Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
"UYGARLIK" KAVRAMI ÜSTÜNE: 8 BÖLÜM
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 11 Temmuz 2014

TOPRAK ÜSTÜNE BİRKAÇ SÖZ

 

Toprağın oluşmasında çeşitli süreçler vardır, bu süreçler iki genel temelde meydana gelir; organik ve inorganik yapılanma. Öte yandan birde hava ve su vardır ve su, toprağın kimyasal dönüşümünde temel bir etkendir.

 

“toprakların doğmasına sebep olan hadiseler üç sınıfta mütalaa edilir. Birinci sınıf, ana materyalin mekanik bölünme ve kimyasal ayrışma olaylarını; ikinci sınıf, kimyasal ayrışma ürünlerinden yeni bir takım maddelerin teşekkülü olaylarını; üçüncü sınıf da toprağın içinden bir HORİZONDAN ötekine maddelerin taşınması olaylarını kapsar.”[1]

 

Topraktaki taşlar kayaların küçük parçalarıdır. Killer ise kimyasal ayrışma ile meydana gelmiştir. Taşlar, çakıllar ya da kumlar toprağın katı unsurları olarak geçmektedir ve toprağın verimliliği konusunda düşük seviyededirler. Toprağın katı kısmı organik ve inorganik maddelerden oluşur. Toprağın asıl verimlilik sağlayan kısmı olan mineraller ise magma kökenlidir. Öte yandan tüm taşlar da magmadan meydana gelmişlerdir. Yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkta mineraller ortaya çıkar. Ve kayalar, sıcaklığın düşmesiyle katılaşır ve oluşum sağlarlar. Taşlar bu minerallerin birikimleriyle ortaya çıkarlar. Kayaların ufalanması ya da kimyasal ayrışmaları ATMOSFERİK olayların etkisiyle ve suyun süreklilik arz eden tesiriyle meydana gelir. Bu anlamda suyun bol olduğu alanların toprağında mineral zenginliği ortaya çıkar. Bu anlamda örneğin aşırı soğuk ya da don olayının yüksek olduğu bölgelerde ayrışma oranı çok düşük seviyededir. Bir diğeri örneğin ağaç köklerinin de taşların ufalanmasında ki etkisi çok önemlidir. Gerçi ağaç ya da bitki faktörü toprağın zenginleşmesi ve canlılığı için temel bir öneme sahiptir. Ağaçların karbondioksit salgılaması da kimyasal ayrışmaya etkin bir güçtür.

 

Kimyasal dönüşüm için bol yağmurlu ortamın önemine değinmiştik. Bunun tersinde ki coğrafyalarda toprak kalınlaşır, çünkü katılaşır ve kimyasal dönüşümler istenildiği gibi olmaz. Örneğin bitki çeşitliliği az olduğundan organik besinden toprak mahrum kalır. Bu yeniden toprak oluşamama durumu ise bitkilerin besin değerini düşürür. Toprağın besin değeri kimyasal çözülmelerle ilgilidir. Erozyonun da bu süreçte etkisi önemlidir. Ancak belli sınırda bir erozyon olmalıdır. Ayrıca çamurun bitki çeşitliliğine ve bitkilerin dağılımına etkisi de önemlidir; çamur akıntıları bitki tohumlarının iyi bir taşıyıcısıdır. Toprağın zenginleşmesi, bitki atıklarıyla ve hayvan artıklarıyla ilgilidir. Bu ise yağışın bolluğunu gerektirir. Bitkiler için önemli olan üç element, potasyum, NİTROJEN ve fosfordur. Toprak ise bu elementleri yaşam alanına yayarak büyük bir işlevi yerine getirir. Bir diğeri killi toprakların suyu emmesidir. Bu önemli. Örneğin kumlu araziler suyu tutmaz ve bu yüzden bitkilerin besin değeri çok düşük olur.

 

bitkiler ve onlardan dökülen organik atıklar, toprağı yağmur damlalarının ve akan suyun doğrudan etkisinden korur. Yağmur çıplak topraklara düşünce, toprak yamaçtan aşağıya inmeye başlar. Hızlı üst toprak kaybı bir kere başlayınca ortaya çıkan alttaki toprağın suyu tutma kapasitesi daha azdır ve erozyonu hızlandırır. Toprağın üstünden akan suyun erozyon etkisi artar. Bazı üst tür topraklar bu dönüşüm içinde hızla yok olur.[2]

 

TARIM KÜLTÜRÜ ÜSTÜNE NOTLAR

 

Tarım sektörü günümüzde kendine özgü yanıyla öne çıkan bir endüstriyel sektördür. Bu sektörün çağımıza gelinceye kadar geçirdiği dönemler ile insanlığın yerleşiklik, zanaatkârlık, kölelik, kentleşme vesaire gibi daha birçok değişimlerinde yaşandığı dönemler paraleldir. Hatta tarımcılığın başlaması bu değişimlerin çoğunu tetiklemiştir. Her şeyden önce avcı-toplayıcı insanlar ile tarımcı insanlar arasında çok farklı yaşam biçimleri oluşmuş, yerleşiklik ve “düzen” bu farklılıkları toparlayan bir yönetim biçimidir. Örneğin belli zamanlarda belli bir yerde olma zorunluluğu, kesinlikle avcı insanların yapamayacağı bir durumdur. Ancak bu avcıların belli coğrafya da avlanmadığı anlamına gelmez. Sadece “düzen” içeren yönüyle tarımcı topluluklar, evlerinin etrafını, ya da otlaklarının ekilip biçilme zamanlarını beklemek zorundaydılar. İşte insanların bu eğilimleri yepyeni bir kültür konusu olan “yerleşikliği” getirecekti.

