Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
"UYGARLIK" KAVRAMI ÜSTÜNE: 9. BÖLÜM
  • Kategori: Antropoloji
  • Tarih: 14 Temmuz 2014

MODERN ÖNCESİ DÖNEMLERDE “ ‘TEKNO’-‘LOJİ’ ” ÜSTÜNE

 

“OLDOWAN ya da çakıl taşı aletler geleneğinden evrimleşen ve yaklaşık 15. 000 yıl öncesine dek süren taş alet-yapım teknikleri (GREKÇE ‘eski’ ve ‘taş’ köklerinden gelen) PALEOLİTİK olarak tanılanır. Paleolitik ya da eski taş çağı üçe ayrılır; Alt (erken), orta ve üst (geç). …

               En iyi taş aletler, keskince ve bir darbe vurulduğunda önceden bilinebilecek şekilde kırılan çakmak taşı gibi kayalardan yapılmıştır. KUVARS, KUVARSİT, CHERT (bir çeşit kuvarslı kaya) ve OBSİDYEN DE işlenmeye uygundur. PALEOLİTİĞİN her üç ana kısmı kendi tipik alet-yapım geleneğine –tutarlı alet imali örüntüleri- sahiptir.”[1]

 

 

Eski toplumlarda üretilen el sanatları işlevseldi. İnsanlar yaptıkları el sanatlarıyla güncel yaşamlarını kolaylaştırmayı amaç ediniyorlardı. Sözgelimi tekerleğin icadı burada vurgulanmak isteneni mükemmelen karşılar. Tekerlek söz konusu olduğunda doğrusu, insanlık tarihinin hem en eskilerinden hem de her zaman geçerliğini koruyan bir icat olarak, uygarlık kavramına oturan çok yerinde bir maddi unsurdur. Sanayi dönemi insanı da tekerleğin üstüne inşa edilen bir uygarlıkla iç içedir; jetlerden trenlere kadar…

 

İnsanların doğa içerisindeki ilerleyişleri, doğal olan ile bilinçli olanın buluşma noktalarıyla açıklandığında, karşımıza teknik alet yapımları çıkar. Örneğin insanların suyla olan ilişkileri, kuyuların, su kanallarının, su bentlerinin, drenajların yapılmasını vesaire, tüm bu icatların temel nedeni olmuştur. Bu icatlar beraberinde tarım kültürünü ve yaşantısını meydana getirmiştir. Bu durum, avcılıktan yerleşikliğe geçişi getirmiş bu ise çitleri, evleri, ot depolarını, pulluk sistemlerini, ticaret antlaşmalarını ve daha bir sürü yeni örgütsel ya da bireysel sistemlerin icadı anlamına gelmiştir. Buradan anlaşılan bir yandan gereksinimler diğer yandan ise ilerleme ihtiyacı, teknolojiyi ortaya çıkardı. Savaş arabaları at arabalarını, onlardan ise faytonlar ve nihayet otomobiller ortaya çıkmıştır…

İnsanların rahat bir yaşama olan tutkuları kültürünün de temel bir kurucu unsuru olmuştur. Söz gelimi tekerleğin öncesinde taşıma işleri kızaklarla yapılırdı, ancak kütüklerin yuvarlanan durumları kızakların altına konulmasını sağladı ve insanlar, kızaklarla ilerleyemedikleri yerlerde bu kütükleri kullandılar. Ancak teknik olguların gelişmesinde tek mesele yaşam tutkusu değildir, örneğin dinsel unsurları ya da savaş unsurlarının da teknik ilerleme de temel olduğu sabittir. 

 

 

İnsanoğlunun en ilkel aletlerinin başında “taştan yapılan” el aletleri gelmektedir. Bu çok mantıklı, şöyle bir düşünüldüğünde, bir ormana gittiğimizde bizi ürküten bir sese karşı elimize hemen yerden bir taş alırız. Bu “sert” aletlerle olan ilişkimizdir, gerçekten de insan zamanla bu sert ve ağır aletlerin yerine daha hafif ama daha etkili aletler yapabilmiştir; bu onun akıllı bir varlık olarak yaratıldığına ne güzel bir açıklamadır!

İnsanların “taş” ile olan ilişkisi ta ilk zamanlara kadar geri gider; sadece alet-gereç yapma değil, korunmak (yağmurdan/diğerlerinden) veya resim yapmak (mağara resimleri) veya konuşmak ve iletişim (yani duvara yaptıkları resimlerle iletişim kurdular) kurmak için de taşları bir aracı olarak kullanabilmiştir. Yaklaşık milyon yıl öncelerine dayanan el yapımı taş aletlerine rastlanmaktadır. Yontma bu çabanın ilklerindendir ve insanlar diğer yandan gagalayarak da taşları alet yapmışlardır. Zamanla taşların keskinleştirilerek, örneğin kumaş işçiliğinde kullanıldığına tanık olunacaktır ve bu çağsal zamana cilalı taş devri denmiştir ve 8 bin yıl öncesi tarihlendirilmiştir. İnsanlar taşlardan çekiçler, kesici aletler, ya da iğne tarzı dikim işlerinde kullanılan aletler yaparak, güncel yaşamlarında yeni üretimler geliştirmişlerdir.  

