bu konuda örneğin MASLOW’UN “ihtiyaçlar teorisi” öne çıkar. Kısaca şöyle;

 

MASLOW’A göre bir insanın ihtiyaçları beş kategoride sıralanmıştır; fiziksel ihtiyaçlar (yiyecek, barınak ve su gibi), güvenlik ihtiyacı (kendini koruma ve güvenlik altına alma gibi), aidiyet ve sevgi ihtiyacı (aile, iş arkadaşları ve diğer insanlardan alınacak sevgi), saygı duyulma ihtiyacı ve son olarak kendini ifade etme ihtiyacı.”[3]

 

Eşgüdümlülükte bir diğer öne çıkan örgütsel bir yaklaşım olarak siyasal literatürde yer edinmiştir. Kısaca eşgüdümlülük, ortak bir “iş ya da yaşam alanının”, bir işleyişi hakkında yapılacak olan çalışmanın uzmanlarca, farklı başlıklarının, birlikte yapılma olgusudur. Yani bir işin farklı işlerinin, işin uzmanlarınca bir arada yapılması gibidir. Burada dar anlamda ki bir şirketteki eş-güdümlülükle bir devletin organları arasında ki eş-güdümlülük aynı tepkilere sahne olmaz. Bu anlamda personelin koordinasyon sürecine hazır olması çok önemlidir. Ülkemizde bu tam bir sorundur çünkü bu ülke de insanlar, her zaman yaptıkları işten şikâyet ederler; oysa kendilerini hiç soruşturma gereği dahi duymazlar!

 

Zaten her şeyden şikâyet ederiz, kendimiz hariç! Bu kafayla da bir adım ileri gidilmiyor, gidilemez, tabiata aykırı! Bu yüzden örneğin, sürekli inşaat alanları vardır hemen her kentte, bunu hiç sormaz kimse, neden bu böyle diye? Asfalt dökülür ardından koca bir çukur kazılır, hadi bakalım sonra da bir yama üstüne! Aslında bunların bile birer siyasi manevra alanı olduğunu bilmez yurttaş, sonra ya belediyeye söver ya da başka bir kurumun adamına! İşte mesela bu örnekler birer eşgüdümlülükle ilgilidir. Yıllardır bu sorunlarla uğraşıyoruz, insan artık bıkıyor! isyan ediyor doğal olarak!

 

Yönetim biliminin başlı başına bir konusu olan denetim’e girmek istemiyorum, burada iç ve dış denetim var ve ayrıca bürokratik denetim ve özelde ki denetimler var. Hukuki ya da idari denetim türleri var, bu konuda derinlemesine okumak isteyen kişilere, ALİ ÖZTEKİN hocanın çalışmasını ve ayrıca BİLAL ERYILMAZ hocanın da çalışmasının ilgili bölümlerini tavsiye ederim. Aşağıda eserler kaynakça da sunulmuştur. Şimdi kısaca BÜROKRASİ’DEN söz edip, politika bilimine geçmek isterim.

 

YÖNETİM BİLİMİNDE BİR DİĞER ANA BAŞLIK OLARAK;

 

BÜROKRASİ NEDİR, ÖNEMİ NEDİR?

 

Bürokrasi kavramı üstüne söylenecek çok şey var şüphesiz, siyaset biliminin ve dahası “uzmanlık” kavramının en etkin bölümüdür bu bölüm ve ayrıca, endüstriyel toplumun ayırt edici özelliklerinden bir tanesidir. “büro”[4] kavramından türeyen bürokrasi, tarihsel olarak çok eskilere dayanan bir yapılanmadır.  

 

Bürokrasi kavramını WEBER şu biçimlerde ele alıp incelemektedir, ana başlıklar şöyledir;

1) genellikle kurallar yani yasalar ya da yönetsel yönetmeliklerce düzenlenmiş belirli bir resmi yetki alanları ilkesi geçerlidir,

2) görev hiyerarşisi ve kademeli yetki düzeylerine ilişkin ilkelere göre, küçük görevlilerin yüksek görevlilerce denetlenmesini sağlayan, iyice belirlenmiş bir alt-üst ilişkisi vardır.

3) çağdaş bürokrasinin yönetimi, ilk ya da müsvedde biçimlerinde saklana yazılı belgelere (‘dosyalara’) dayanır.

4)daire ya da büro yönetimi, daha doğrusu uzmanlık isteyen tüm çağdaş iş yönetimi, genellikle, çok esaslı bir uzmanlık eğitimini gerektirir.

5) daire ya da büro iyice geliştikten sonra, resmi faaliyet, görevlinin tüm çalışma kapasitesini kullanmasını gerektirir –işyerinde geçirmekle yükümlü olduğu zamanın sınırları kesin biçimde olsa bile.