 

Tarım kavramı “üretimi ve tüketimi” içeren karşılıklı bir kavramadır ve avcı-toplayıcılığın daha da ötesinde bir “döngü” demektir. Tarımla uğraşmak demek doğanın da farkına varmak demektir; çünkü bu düzen ilişkisi insanları içinde yaşam olanağı buldukları doğanın da düzenini fark etmelerini sağlamışlardır. Böyle düşünüyorum çünkü “bahçecilik” yapan birisi olarak doğada ki düzenin iyi anlaşılması, gerçektende ağaçların böceklerle ve böceklerin toprakla, toprağın biz insanlarla, insanların yeniden ağaçlarla olan ilişkileri bir düzen içindedir ve bunu görmek, düzeni görmeyi sağlar. Örneğin karıncaların koridorlar inşa ederek toprağın içerisine kurdukları bahçelerini ve orada yaptıkları tarımı görmek önemlidir. Öte yandan farklı cinslerde ki hayvanların ve o küçücük böceklerin toprağa verdikleri mineral hizmetleri bilmek demektir. Evet, tarımcılık ve bahçecilik bunları anlamak demektir, hangi bitkilerin ne kadar besin değeri olduğunu, ne zaman ve hangi oranda suya ihtiyacı olduğunu anlamak demektir. Bu ise doğayı yakından gözlemlemek, deneyimlemek, bilgilerin biriktirilmesi demektir. İşte “yöntem” fikrinin de temelinde bu sistemleştirme vardır; ayırma ve diğeri ile olan ilişkisini kavramadır. Tarım yaşantısı insanlara bu anlamda bir yöntemleştirme fikrini de sunmuş oluyor, bunu kendimden biliyorum.

 

İnsanlar belli bir zaman sonunda tarımcılığa başlamış olsalar da hayvancılıktan hemen vaz geçemezlerdi. Aslında günümüz Akdeniz dünyasında hayvancılıkla tarımcılık hala çok yerde iç içedir. Bu ise Akdeniz toplumlarının coğrafi bir zorunluluk olarak yaşamalarından kaynaklanır; yazın kurak geçmesi bunu dayatır. İnsanların öyle görünüyor ki bitkileri ekmeye başlamaları ve onları evcilleştirmeleri, yani belli bir çit içinde ekimleştirmeleri, hayvanların evcilleştirmeleriyle yakın zaman içinde olmuştur. Yaklaşık 10 bin yıl önce bu süreçlerin başlamış olabileceği tahmin ediliyor. İnsanların bu yetiştiricilikleri onların doğuştan gelen fiziki ve ruhsal katmanlarıyla ilgilidir; insan tam bir eklektik varlıktır! Ellerini birer alet gibi kullanarak kendini geliştirmiş, yaşamını, bu gelişim içinde defalarca değişik düzenlerde kurmuştur. İşte tarımsal yaşamda bu düzenin bir örneğidir. İnsanların elleriyle yaptıkları aletler, doğayı dönüştürme imkânı sunuyor ve zamanla kendisi de dönüşerek, sürekli bir gelişim içinde çağımıza kadar geliyor. İnsan hem ot yiyen hem de et yiyen yanıyla doğanın her iki organik alanına da hâkim olabiliyordu; bu ise onu gerçekte eklektik bir varlık haline getiriyor.

 

İnsanlar mezolitik çağda daha gelişkin aletler yapmaya başladılar ve orağa benzer aletler yapmışlardı, bunlar keskin cilalanmış taşlardan imal edilen, kesici aletlerdi. İnsanların kültürlenme aracılığı sayesinde bildiklerini aktarmasıyla, her geçen zaman içinde becerilerini geliştirmişlerdir. Bu onları diğer organik canlılardan temelden ayıran bir özelliktir. Bu sayede neolitik çağda -12 bin yıl önceleri- daha gelişkin aletler yapmayı başardılar. Taşlardan yapılıyordu bu aletler ve özellikle keskin olmaları dikkat çekicidir.

 

Tarım ortamının ayırt edici yanı işlenmiş toprak ve ekim alanlarının gözlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu biçimsel yanı tarımsal dönüşümlerin tarihsel çağlarını da teslim eder. Tarımda örneğin “bahçecilik” ayrı bir sistemsel tabaka olarak öne çıkar. Bu daha hafif tarımcılıktır aslında ve genellikle AKDENİZ toplumlarında rastlanmıştır, ilk çağlar boyunca. Canlı ya da cansız bir takım araç-gereç sistemi tarım toplumlarının ayırt edici bir diğer özelliğidir. Bu durum elbette AVCI-TOPLAYICI olarak nitelendirilen yaşamlarını ve kısmen de hayvanlarını ayakta tutmak için çabalayan insanlardan farklı olarak tarımcılık, belli bir sistemi içermiştir. Tarım demek yerleşiklik demektir ve örneğin çömlekçiliğin gelişmesi, ya da ateş ile yeni zanaatların ortaya çıkması, avcılıkla geçinene insanlardan temel bir farklılık sergilemiştir.