Taş aletlerin ağırlık sorunu çoğu zaman sıkıntılı olsa da hala insanların temel gereçleri olmaya devam ediyor. Ancak taş ve insan ilişkisi çok temel bir etkileşimi, doğanın en temel itici gücünü sağlamıştır. Taş aletlerin insana kattığı sağlam güdü ‘sanatsal’ düşünmedir ve bu düşünme, demir ya da çelik işletmeciliğinde de aynen devam etmiştir.

İnsanlar sivri uçlu taş kargı ya da taştan bıçaklarla avlandılar. Taşın dışındaki pürüzleri “gagalama” ile ya da sürtülerek temizlenir ve keskin bir alet haline gelirdi. Gerçekten de taş aletlerle yaşamlarını kuran insanlar çağımızın kültürel yaşamını da temellendirmiş oluyorlardı.

 

İnsanoğlu için ateşin yaşamda yer edinmesiyle birlikte yemeklerde pişirilmeye başlandı. İnsanların, arkeolojik çabaların ışığında elde edilen bulgulardan, ocaklar inşa ettikleri teşhis edilmiş ve bu ocaklarda yanmış kesici taş aletler ve ayrıca mamut kemikleri bulunmuştur. Gerçekten de ocak insanlar için çok önemli bir icat olmuştur. Belki de yerleşik yaşamın en ilgi çekici örneklerindendir. Ocak içerisinde yanmış levha şeklindeki taş aletler, av aletleri olduğu izlenimini vermektedir ve ayrıca bu aletlerle kumaşlar da biçilip kesilirdi. Bu kumaşlar keten bezleridir. Burada ipliklerle yapılan örgü sisteminde taş aletler kullanılırdı ev ayrıca örgü elbette parmaklarla işlenirdi.

İnsanın ateşle tanışması, onun için en temel bir öğretiyi sundu, bu öğreti doğayı dönüştürme eylemidir! Gerçekten de ateşle yapılan her şey bir dönüşüm öğretisidir. Örneğin ilk öğretiler arasında ki çömlekçilik başlı başına bir iş ve beceri alanı oldu. Burada insanlar ateşin ruhu olduğuna inanıp ona tapınmayı yaşadılar. Günümüzde dahi “ateşle şaka olmaz” gibi korku içeren yaklaşımlara sahibiz. Öte yandan bakırın işletmeciliği aynı şekilde ateşle ilgili temel bir alandır. Aynı şekilde kilden yapılan tüm ateş karışımlı araç gereçler uygarlığın görece bir başlangıcı sayılabilir.  MÖ 4000 yıllarından kalma çömlekçi fırınlarına rastlanmaktadır. Çömlekçilik MÖ 700’lü yıllarda Mısır’da teknolojik zemine kavuştu, burada icat edilen bir çark sistemi sayesinde üretimi arttırdı. Öte yandan MÖ 3500 civarında dokuma tezgâhı icat edildi.  Orakların yapımı da bu dönemlere rastlamaktadır. İlke dönemler sabanlar çift çatallı ve tahtadandı ancak zamanla tek çatallı olanları icat edildi. Bunun sebebi toprağın zemininde daha rahat hareket edebilmesini sağlamaktır.

 

Bilinen ilk tahta kayıklar Akdeniz civarında görülmüştür ve tarih olarak MÖ 10 bin yıl öncesine tarihlendirilmektedir. Büyük gemiler ise MÖ 3000 civarında kullanılmıştır. Bu tarihler ayrıca insanların madenlerle olan ilişkisinde meydana gelen artışlara rastlamaktadır. Kurşun, gümüş, kalay ve altın kullanımına rastlanmaktadır. Bu dönemlerin en dikkat çekici maden kullanımı ise bronzun elde edilmesi olarak aktarılmaktadır. İnsanlar yaklaşık bin yıl sonra (MÖ 2000) ateş ısında artışı sağlamışlardır. Aynı dönemde cam icadından da söz edilmektedir.

 

Elbette teknolojik olarak söz edilen en büyük devrimlerin başında “yazı-teknolojisi” olarak tarihlendirmek gerekmektedir. Yazının icadında ki temel amaç bir “aktarım”dır ve bu aktarım, zamanla bir güç olanağı haline dönüştü; bilginin saklanması ve belli bir odakta toplanmasıdır. Yazının ilk dönemlerde birer resimler topluluğu bilinmektedir ve burada resimler örneğin bir ayak resmi şeklinde ki “anlamlandırma” biçimindeydi. Bu şekillere PİKTOGRAM denilmektedir. Çinliler yaklaşık 70 bin civarında bu resimli yazı alfabesine sahiplerdi. Fonetik sistem ise bu şekillerin çokluğundan kurtulmak amacıyla icat olundu.