6) iş yeri yönetimi, belli bir istikrarı ve kapsamı olan, öğrenilebilir genel kurallara bağlıdır.[5]

 

WEBER bürokrasi örgütü ile para ekonomisi arasında doğrudan bir bağlantı kurmuştur. WEBER bürokrasinin bu temel konusunu MISIR ve ROMA devletlerinden örneklerle açıklamaktadır. Şöyle yazmaktadır;

deneyimler göstermektedir ki, bürokratik aygıtın tam mekanizasyonunun başarılması ve korunmasında görece optimumum dereceyi sağlayan asıl etmen, güvenceli parasal aylık ve bunun yanında da salt rastlantıya ve keyfiliğe bağlı olmayan kariyer fırsatıdır.”[6]

 

Gerçektende bürokrasi “resmi” bir sıfatı olan, yazışmalarla iş gören, rasyonel bir aygıt olarak, ast-üst hiyerarşisine bağlı, terfi alanı olması kaçınılmaz olarak iş yapan ve profesyonel bir mekanizma olarak modern politikanın temel bir konusudur. Bilal ERYILMAZ hoca şöyle yazmaktadır;

 

bürokratikleşme, 19. Yüzyıldan itibaren yalnızca devlette değil, aynı zamanda siyasi partilerde, dini kurumlarda, yargı ev sanayi kuruluşlarında da hakim bir nitelik olarak gelişme göstermiştir. Böylece toplum, her alanda ortaya çıkan ve faaliyet gösteren örgütlerle karakterize edilir hale gelmiştir. Bu örgütler, yalnızca siyaset, idare, yargı, ordu ve güvenlik birimleri ile sınırlı değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal ilişkilerin de bürokratikleşmesini karakterize etmektedir. Sadece büyük yapılı örgütler değil, şüphesiz her örgütte aynı zamanda bir bürokrasi olarak nitelendirilebilir.”B.ERYILMAZ, a.g.e. sayfa: 265).

 

Bu tip bir bürokrasi bazı eleştiriler almış, yukarıda geçen “örgütsel değişim” modellerinin paralelinde, özellikle 70’li yıllardan sonra yeni kamu yönetimi çerçevesinde yeniden değerlendirilmiştir. Bu yeniden değerlendirmenin temelinde kuşkusuz siyasal arena ve ekonomik çerçeve de meydana gelen politik değişimlerin etkisi söz konusudur. Özellikle KEYNESYEN ekonomi ve devlet modelinin kayıtsız kaldığı ekonomik krizlerin eşliğinde, NEON-KLASİK ekonomi, kamu ile piyasa olgusunun yakınlaşmasına temas etmiş ve 80’li yıllardan sonra belirgin bir dönüşüm meydana gelmiştir. Bu süreçte meydana gelen “yönetişim” ve ona bağlı olarak “esnek-yönetim” stratejileri iyi değerlendirilmelidir.

WEB sitemizin siyaset linkinden konuya ilişkin “yönetişim” başlıklı notlarımız (DOÇ DR. UYSAL hocaya sunmuştum, sevgili dostum Münevver OTAN’IN emekleriyle) incelenebilir. Örneğin aynı linkin içerisinde bulunan “kalkınma ajansları” adlı sunumumuz (DOÇ. DR YAKUP hocaya sunmuştum) bir örnek niteliğinde görülebilir.

 

Bir diğer konu ise kısaca, teknoloji ile işletme yönetimi ilişkileridir ki, aslında, 80 sonrası dönemin temel bir konusu olarak “teknoloji-dönüşümü” siyaseti ve ekonomiyi ki bu ikisi asla ayrılmaz, derinden etkilemiştir. Teknoloji, bir yandan karar alma süreçlerini etkilerken, daha çok adem-i merkeziyetçi bir kaymaya etki de bulunmaktadır. Öte yandan rekabetçi alanında meydana gelen dönüşümler, teknolojinin etkisinde, Pazar da daha çok avantaj sağlamaktadır. Teknolojik yenilenmeler, etkileşimde de yeni değişimler getirdi; bu durum internet ortamında meydana gelen “e-ticaret” gibi sektörlerle daha da belirgindir. Etkileşim karşılıklı geri besleme sayesinde ürünlerin denetimini kısa sürede sağlaması bakımından firmaları sürekli teyakkuzda tutmaktadır. Tüketici kesimini ürünlere verilen tepkilerle denetimde tutmanın kolaylaşmasına da yarar sağlamış oluyor. Teknoloji her şeyden önce yenilikçi bir sistemin üretimini sağlamıştır.

 

ileri teknoloji işletmesi güçlü bir teknik-bilimsel altyapısı olan faaliyet önceliklerini yaratıcılık ve yenilik üstüne yoğunlaştıran işletmedir. İşletme, gücünü, temel bilimlerden edindiği bilgileri kendi bünyesinde içselleştirmesinden almaktadır. İşletme faaliyet alanlarında sentezlediği bilgi birikimine uygun olarak yeni ürünler geliştirir ve en kısa sürede hedef pazarlara, ilgili kullanıcıların beğenisine sunar.”[7]

 