İnsanların bitkileri ve hayvanları evcilleştirerek yeni bir yaşam ortamı yaratmış olmaları, onların en ayrıksı devrimidir. Bu hiçte kolay bir öğreti değildir. Bunun için çok deneyler yapılmış olmalı, ya da insanoğlu belli ölçüde yeteneği sayesinde bunu kavrayabilmiş olmalıdır. Örneğin aletlerin icadı ekim alanlarını arttırdı, bu ise insanları daha çok alet icat etmeye sevk etti. Bir diğeri şudur; tarımcılığın ya da yerleşikliğin artmasıyla insanların “boş zamanları” da arttı. Bu boş zaman el becerileri için müthiş bir fırsat doğurmuş olmalıdır.

Üretimin artması değiş-tokuş sistemini de getirdi, bu ise farklı bilgi ve becerilerin farklı kültürlerle ilişkiye girmesi demektir. İnsanoğlunun bu becerilerini yayma girişimi ticaretle, savaşlarla ya da artan nüfusun zaruriyetleriyle meydana geldi.

Tarım sektörü insanda iki şeyi uyandırdı; alet yapma ve onunla iş yapmayı “sistemleştirme”; ayrıca üretimle birlikte ticaretin takas ilişkileri sayesinde ortaya çıkmasıdır. Yönetim bahsinde geçmişti –klasik yönetim notlarımıza bakınız- tarımın bu değişimleri dev imparatorlukların ortaya çıkmasına neden olacaktır; PERSLİLERDEN ROMALILARA… Bu demirin kullanımı ile insanlar adeta çağ atlamıştı; pulluk burada temel bir etmen olacaktır.  

 

Tarıma geçiş süreci insanların belli bir bitki ekimiyle doğrudan oluşan değil, ama zamanla bitkileri kullanım aşamalarının neticesinde ortaya çıkacaktır. Kadınların bu işlerdeki mahareti genel kabul görmüştür ve buradan bakılınca toplumsal cinsiyet ayrımının da bu süreçle konumlanması doğaldır. Öte yandan avcılar döneminde kadın erkek ayrımı çok net değildir, yani insanlar toplayıcılığa başlayınca bu ayrım daha nettir. İnsanlar bitkileri ehlileştirdiler, onları muhafaza ettiler ve besinlerini yemeye başladılar ve bu ehlileştirme süreci hayvanların evcilleştirmesiyle yakın zaman denk gelir. Örneğin Afrikalılar pirinçten susama ve bamyaya kadar ciddi anlamda bitki kültürüne ulaşmışlardı ve Avrupa’ya bu insanların köle olmasıyla geçmiştir. Mesela Kızılderililer mısır üretiminin mucitleridir. Pirinç üretimi pek tabidir ki kadınların maharetiyle ortaya çıkmıştır. Bu yaşam tarzından işte “tarımsal sektör” ortaya çıkmış ve insanlar yerleşikliğe geçerek köyler, kentler, dev imparatorluklar, saraylar, mabetler, köprüler, şimdilerde de gökdelenler inşa edecek duruma gelmişlerdir. 

İnsanların aletler icat etmeleriyle üretim olgusu ortaya çıkmış, takas sistemiyle birlikte ticaret gelişmiş ve zamanla insanlar hayvanları da evcilleştirerek tümüyle yerleşik yaşamın koşullarını meydana getirmişlerdir. Besin ekiminde ki çeşitlilik, farklı coğrafyalardan aktarılan bilgiler ve yeni besin türleri, geniş bir ticaret ağını oluşturarak yönetimleri de değiştirmiştir. Bu süreç ayrıca çok önemli olan zanaatları çeşitlendirmiş, “boş zaman” içeriğinde zanaatlarda da endüstrileşme ortaya çıkmıştır. 

 

Tüm bu olup bitenler insan yaşamında derin bir devrimin, “tarım devriminin”[3] getirileridir. Toplayıcılıktan ekiciliğe ve düzenli yaşama geçilmiştir. Örgütlenme olgusu da değişti ve şeflikler dönemi başladı. Bahçıvanlıkla birlikte çeşitli yaşam biçimleri tarım sektörünün farklı dalları olarak ortaya çıkacaktır.   