Alfabeler belli bir süre sonra icat olundu ve farklı toplumlar birbirilerinin alfabelerinden etkilenerek kendi alfabelerini kullanmışlardır. Farklı yazma biçimleri zamanla farklı biçimlerde ortaya çıkacaktır; örneğin SAMİLER yazı sayfasının ters yöne ya da yukarıdan aşağıya doğru yazarken Avrupa alfabelerinde soldan sağa doğru yazılmıştır. Söz gelimi MISIR hiyerogliflerinde sözcükler satırın başına doğru bakar, tıpkı yengecin geri gider konumunda olduğu gibidir. Bir diğeri ise KIBRIS alfabesinde kelimler arasında boşluk olmazdı, ancak tire işaretleriyle ayırırlardı.

Yazının tarihi Mezapotamya’da başladı. İlkyazı tipleri olarak mühürler gösterilmektedir. Kilden yapılmış yuvarlak şekillerde ortaya çıktı. Yazıyla yönetim ilişkileri dikkat çekmektedir. Kil tabletler haliyle ağırdı ve kuruyunca yazılar silinemiyordu.

 

MÖ 1000’li yıllarda madencilikte ciddi bir sıçrama yaşandı; döküm teknikleri iyileşmiş, ürün çeşitlerinde artış olmuş ve kalay, altın ya da gümüş gibi maddi unsurlar üretimde gelişme göstermiştir. kalkanlar, kılıçlar, zırhlar, göğüslükler vesaire tunçtan imal edilirken zaman içinde demirin kullanımı daha da yaygınlaşmıştır. Avrupa’da demir bolluğu bu uygulamayı daha da yaygınlaştırmıştır. Bu ise tarımsal alanda bir gelişmeye işaret etmektedir. Demirin tunç madenine göre hem daha yaygın olması hem de bazı alanlarda daha kullanışlı olması, örneğin pulluk yapımında, ekonomi ve toplumsal alanda dönüşüme neden olmuştur. Adeta bir demir çağına girilmiştir ve bu çok uzun bir sürece işaret etmektedir. Bu konuya ilişkin kentlerle ilgili notlar öbeğimizde çeşitli bölümlerde vurgulamalar yapmıştık. Ayrıca mimarlıkla ilgili otlarımızda da bazı örnekler sunmuştuk.

Demirden yapılan sabanların tarımda yaygınlaşması çok önemlidir ve öyle ki ROMA imparatorluğu bir demir imparatorluğudur. Öte yandan ortaçağlar boyunca askeri sistemlerde demirin önemi hat safhadadır. Feodal dönemin askeri ve tarımsal yapılanmasında demir ve bronz önemli yer tutmuştur. Burada odun bir enerji kaynağı olarak bolca bulunduğundan demir için iyi bir kullanım aracı olarak da yerini almıştır. Hatta odunun tükenmesi kömürün icadını gerektirmişti; tıpkı cilalı taşın azalmasıyla bakırın kullanıma girmesinde olduğu gibi!

Tarım notlarımızda pulluğun öneminden söz etmiş ve at koşumları sayesinde atların tarla sürümündeki önemini söylemiştik. Gerçekten de atların iş yapma kapasitesinde ki yüksek seviye fazla ekim yapılmasını sağlamış bu ise üretim ve sermaye birikiminde ciddi bir katkı sağlamıştı. Tüm bunlar birer teknolojik ilerleme sayesinde gelen yeniliklerdir.

Öte yandan burada belirtelim ki top’un, kâğıdın ve pusulanın icatları zaten bilinen gerçekliklerdir. Bunların icadıyla birlikte yeni keşiflerin Avrupa sermayesine ve kültürüne katkılarını ise söylemeye bile gerek yoktur. Bir diğeri gemicilikte ki gelişmelerdir ve döneme damgasını vurmuştur.

Askeri alandaki önemli bir icat olan ateşli silahlar demir ile barutun birleşmesidir. Bu askeri sistemlerinde düzenlenmesinde bir etken olacaktır. Ve feodalite egemenliğinde bu icatlar birer simgedirler. Bir diğer icadımız ise mekanik saatlerdir ve bu aynı zamanda endüstriyel gelişmenin de bir sistemsel virtüözüdür.