Teknoloji ve işletme ilişkisinde pazarlama, değişimi yaymanın ve öncüsü olabilmenin önemli bir başlığıdır. Pazarlama ile teknoloji, işletmenin iki temel konusudur çağımızda. Pazarlama açıkçası teknolojinin kollarına atılmaktadır. Örneğin sosyal medya her şeyin pazarlandığı yeni bir “Pazar-alanı” ya da sektörüdür. Teknoloji “geri-besleme” yapabildiği için ürünler sürekli gelişim ev yenilenme aşamasındadır. MURAT hoca adı geçen çalışmasının 135. Sayfasında 90’lı yıllar öncesi ve sonrası pazarlama içeriklerini karşılaştırmıştır;

90 öncesi profesyonel hedef tüketici, 90 sonrası; kullanıcıdır,

90 öncesi satın alma sıklığı zaman içinde bir kere, sonrası; tekrarlı,

90 öncesi aracı varken, sonrası; doğrudan,

90 öncesi AR-GE, sonrası ise ortak girişim,

90 öncesi farklılaştırma, sonrası; marka,

…… , ……

 

Gerçekten de teknolojinin yaşamın her alanında derin etkisi çok önemli bir konuma gelmiştir ve özellikle post-modern süreçte sosyal, ekonomik, siyasal, antropolojik ve diğer etkileşimcilik bağlamında teknolojinin getirdiği etkin bir yoğunluk söz konusudur. Teknoloji ve yönetim ilişkisi en azından iki şeyi farklı kıldı; mal ya da hizmet üretimi ve ürünlerin sevk ve idaresi yönünden önemli bir değişim sürecini dayatmıştır. 80’li yıllar işte bu “devrimin” bir dönüm noktası olarak süregelmiştir. Bunu anlamayan bir düşünce, sistem, algı ya da biçim, geride kalır; çağ dışıdır!

 

günümüzde pazarlama, işletme içerisinde tek bir bölümün sorumluluğuna bırakılamayacak kadar büyük bir öneme sahiptir. klasik olarak pazarlama bölümünce yürütülür anlayışı ortadan kalkmıştır. İleri teknoloji endüstrilerinde ‘pazarlama, işletme organizasyonu içinde bütün bölümlerin ve herkesin işidir’.”[8]

 

 

KISA KAYNAKÇA -6. BÖLÜM NOTLARI İÇİN-

 

A.HEYWOOD, SİYASETİN TEMEL KAVRAMLARI, ADRES YAYINLARI

 

J. B. FOSTER, SAVUNMASIZ GEZEGEN, EPOS YAYINLARI,

 

MUNCİ KAPANİ, POLİTİKA BİLİMİNE GİRİŞ, BİLGİ YAYIN,

 

M. MAZOYER & L.ROUDART, DÜNYA TARIM TARİHİ, EPOS YAYINLARI,

 

C.HODGKİNSON, YÖNETİM FELSEFESİ, BETA YAYIN,

 

A.ÖZTEKİN, YÖNETİM BİLİMİ, SİYASLA KİTAPEVİ,

 

M.WEBER, SOSYOLOJİ YAYINLARI, DENİZ YAYINLARI,

 

F.W.TAYLOR, BİLİMSEL YÖNETİMİN İLKELERİ, ADRES YAYINLARI,

 

B.ERYILMAZ, KAMU YÖNETİMİ –düşünceler, yapılar, fonksiyonlar, politikalar, UMUTTEPE YAYINLARI,

 

A.TUFAN, kamu yönetimi, ETAP YAYIN EVİ,

 

H.HÜSEYİN ÇEVİK, KAMU YÖNETİMİ –kavramlar, sorunlar, tartışmalar, SEÇKİN YAYIN,

 

C.FREEMAN & L.SOETE, yenilik iktisadı, TÜBİTAK YAYINLARI,

 

M.ERDAL, TEKNOLOJİ YÖNETİMİ, TÜRKMEN YAYINEVİ,

 



[1] F.W.TAYLOR, bilimsel yönetimin ilkeleri, adres yayınları, 6. Baskı, sayfa. 39-40).

[2] A.ÖZTEKİN, yönetim bilimi, siyasal yayın, sayfa: 74-75).

[3] H.H.ÇEVİK, kamu yönetimi –kavramlar, sorunlar, tartışmalar, seçkin yayın, sayfa: 64).

[4] Bilal ERYILMAZ hoca bürokrasi kelimesini şöyle tarihlendirir; “bürokrasi, kelime olarak, Latince ‘burra’; masaları örtmek için kullanılan koyu renkli kumaş, ve ‘kratos’ ise egemenlik demektir, bürokrasi; masaların ya da büroların egemenliği anlamına gelmektedir.”( B.ERYILMAZ, kamu yönetimi –düşünceler, yapılar, fonksiyonlar, politikalar, umutttepe yayınları, sayfa: 262)

[5] M.WEBER, sosyoloji yazıları, deniz yayınları, sayfa: 313-316).

[6] WEBER, a.g.e., sayfa: 330)

[7] M.ERDAL, teknoloji yönetimi, Türkmen kitapevi, sayfa: 90).

[8] M.ERDAL, a.g.e. sayfa: 145).

 

Etiketler: YÖNETİM, UYGARLIK, BİLİM