 

İLK ÇAĞDA TARIM

 

Orta doğuda ilkel anlamda tarım 8 bin yıl önceleri buğday, arpa ya da geniş anlamıyla tahıl ürünleriyle, Filistin taraflarında başladı. Bu tarım Nil vadisine geldi ve burada tarım sektörünün en eski teknikleri de ortaya çıktı. En başta sanıyorum suyun kullanımı tarım sektörünü yönlendirmiş olmalıdır. Örneğin setler yapıldı, havuz sistemleri kuruldu, kanallar yoluyla taşkından depolanan sular suyu gıt olan bölgelere taşındı. Bu su taşkınları buğday gibi bazı bitkilere faydalıydı, çünkü toprağın alüvyon birikimini artırıyordu. Ancak gereğinden fazla taşkınlar olduğunda tohumlara zarar veriyordu ve havuzlar bu yüzden inşa edildi; suyu zapturapt altına almak içindi. Suyun yönetimi zamanla toplumsal yönetimlerinde nedeni oluyordu. Aslında örneğin ilk muhasebeciler –bürokrasinin en alt kademesi- bu sayede ortaya çıkacaktı. Bu sistemler taki 19. Yüzyıl su barajlarının yapılmasına kadar sulama işinde önemli teknikler olarak kullanıldı. Çünkü barajlar sulama işlevini çok daha verimli ve kullanışlı kılıyordu.

Öte yandan Akdeniz tarımcılığı daha farklı gelişmişti. Her şeyden önce buralarda tarım kesme ve yakma yöntemleriyle açılan dikdörtgen şeklinde ki bahçe tipi tarlalarda yapılmaya başladı. Bu tarlalar sürekli ekilip kullanılıyordu. Burada sabanın hafif sistemleri kullanılırdı ve araziler iki yıl nadasa bırakılırdı ve bu süreç içinde otlar kesilip hayvanlara yem olarak da kullanılırdı. Burada kısmen evcil hayvancılık sektörü de böylece gelişmiş olacaktı. Bu bölgelerde çalılıklar fazlaca olduğundan toprağın güçlenmesine de katkı sağlıyordu. Ancak meyveciliğinde etkin olması ekim arazilerinin çok fazla düzlüklere sahip olamamasından kaynaklanırdı. Toprakları ince ve yumuşaktır, bu ise sabanla çalışmaya çok zorluk çıkarmıyordu. Akdeniz tarımında parselleme önemlidir. Parselleme ağaçların kesilmesiyle ortaya çıkan tarlalardan oluşturulurdu.

Bu tarım biçimleri Akdeniz köylerinin küçük olmasını ve yaygın olmasını da getiriyordu. Öncelikle tarlalara yakınlık önemliydi ve bu ise geniş düzlük arazilerin olmamasından ötürü dağınık bir köy yaşamını ortaya çıkarıyordu.  Karasaban kullanılıyordu ve bu saban gerektiği kadar derinlere inemiyordu. Yağmurda erozyon sıkıntısı oluyordu ev ağaçlandırma her zaman bu işe de engel olamıyordu. Ancak erozyonun da faydaları vardı; akan çamurlu su bitki tohumlarını da yaygınlaştırıyordu. Ovalarında ise “bataklık” büyük sorundur ve drenaj sistemi bu yüzden icat edilse de yeterince netice almak çok zordur. Aslında Akdeniz insanı çok çalışmak zorundadır; bu coğrafya ile baş etmek gerçekten de zordur. Bir Akdenizli olarak bunu bizzat tecrübe edindim. Ayrıca aile kültürünün güçlü olması da bu türden zorluklar yüzdendir ve imece sıkı gelişmiştir. Akdeniz insanında yaşam tepelerde ve dağlarda başlasa da artık ovalarda iskân edilmiş durumdadırlar.

 

“ [Akdeniz iklimi] garip bir iklim olarak kışın yağmur göz açtırmaz, soğuk, bitkilerin yaşamını durdurur. Sıcaklar başladığında su ortadan çekilmiştir. Akdeniz bitkilerinin, hoş kokulu yapraklarının tüylü ya da yağlı, saplarının dikenli olması bizlere sunulmuş bir armağan değildir yalnızca. Bunlar, bir tek ağustos böceklerinin hayatta kalabildiği çok sıcak günlerin kuraklığına karşı birer savunma aracıdır aynı zamanda.”[4]     

 

Bahçecilikten yoğun tarıma geçişte gübreleme, sulama, saban kullanımı vesaire birer nitelikler zinciri olarak belirlenir. Örneğin tırpan 1000 yılına kadar yani ortaçağ sonlarına kadar değerli bir eşya olarak tarımın ilginç bir aletidir. Yoğun tarımın en önemli getirisi, tekrar etmek gerekirse, çeşitli zanaatların ortaya çıkmasını sağladı. Örneğin marangozluk, sepetçilik, demircilik bazılarıdır. Öte yandan sabanların tekerlek takılması ve atlara koşumlar icat edilmesi ekim alanlarını da genişletti ve bu süreç ortaçağ sonlarına denk düşüyordu.  Bir diğeri üçlü pulluğun icadı tarlayı daha derin bir şekilde sürmeyi sağlamış ev toprağın verimi de artmış oluyordu. Taşımacılıkla birlikte iş üretmekte böylece atlarla daha da kolaylaştı. Daha önemlisi Akdeniz coğrafyasında dik arazilerin atlarla sürülme imkânı da doğdu. Burada vurgulanmak istenen temel konu alet yapımı ve insanın doğayı boyunduruk altına alma çabasının, kültürel birer birikimle aktarıldığıdır; bir diğeri ise insanların bu maddi yaşamın tesirinde değişime maruz kaldıkları ve bu her anlamda inan kültürünü etkilemiştir.