Avrupa toplumlarında ki 15. Yüzyıl endüstriyel gelişmelerden kentler bölümünde söz etmiştik. Bu gerçekten de iki nokta da çok önemlidir; ilki sermaye brikimi ve modern kapitalizmin başlangıcı olarak ve bilimsel, felsefi, teknolojik ve endüstriyel oluşumların da temelinde edindiği önemi açısındandır. Söz gelimi 16. Ve 17. Asırlarda meydana gelen bilimsel gelişmeler 15. Asrın birer esintisidir. Deneyciliğin ve tekniğin bilimle buluşması, söz gelimi GALİLEO’NUN teleskopu kullanmasında olduğu gibi, endüstriyel avrupa açısından çok değerli değişimleri simgeler. Hatta 16. Yüzyıl ilkel anlamda mühendisliğin, zanaatkârlığın arttığı yıllardır; örneğin matematiğin buradaki kıymeti çok belirgindir vesaire. Şu alıntıyla modern öncesi dönemi geride bırakalım artık;

 

BACON, zamanının elit kurumları tarafından dayatılan geleneksel öğretiyi [üniversiteler ve felsefe yani] en etkin eleştirenlerden biri olarak tanınır. Üniversite temelli bilimlerin ‘ibadet edilen ve kutsanan heykeller gibi durduklarını, ancak hareket etmeyip ilerlemediklerini,’ belirtirken şunu da eklemişti, ‘içerisinde yaşamın nefesini taşıyan mekanik sanatlarsa, sürekli gelişmektedir.’

               Bu çerçevede BACON bir ‘sanatlar tarihi’ ya da zanaat bilgileri içeren bir ansiklopedi derlenmesini destekledi. Bu projede ‘özellikle, nesnelerin doğal yapılarını ve malzemelerini sergileyen, değiştiren ya da hazırlayan tarım, aşçılık, kimya, boyama, cam, mine, şeker, barut tozu, yapay ateş, kâğıt ve benzerlerinin imalatı gibi sanatların tercih edilmesi gerektiğini’ belirtti. Ayrıca daha faydalı olanlar kategorisinde (ama asla ihmal edilmemesi gerekenler) ‘dokumacılık, marangozluk, mimari, değirmen, saat ve benzerlerinin imalatını’ da saydı.”[2]     

 

Eski toplumlarda öğretiler usta-çırak ilişkisi içindeydi, bu ise yapılan aletin pratik tarafını da kapsayan bir özelliğe sahiptir. Bu durum zamanla daha sistemli bir eğitim sürecine aktarıldı. Burada usta-çırak sözleşmeleri yapılırdı ev sözleşmeye göre çırağın barınması ustaya ait bir yükümlülüktü. Ortalama 13 yaşlarında çıraklık başlar ve bir zaman sonra kalfalık tescil edilirdi. Konuya ilişkin ayrıntılara burada girmiyorum, amacım genel bir bakış açısı sunmaktır.

 

Teknolojinin yaşantımızı kurguladığını hatırladığımızda, insani yönlerimizi yeniden düşünmeye gerek duyma ihtiyacına yönelebiliriz. Bu anlamda çokluk, yaşantımızdaki teknolojik kurgulamaları unutma eğilimi taşıdığımızda fark etme imkânına sahibizdir. Bunu anlamaya çalışmayı evlerimizle başlayabiliriz. Sözgelimi su tesisatımızın, beyaz eşyaların, mühendislik hesaplamalarının vesaire olmadığını düşündüğümüzde, kendimizi ne kadar da yalnız ve çıplak hissederiz! İnsan ve teknoloji o denli iç içedir ki, artık bu bileşkeyi ayırma imkânı söz konusu değildir. Ve asla tekniğin “iyi” ya da “kötü” olma yanlarını düşünmeye de güç yetiremezsiniz. 

 

 

MODERN TEKNOLOJİ ÜSTÜNE NOTLAR

 

 

yün tarama işleminin mekanikleşmesi, iç çatışmasıyla ilgili üçüncü tekstil icadıdır. Yünü eğirerek iplik elde edilmesinden önce yünün karmakarışık liflerinin birbirine paralel iplik tellerinde sıraya dizilmesi gerekiyordu. Bu işlem, önceleri ısıtılmış el tarakları kullanan yün tarayıcıları tarafından yapılıyordu. Tıpkı basma baskıcıları gibi, kurulu bir sendikanın üyeleri olan yün tarayıcıları gamsızlıkları ve asi tutumlarıyla ünlülerdi. Gerçekten öylesine güçlülerdi ki Parlamento, yün tarayıcılarının endüstri alanındaki etkilerinin önünü kesmek için 18. Yüzyıl başlarında çeşitli yasalar çıkardı. … İlk yün tarama makineleri 1790 yılında boy göstermişlerdi; ama makinelerin daha sonraki gelişimi, 1820’li ve 1830’lu yıllarda yün tarayıcılarının yaptığı grevlere bağlı olarak hız kazandı. Yüzyıl ortalarında verimli yün tarama makineleri yapıldı ve yün tarayıcıları, makinelere karşı başarısızlıkla sonuçlanacak bir mücadeleye giriştiler.”[3]

 

“bilgiişlem (veya dijital teknoloji) pek çok parçanın bir toplamıdır –fazlasıyla geniş bir kelime dağarcığıdır; donanım, yazılım, aktarım ağları, protokoller, diller, geniş ölçekli tümleşik devreler, algoritmalar ve bunlara ait bütün bileşen ve uygulamalar. Dolayısıyla bilgi-işleme (veya herhangi bir etki alanına) belirli kullanımlar için hazır bekleyen öğelerin bir deposu olarak bakabiliriz.

               Bu depoyu, kullanıma müsait öğeler veya işlevselliklerden oluşan bir alet çantası olarak düşünebiliriz. Ancak ben bunu, belirli şeylerin yapılabileceği bir dünya olarak düşünmeyi tercih ediyorum –içinde belli şeylerin yapılabileceği bir dünya.”[4]

 

19. yüzyıl sanayileşmesi teknolojik gelişme ile birlikte biliminde uzmanlaşmasını getirdi. Aslında uzmanlaşma her alana yayıldı ve örneğin “etiket” sahibi olmak bu uzmanlığın bir üretimi olacaktır. Bunun kökeni patent yasalarına dayanır.

Bu dönem teknoloji bir sistemi öngören birliklerden oluşmadır; yani parçaların meydana gelmesiyle oluşan bir kütledir. Bu anlamda modern teknolojiyi ayıran temel kavramlardan bir tanesi “montaj” olacaktır. Bir diğeri ise “fabrika”dır ve aslında yaşamında dönüşsel kliniğinde fabrikasyon süreci derin bir etkiye sahiptir. Ancak bu konular sosyal psikoloji ve politik alanlara temas ettiği için burada ele alınmayacaktır.

 

19. yüzyılla gelişen ve çağımızı da etkisi altına alan teknikleşme, ya da teknoloji, yaşamı değiştirirken onu daha güçlü de kılıyordu, zayıf da! Tıpta ki gelişmeler ve besin maddelerinde ki iyileşmeler, çeşitlenmeler yaşamın uzun ömrüne katkı sağlarken, kimyasal atıklarıyla doğanın ve dolaylı olarak da insanların yaşamlarına gasp ediyordu. Kimyasal atıklar ekolojiyi derinden etkiliyorken, biyoloji de ve laboratuar ortamlarında üretilen maddeler insan ekolojisini bozuyordu. Ancak tüm bunlar bir yana yaşamın çok temel alanlarına da derin bir olumlu etkiler söz konusuydu. Örneğin enerji, ulaşım, çeşitlilik ve konfor, iletişim ve diğer nice temel alanlarda da çok iyimser bir etkiye sahiptir. İcatlar çağı olarak 19. Yüzyıl gerçekten de geride kalan çağların kısa zamanda bertaraf edilmesini sağladı.  

 

Elbette bir dönemin değişmesi farklı unsurların bir aradalığına da işaret eder. İcatların ortaya çıkması da bu türden etkilere sahiptir. Bunlar toplumsal, iktisadi, hukuki, politik ve olgusal, pratik içerikli etkilerdir. Öte yandan güvenlik etkisi ta en eski dönemlerden bu yana her zaman teknik gelişmelerde etkili bir itici güç olmuştur. Örneğin internet NASA askeri gücünün haberleşme icadı olarak ortaya çıkmıştır. Zamanla tüm diğer alanlara yayılmıştır. Tüm teknolojik sistemler farklı pazılların bir araya gelmesiyle oluşur ve modern dünya bunun için çok geniş bir örnekler alanıdır. Bu ayırt edici bir diğer noktadır, modern dünya açısından.

Teknoloji ürünleri her zaman belli bir döneme işaret eder, o dönemin yaşamını en iyi tespit edilmesini sağlayan araçlardan bir örnektir. Söz gelimi arkeolojik kazıların kazandırdığı eski taş aletleri bugün okuyor, onlarla temellenen yaşamı anlamaya çalışıyoruz. Mısır piramitleriyle çağlara geziler yapıyoruz, işte modern dönem teknolojisi öylesine yeni bir dönem getirmiştir ki, çağların çok ötesine kısa zamanda ulaşılmış durumdadır.