 

ORTAÇAĞDA TARIM

 

Besin miktarının artmasıyla birlikte –tarımın yaygın biçimde gelişmesi sayesinde- nüfusunda artışını sağlıyordu ve 11. Yüzyıla gelindiğinde bu artış, yaşamın birçok alanında yeni gelişmeleri tetiklemişti. Her şeyden önce “endüstriyel” bir gelişme belirginleşemeye başlamıştı. Kentleşme kısmına düştüğümüz notlarla bunu vurgulamaya çalışmıştık.

11. yüzyılda ağır-saban denilen ve demirin de daha yaygın kullanıldığı bir mekanikleşme başlamıştı. Bunun ilk sonucu toprağın daha iyi sürülmesi –toprağın ters çevrilmesi- sayesinde verimlilikte artmıştı. Yeni tarım arazileri oluşturulmaya başlandı, çünkü artan nüfusta meydana gelen kıtlık bunu mecbur kılıyordu. Drenaj sistemi sayesinde toprağın üstünde biriken fazla su birikintileri tahliye edilmeye başlandı ve böylece bataklık alanlar meralaştırıldı. Bu yeni topraklara köyler kurularak insanlar ekim yapmaya başladı. Büyük setler yapılarak kıyı bölgelerdeki topraklar denizin sularından korunmaya çalışıldı. Bu süreç 13. Yüzyılda tarım sektöründeki yoğunlaşmayı getirdi, bu ise sektörel olarak endüstriyel üretimi arttırdı. Bu durum buğday ve çavdar gibi temel besin maddelerinin ekimini arttırdı ev insanlar daha iyi gıdalarla beslenemeye başlamıştı. Burada en önemli konu tekrar edersek eğer demirin kullanımıyla artan endüstriyel gelişmedir. Demir gerçektende saban kullanımında hızla artış göstermiş ve ağır sabanlar ayrıca tekerlekli mekanizmalarla desteklenecektir. Demirin daha yaygın kullanımı için demir eriten ocaklar inşa edilmeye başlanmıştı. Döneme ilişkin bir diğer gelişme ise su değirmenlerindeki artıştır ve bu artış, kumaşçılık sektörünü de etkiledi. Bu değirmenler sayesinde tekerlekler üretimde kullanılmaya başlanmıştı. Örneğin kâğıtçılık sektörü burada belirgin bir artış gösterecektir.

Bu endüstriyel gelişmeler ticareti de haliyle derinden etkileyecektir. Ticaretin gelişmesiyle birlikte Pazar sektörü, finansal sektörler de gelişti. Panayırlar, fuarlar, sergiler arttı ve bu sayede tanıtımlarla birlikte tarımsal icatlarda yaygınlaşma imkânına sahip oldu. Örneğin CENEVRE ya da VENEDİĞİN tarihini okuduğumuzda söz konusu gelişmenin ve sermaye birikiminin ne derece etkili olduğu gözler önüne serilir. Tüm bu gelişmenin ardında yatan söz konusu tarımsal devrimdir. Bu sürecin ticaretle ilgili yanı doğuya olan rağbetle de açıklığa kavuşabilir. Sermaye birikimi artık Avrupa kentlerini zenginleştirecek ve bu zenginlik modern Avrupa toplumlarının medeniyet başlığında da temellerini atacaktır. Ancak konumuz bu süreci anlatmaya izin vermemektedir, bunu genel bir çıkarım olarak ileride özetleyeceğim.

 

Söz konusu kentleşmeler endüstriyel gelişmeyi daha da teşvik ettiği gibi, ayrıca entelektüel gelişmeyi de sağlamıştır. Örneğin üniversiteler kırsal alanlardaki manastır eğitiminin gücünü kıracak ve çıraklık gibi eğitimlerin yanında hukuksal ve bilimsel araştırmalara zemin hazırlayacaktır. Tarımla ilgisi ise bu mekânlarda tarımsal konulu konferanslar düzenlenecek ve konuya ilişkin araştırma çalışmaları yapılacaktır. Tüm bu gelişmeler 14. Asra gelindiğinde bir durgunluk getirdi ve 15. Asırda çeşitli köylü ayaklanmalarını tetikledi. Burada yapılan hata derebeylerinin köylülerin elerliden topraklarını alarak “yarıcılık” denilen ortakçılığa son vermesiyledir. Bu hem tarımsal gelişmeye sekte vurdu hem de emekçi kesim üzerinde çok ciddi bir baskı unsuru oldu. Ama öte yandan tek sorun bunlar değildi. Bir diğeri artan nüfusun doyurulamıyor olması yanında kara veba denilen salgın hastalığının kıyımlara neden olmasıydı. Nüfusun artışıyla besin artışı arasında derin bir uçurum meydana geldi. Bu düzensizlik beraberinde iç kargaşaya neden oldu ve İngiltere’de köylüler 14. Yüzyıl ortalarında ayaklandılar. 15. Yüzyıla gelindiğinde bu kargaşa ve durgunluk uç noktaya varacaktı. Köylüler toprak ağalarına karşı çıkıyor kentlerde ise tüccarlara karşı bir direniş başlamıştı. Bunun nedenleri feodal beylerinin artan israfı, -şatolar, saraylar- tüccar kapitalizminin emeği sömürmesi ve zanaatkârların emeklerinin ücret taleplerindeki karşılıksız edinimleridir. Bu süreç içinde kentsel kapitalizmin ve orta halli esnafın artması feodal yapılanmaya meydan okuyordu. Bu halk tabakaları feodal beylere karşı birleşince kargaşalar ayaklanmalara dönüştü. Yoksulluğun bu kargaşalarda ki etkisi çok temeldir. 14. Yüzyıl bu süreci yaşıyordu. Fransa’da 14. Asırda köylü ayaklanmaları oldu ve kraliyet sarayı basıldı. Aynı tarihte benzer olaylar İngiliz kraliyeti içinde geçerliydi. Ne var ki bu ayaklanmalar orta hallilerin kaybetmesiyle sonuçlanmıştır.                 