 

Teknolojilerin modern dünyasında “kombinasyon”, “mühendislik”, “tasarım”, ya da “montaj” kavramları çok önemlidir ve bu kavramların geçmiş dönemlerde rastlanması neredeyse çok ilkel durumdadır. Özellikle tasarım kavramı modern teknolojinin gerçek bir konusudur. Örneğin J. WATT’IN icat ettiği makine, daha önceki birçok üretilmiş parçaların bir araya gelmesiyle ortaya çıktı. Aslında bilgi çağı bu en başından beridir var olan tasarımlama gücüyle ilgilidir. Bir diğeri havacılık sektörünün tam bir kombine tasarımları içermiş olması modern çağın teknolojisine aydınlatacak tarzda bir örnektir. PLANÖRE takılan motor ve kanat biçimlerinin değişmesi ve diğer yeni birleşmeler uçak teknolojisini doğurdu ki bu gerçekten de sanayi toplumunun ayırt edici ir özelliği oldu. Otomobilin aynı şekilde kombine tasarımı dikkat çekici bir diğer örnektir. Aslında burada gördüğümüz, yakından bakıldığında, bilimin ve matematiğin bir araya gelmesidir ve kökleri 17. Yüzyıla geri gider. Tabi konumuz bilim değil ve belki bir sonraki konu başlığımız olabilir ama okur dilerse “bilim kavramı” başlıklı bir not öbeğimiz vardır, arama motorundan bu notlara ulaşabilir.

Bilgisayar sistemlerinin en ayırt edici yanı bilginin sistemleşmesinde ki rolüdür; onun işlevsel kısmı bilgiye erişimde büyük bir etkiye sahiptir. Modern teknolojinin bu temel ayrımı, “bilgi toplumu” denilen bir post-modern sürece etki yapmıştır.

Bu süreçlerin temel başlangıçları birçok örnekle sunulsa da GALİLEO isminden çokça bahsedilir. Burada bahis olan onun teknikle bilimi bir araya getirerek, deneyi, sayısallaştırmasıdır ya da deney alanını daha nicel bir zemine taşımasıdır. Aynı anlamdadırlar. Ama tekniğin burada edindiği rol gerçekten de müthiştir. Teleskopla göğe bakan GALİLEO, dünya sistemini yeniden yorumladı. Bu basit bir konu değildi çünkü toplumsal gönenci derinden değiştirmişti. Bu konulara felsefe yazı dizisinde geri döneceğim, orada bilimi yakından izleyeceğiz.

Kısaca şunu diyebilirim ki matematik her şeyden önce, “tasarım” konusunu çok daha uygulanabilir bir konuma taşıyarak bir takım gözden kaçan ayrıntılara işaret ediyor. Matematik konusunda öğretim üyesi kuzenimin kurduğu şu web sitesini öneriyorum (    http://sahmath.com/). Ve şu bağlantıya gidiniz (http://sahmath.com/?p=217).

Özetle, matematikle biliminin ve teknolojinin buluşması, örneğin top’un namludan çıkış hızının ölçümü bize, güllenin atmosfer içindeki ilerleyişi hakkında kesin bilgiler sunacaktır. Bu alanda ki yenlikçi görüşler ise fizik ve matematikte de yeni yönelimlere neden olacaktı. İşte 19. Yüzyıl modern dönem bu birikimlerin bir araya geldiği müthiş bir birikim olacaktı. Deneyle birlikte sayısal değerler ve teorilerin bir aradalığı kaçınılmaz bir başarılı sonuç doğuruyordu. Örneğin NEWTON gibi bir fizikçi ya da EULAR gibi bir matematikçi yeni gelişmelerle döneme damga vuranlardan bir kaçıdır. Bu durumda yeni okullar mühendisliğin, teknolojinin ve deneyin bir arada olduğu kurumlar olacaktı.

 

Su çarklarından gemiciliğe, yeni ateşli silahlardan –ortaçağ sonu- tıbbi tekniklere kadar… Teknoloji ve bilim 20. Yüzyıla damga vuran iki devin aşkını anlatır; tabi bu sıralarda biz “özgürlük muhabbetiyle” meşguldük… Gördük özgürlüğü!

20. yüzyıl endüstriyel inşa, bu temel buluşmaların –deney, sayı, teori- üstünde oluştu ve örneğin COMTE gibi bir düşünür bunun için 19. Yüzyılı pozitivist çağ olarak anlatmaya çalıştı. Avrupa böyle ilerledi, özgürlük martavallarıyla değil! Yani onlar –AVRUPALILAR- yaptıkları üstünden teori geliştirirken bizler, teoriler üstünden hayal dünyası inşa etmeye çalışıyoruz. Hala öyleyiz! Bunu 12 yıldır görüyor olmalıyız!

Örneğin buharın bir güç olarak kullanımı yaşamın pratiğini öylesine derinden etkiledi ki, işte bu süreç doğal olarak sosyal teorinin tüm alanlarını da etkileyecekti. Sözgelimi kentleşme de vurguladığımız üzere yeni toplumsal yapıların, toplumsal kitlelerin de ortaya çıkması bu yeni teknik dönüşümlerle gelişti. Ama biz bilimin kurumlarını taşıyıp onları yaşama geçirmekle uğraşmak yerine “Fransız özgürlüğünden söz etmeyi” daha çok seviyoruz! Demokrasi türküsünü dilimizden düşürmüyoruz, oysa demokrasi bir uygulama alanı vermek zorunda, yani onu konuşarak kavrayamayız!

 

Buharın bir güç olarak kullanımı sadece teknik alanda değil, ulaşımla birlikte ekonomik alanda da bir demir etkisine neden oldu. Avrupa bu sayede dünyanın birçok bölgesinde tarımdan ham maddeye kadar sömürülecek yeni yerler keşfetti ve sömürdü; 19. Yüzyılda Avrupa dünyanın 3 de ikisini kontrol altına aldı. Bu muazzam bir güçtür!

Örneğin 1843 yılında denize indirilen GREAT BRİTAİN gemisi döneme damgasını vuran bir yapıttır. Demirin yoğun kullanıldığı bir örnektir. Gemicilik sektörü bu gemiyle alt üst oldu. Bu örneklerden aşağıda sunacağım kaynaklarda bolca mevcuttur. Burada vurgulanmak istenen modern teknolojide yer edinmiş olan sistemlerin birleşimidir. Örneğin otomobil sektöründe bir dizi sinirsel yapıların birlikteliği çok açıktır. Montaj sistemi bu örnekte ve daha birçoğunda, modern teknolojinin ana konusudur. Bir diğer “alt-sistemler” grubu denilen yan etkiler ya da yan kuruluşların ortaya çıkmasıdır. Bu montajlama olgusunda karmaşıklık vardır ve fabrika mühendisleri bu karmaşıklığı özen kişilerdir. Döneme ilişkin TAYLOR’UN yönetim bilimi çalışmasının önemi buradan kaynaklanır. İnsanların 20. Yüzyıl güncel yaşamında ki sistemleşmesi, makineleşmesi, bu süreçlerin etkisiyle ortaya çıktı. İş bölümü ve uzmanlığın artması ve insanların “uzmanlara” olan güveni bu mekanik süreçlerden geldi. Fabrika iş ortamı kolay bir oluşum değildi, bu çeşitli sektörlerin buluşması gibiydi. Buradan “zaman” faktörü yeniden tanımlandı çünkü insanlar belli saatler arasında çalışıp, dinlenmeyi bilmiyorlardı. Bu yeni bir öğretiydi ve buradan “eğlence” kültürü icat edildi. İnsanlar bu zaman faktörü altında durmadan sömürülmeye devam ediyor. Ve başka çareleri de yok artık!         

 

Makinelerin icadı işin sadece bir yönü, bir başka önemli olan nokta bu makinelerin kombine edilmesiydi ve endüstri mühendisliği bu iş için çabalayan kesim oluyor. Üretilen ürünlerin tasarımından onun piyasa koşullarına uyarlanmasına kadar bir dizi işlemler gerekiyordu. Modern teknoloji bu anlamda sadece bir “üretim” konusunu değil, bir bütün olarak tüketimi de kapsamaktadır. Teknik aletlerin buluşmasıyla oluşan bu sistem, endüstriyel bir dünya sistemini de kurgulamış oldu; tıpkı küresel dünya sisteminin de kurgulanması gibi. Bunların her biri birbirine bağlı konulardır. Günümüzde meydana gelen yeni coğrafi şekillenmeler 1970’li yılların bir tasavvurudur, bizler bunları yeni öğreniyoruz çünkü fanus içinde yaşayan toplumlarız! İnternet kullanıcılığı fanus ortamından sıyrılmanızı sağlayamaz! Sadece izleyebilirsiniz, tıpkı olduğu gibi!   

 

Modern teknolojiyi yakından ilgilendiren bir diğer konu enerjinin de değişmesidir. Kok kömürünün kullanımı hem demirin kullanımını daha bir yaygınlaştırdı, sıklaştırdı hem de daha çok ürünler için gereken ısıyı da sağlamış olacaktı. Hayvan gücünün yerini alan su gücü ve makine gücü, kömürün ve diğer enerji kaynaklarıyla sanayi çağına damga vurulan bir diğer başlıklardır. Gerçektende bugün kömürün kullanımı 100 yıldır neleri sağlamadı ki?  Aslında odunların tükenmesiyle bu kömür ortaya çıktı. Doğalgazın kullanımı her geçen gün artmakta çünkü petrolün sınırlı bir tüketim süresinin kaldığından söz edilmektedir.

Enerjinin yanı sıra takım tezgâhlarının da üretimi sanayileşme faktörünün temel konusudur. İnsan kaslarının yerini alan aletler işin zamanında olmasını sağlıyordu. Bir diğeri bu tezgâh takımları fabrika düşüncesini de tetikliyor. Çünkü burada iki şey birliktelik sağlıyor; zaman ve teknik!  Ve bu iki şeyin düzenli işlemsi için takım tezgâhları büyük bir işleve sahip olmaktadır.