 

MODERN ÇAĞDA TARIM

 

Modern tarım belli aralıklarla ayrımlara sahiptir; 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıla kadar geçen süreci kapsar ve 20. Yüzyılın tamamıdır. Bu süreçlerde elbette teknik, hukuki, politik ve bilgisel değişimler birlikte var olmuşlardır. Her şeyden önce “nadas” sistemi kalkmış ve meralar çeşitli otsul bitkilerle doldurularak hayvan yemleri elde edilmiştir. Bu durumda hayvan gübreleri artmış, bu ise ekimler için daha çok gübre kullanımı olanağı sağlamıştır. Açıkçası ot ekimi çoğalarak hayvandan daha çok istifade etme imkânı da doğmuştur. İnsanların mülkiyet haklarındaki artış ise bu süreçte etkili olmuştur çünkü “bireysel” girişimler gelişimleri daha da arttırıyordu. Zamanla şirketleşmeler artıyor, işletmeler büyüyordu ve bu ise sermaye birikiminde etkili oluyordu. Feodal sistemin zayıflamasıyla birlikte ortak malı denilen meralar ekime girmişti. Bunların tümü politik ve hukuki süreçleri işaret etmektedir. Aslında konunun özü toprağın kullanım şeklinin değişmesiyle ilgili olmaktadır.

Bu yeni bilinçlenme süreci –nadassız ekim- modern tarımın da başlangıcı sayılmıştır. Bilinçli ekimle birlikte endüstriyel gelişme de ortaya çıkacaktır; bu önemlidir çünkü sanayi çağının ardında bu köylü devrimleri yatar. Bu yeni bilinçli ekimle yeşil gübre denilen bir tür ortaya çıkar ve bu gübre toprağa, doğrudan karışmıştır. Bu ise minerale artışını sağlayacak niteliktedir. Örneğin yonca ekimleri hem hayvan enerjisi hem de toprağa mineral sağlıyordu. Öte yandan bu ekim biçimleri toprağa yeni rotasyon uygulamalarını da getirdiğinden, ürün çeşitlenmesi ve miktar artımı gelişmiştir.

 

Bu yeni ekim türü ile birlikte iş gücünde de artışlar oldu. Toprağa biraz fazla işçilik yapılıyordu ve ayrıca sürü hayvanlarının artması beraberinde işçi kesimini de arttırıyordu. Tüm bu değişimler haliyle zanaatları da arttırıyor ve endüstriyel bir alt yapı ortaya çıkıyordu. Öte yandan örneğin “bağ-bahçe” sektörü ortaya çıkıyordu ki bu evcil hayvan beslemeyi, çitlerle etrafı çevirmeyi, bazı maddelerin tımarlanmasını vesaire bir sürü ayrı iş çeşidine neden oluyordu. Yeni kol işçilikleri, yeni türden alet yapımları, beraberinde de iş gücü artıyordu. Bu sürecin getirileri üretim fazlası bir tarım sektörünün doğmasını temellendirmiş ve üretim fazlalığı ile birlikte ticaret sektöründe de belirgin artışlar meydana gelmiştir. Tarihsel sürece baktığımızda bu döngü hep böyledir!

Endüstrinin arifesinde meydana gelen bu tarımsal gelişme, iş gücü bolluğu, besin ve araç gereç artışı; Avrupa’da yepyeni bir dünyaya zemin hazırlıyordu; bu sanayi çağıydı! Bu çağın ardında yatan tarımsal devrim, elbette, çağlar boyunca gelen, oluşan ve biriken; deneyim, bilgi ve maddi unsurların bir havuzuydu. Avrupa milletleri 18. Yüzyılda kendi yetindiklerinin dışında tarım ürünleri üretebiliyor, onları pazarlarda satıyordu. Buradan ortaya çıkan işletme sektörlerini de unutmamalıdır, gerçekten de dev bir sektör olarak karşımızda duran Avrupa işletmeciliği, işte bu sürecin bir ürünüdür!

 

İngiltere’de meydana gelen tarımsal devrim, endüstri devriminin temelidir. Bu önemlidir çünkü gerçekten de bilgi birikimi, deneyim süreçleri bu sanayi çağının palazlanma sürelerini meydana getirmiştir. Örneğin artan hayvan yetiştiriciliği sayesinde yün üretimi artmıştı. Tüm bunlar toprağın kullanımıyla ilgili değişimlerden kaynaklandı. Öte yandan köylü ayaklanmalarının da verdiği toplumsal dinamizm, hukuksal ve politik sürece derin bir şifa olmuştur.

İngiltere’de büyük çitler yapılarak küçük toprak sahibi çiftçiler topraklarından oldular ve böylece bu topraksız köylüler kentlere göç ederek oralarda endüstri işçileri olmaya zorunlu kaldılar. Toprak senyörleri dev çiftliklere sahip olmuşlardı.

 

öte yandan toprak lortları, tahıl yasalarını, yani ortaçağın başlarında kıtlıklardan ve spekülasyonlardan korunmak için ihracatı sınırlayan ünlü CORN LAWS’I [tahıl yasası] kendi lehlerine değiştirdiler. 1660 yılından sonra bu yasadan, korumacı amaçlar için yararlanıldı. İthalat, gümrük yasalarına tabi oldu ve 1815 yılından itibaren, fiyatlarının belli bir sınırın altına düşmesiyle birlikte tahıl ithalatı yasaklandı. Bu yasak, iç tahıl fiyatlarının yüksek kalmasına ev sonuç olarak toprak sahiplerinin biriktirdiği tarım gelirlerinin ve toprak rantlarının artmasına olanak verdi (M. TRACY, L’ETAT ET L’AGRİCULTURE EN EUROPE OCCİDENTALE)”[5]      

 

18. yüzyıla gelindiğinde makineleşme de artış oldu ve 19. Yüzyıl bu sektörel taban üstünde endüstriyel araç ve gereçlerin hızla artışında etkili oldu. Bu sayede tarım sektörü ciddi bir rant üretmeyi başarıyordu. Ayrıca, buharlı makinelerin sayesinde deniz yolculuğu ve ulaşımı çok daha kolaylaştı ve tarımsal etkileşim önemli bir gelir sağladı. Yani diğer ülkelerden etkileşimler de hızlandı. Avrupa endüstrisi yayılarak yeni toprak alanları sömürüye dâhil olacaktı. Bu süreç içinde örneğin sabanın metalleşmesi endüstriye damgasını vuran simgelerden biridir. Pulluk sistemi daha da etkili hale getirildi. Yamaç arazilerin sürümü daha da kolaylaştı. Bir diğeri enerji daha da az miktara karşılık geliyordu. Biçme makineleri, mibzerler, döner kulaklı pulluklar vesaire her biri makine aletleriydi.

 

Tarımın kullanılmasında görülen en açık konu toprağın doğru kullanımıdır. Bu kullanım, aletlerle beslendiğinde üretim de verimlilik hızla artmaktadır. Makineleşme 20. Yüzyıl tarımına damgasını vurdu. Öte yandan kimyasal maddeler kullanılarak verim daha da arttı. 20. Yüzyılda tarım sektörü dünya geneline yayılan bir güç faktörüdür artık. Endüstriyel bir temele yerleşmiştir. Özellikle 2. Dünya savaşından sonra motorlu makineleşme tarım sektöründe yaygınlaşmaya başlayacaktır. DP döneminde Türkiye’ye de bu gelişme yansımıştır. Tahıl sektöründe bu traktör kullanımı ciddi bir artış sağladı. Baklagillerin üretimi arttı ve bu arada kimyasal gübreler bu baklagillerin ekimini de arttırmıştı. Böylece evcil hayvan besleme de hızla arttı. Tarım sektöründe bu dönemde uzmanlaşmada da artış oldu. İş bölümlerinin ortaya çıkması önemlidir. Öte yandan hayvancılık sektörü de tarımsal gelişme sayesinde ciddi bir büyüme yaşadı, kendine özgü gıda sektörünü oluşturdu.

 

Teknolojinin tarımsal faaliyetler içinde ki etkisi çok önemlidir ve bu sayede, el işçiliğinin azaldığı bu sektörde insanlar, daha az kişiyle daha çok üretim yapabilmektedirler. Örneğin ABD gibi bir ülke de küçük bir kırsal kesim iş gücü sayesinde büyük üretimlere sahip olabilmektedir. Tarım sektörü gerçekten de teknoloji sayesinde ciddi üretimlere sahne olmaktadır. Örneğin HOLLANDA gibi bir ülke tarım sektörünü elinde tutmaktadır. Ülkemize baktığımızda Türkiye seracılığı hava koşullarının verdiği etkiyle özellikle Antalya, dünya çapında çok dikkate değerdir. Seracılığı çok güzel verimler vermektedir. Kışın sebze Antalya seralarından sağlanmaktadır. Islah çalışmaları yeni ürün ekimleri sağlıyor, ayrıca suyun doğru kullanımı da çok önemli bir konu başlığıdır. Endüstriyel tarımcılıkta bu başlıklar önemlidir ama daha da önemlisi enerjidir!

 

insan dışındaki enerji kaynaklarının –örneğin fosil yakıt ya da hidroelektrik enerjinin –makinelerce kullanımı, teknolojik açıdan ilerlemiş ülkelerin başlıca özelliğidir. ABD de kişi başına düşen enerji tüketimi yaklaşık 230 bin kilokalori, Orta Afrika BURUNDİ’DE ise 24 bin kilokaloridir. Ayrıca ABD de ülkenin ‘toplam zamanının’ (nüfus x 24 x 365) sadece %10’u çalışmaya ayrılmaktadır. Oysa BURUNDİ’DE bunun için ülkenin toplam zamanının %25’ine gerek duyulmaktadır. …

Son çözümlemede, yoğun tarımı diğerlerinden ayıran özellik enerjidir. Bu enerji hem tarımsal üretime yatırılan enerji hem de topraktan kazanılan enerjidir. Yetiştiricilikle yoğun çitçilik arasında her zaman kesin bir çizgi bulunmaz; ancak bu kaymanın sonuçları ekonomik ölçütlere bakmaksızın fark edilebilir.”[6]

 

 

Tarım sektörü üstüne bu küçük notlar, bize şunu göstermiş olmalıdır; insanın doğa ile olan ilişkisi iki temel besin alanıyla başladı; hayvancılık ve tarımcılık ve bu iki sektör bugün hala devam etmektedir. İnsan, hayvanlarla ilişki kurduğunda, en başında, onlarla belli bir yakınlık içindeydi, ama zamanla onları kendinden ayır tutarak, yaşamında birer alet olarak kullanmaya başladı. Bitki toplama daha önceleri başlamış olmalıdır ve hayvanları evcilleştirme geç bir süreye tekabül ediyordu. Bildiğimiz kadarıyla H.Z. ÂDEM’İN oğullarından bir tanesi hayvancılıkla uğraşırken diğeri tarımla meşguldü. İnsanlığın bu mesleki başlangıcı, özellikle tarımcılık, yerleşikliği getirmiş ve insanoğlu bu sayede günümüz dünyasına erişebilmiştir.

Bu not öbeklerimizin devamında ”teknik” kavramına geçiyorum. Aslında tekniği önce ele almak istedim ama tarımın önce anlatılması daha sistemli geldi bana…

 

 

 

KISA KAYNAKÇA  -8. BÖLÜM NOTLARI İÇİN-

 

 

F.BRAUDEL, AKDENİZ –TARİH, MEKÂN VE MİRAS, METİS YAYN,

 

R.LEWİN, MODERN İNSANIN KÖKENİ, TÜBİTAK YAYIN,

 

A.IRMAK, TOPRAK İLMİ, TAŞ MATBAASI, 1972 BASIM,

 

N. FAULKNER, MARKSİST DÜNYA TARİHİ, YORDAM KİTAP,

 

D.R.MONTGOMERY, TOPRAK, TÜRKİYE İŞ BANKASI YAYINLARI,

 

D.G BATES, 21. YÜZYILDA KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ, İSTANBUL BİLGİ YAYINLARI,

 

M.MAZOYER –L. ROUDART, DÜNYA TARIM TARİHİ, EPOS YAYIN,

 

M.BEER, SOSYALİZMİN VE SOSYAL MÜCADELENİN GENEL TARİHİ, KAYNAK YAYIN,

 

C.PONTING, YENİ BİR BAKIŞ AÇISIYLA DÜNYA TARİHİ, ALFA TARİH YAYIN,

 

W.A.HAVILAND –H.E.L. PRINS –D.WALRATH –B.MCBRIDE, KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ, KAKNÜS YAYIN,

 

M.BLOCH, FEODAL TOPLUM, ISLIK YAYIN,

 

H.LEFEBVRE, KENTSEL DEVRİM, SEL YAYINLARI,

 

E.R.WOLF, KÖYLÜLER, İMGE YAYIN,

 

C.D.CONNER, HALKIN BİLİM TARİHİ, TÜBİTAK YAYIN,

 



[1] ORD. PROF. A.ırmak, TOPRAK İLMİ, SAYFA: 7, TAŞ MATBAASI, 1972, İstanbul).

[2] D.R. MONTGOMERY, toprak, Türkiye iş bankası yayınları, sayfa: 279.

[3] MÖ 5000 civarında dünya günümüz şekline büründü. İnsanoğlu buzul çağlarından geriye kalan yeni biçimiyle ortaya çıkmış, yiyecek toplayarak ve balık avlayarak yaşamaya başlamışlardı. Avcı topluluklar yaşamlarını hayvanlarla iç içe geçirmiş, evcilleştirme kısmen yaşanmış ama bitkilerin gözlemi sayesinde insanlar evcilleştirmeye belki de bitkilerle daha önce başlamışlardır. Zamanla çitçilik başladı ve artık tarım devrimine zamanla geçmenin koşulları da oluşmuştu.

[4] F.BRAUDEL, Akdeniz, metis yayınları, sayfa: 22).

[5] M.MAZOYER –L.ROUDART, dünya tarım tarihi, epos yayın, sayfa: 395).

[6] D.G.BATES, 21. Yüzyılda kültürel antropoloji, İstanbul bilgi yayınları, sayfa: 243).

 

Etiketler: TARIM, UYGARLIK, SANAT