Enerji de elektriğin kullanımı ise işleri çok daha kolay hale getirdi ve özellikle enerji tasarrufunda öne çıktık. Bir diğeri fabrikasyon sürecinde de etkili bir tasarım gelmesine yardımcı olmuştur.

 

Modern teknolojinin en öne çıkan bir diğer konusu iletişimdir. Burada telgraflardan telefonlara ve internet sistemlerine kadar geçen bir sürecin tarihi söz konusudur. Radyolar, uydu iletişimleri, televizyonlar, kablolarla kurulan ağlar ve ağ sistemlerinin manyetik alandaki iletimleri vesaire… ELEKTRONİĞİN doğuşu, telgrafın kurulması ve televizyonun icadı her biri gerçekten de modern teknolojinin en ayırt edici yanları olarak öne çıkmış durumdadır. İletken malzemelerin üretimi ise konunun temelidir. Günümüzde fiber-optik kablolar revaçta ve daha nice ayrıntıları yoldadır. Teknolojinin yaşama olan etkisi ve onu dönüştürmesi, teknopoliyi yarattı. Teknopoli teknolojinin tanrılaştırılmasıdır.[5] Teknopoli düşüncesinin temelini ‘kültür endüstrisi’[6] ile karşılayabiliriz. Tekniğin araçsalcı zeminden amaçsalcı bir ideale yerleşmesi 20. Yüzyılın belirlenimidir. Bu durumda yapılması gereken “tekniğin ruhunu ele geçirmektir.”[7] Belki bir çözüm olarak tekniğin kullanılmasını hususi alanın dışına çıkarmaktır.[8] Teknolojinin içselleşmesinin temel nedeni, onun bir insan üretimi olmasıdır. Örneğin bilgisayar sistemleri “zihin felsefesinin”[9] bir üretimi olarak insanın kendisine yakınlaşmasını sağlamaktadır. Onunla oyun oynamak, onun aracılığıyla sevdiklerimizle buluşmak, sistem olarak yaşantımıza hızla yerleşmesine neden olmaktadır. İnternet aracılığıyla yapılan bu işlemler, bireyin farklı bir aracı ile genelle bağlantılı olduğuna tanık oluyoruz. İnternetin işlevselliği ile telefonun işlevselliği, enformasyon zemininde, öznellik farkı yaratır. İnternet görselliğe zemin hazırlar ve eğitimde öğrenmeyi “görsel”[10] alanlara taşır. Bunun en belirgin örneklerinden birisi sanırım ‘konferans’[11] ortamlarıdır. Öte yandan sanal zeminde yer alan tüm öğrenme araçları da söz konusudur. Sanal kütüphaneler, e-kitaplar v.s.          

 

Bilgisayar sistemlerinin üretimi elbette 70 sonrası post modern dünya da bir kurucu unsur olma hakkını da kazanıyor; çağımız iletişim devrimiyle sarsıldı!  Konuya ilişkin ileri okumalar aşağıda ki kaynaklarımızda mevcuttur; uygarlık ve teknoloji ilişkisine dair elbette doyumsuz ayrıntılara sahibiz, ama burada kıs anotlarla hatırlatma yapmaktan başka çarem yok maalesef!

 

Sevgiyle kalın, daha iyisini bulana kadar!

 

yeni nesil İHA’LAR (insansız hava uçakları) her şeyi görüntülemeye imkân sağlarken kendileri görünmez olacaklar; etraftaki diğer her şeyi savunmasız kılarken kendileri hiçbir şeyden etkilenmeyecekler. ABD deniz harp akademisinde etik profesörü olan PETER BAKER’IN deyişiyle, bu İHA’LAR savaşları ‘kahramanlık sonrası çağa’ taşıyacak. Ancak diğer askeri etik araştırmacılarına göre aynı zamanda ‘Amerikan halkı ile ABD’NİN savaşı arasındaki mevcut kopukluğu’ daha da arttıracak. Başka bir deyişle adına savaş yürütülen ulus için savaş tamamen görünmez olacak (hiçbir vatandaşın hayatı risk altında olmayacak) ve neredeyse sivil zayiat verilmemesi ve politik bedeller ödenmemesinden ötürü savaşmanın çok daha kolay ve hatta çok daha cazip olacağı bir sıçrayış daha yapacaklar.

               Yeni nesil İHA’LAR görünmende rahatça her şeyi görebilecekler. Hiçbirimizin, gizlice gözlenmekten kaçabileceği bir sığınak olmayacak. İHA’LARI faaliyete geçiren teknisyenlerin kendileri bile bu araçların hareketleri üzerindeki kontrolden feragat edecekler ve böylelikle, ne kadar baskı altına alınırlarsa alınsınlar, hiçbir nesneyi gözetim altına girmekten kurtaramayacaklar.”[12]  

 

televizyon, görüntü ile çılgınlığın etkileşimini mükemmel ve tehlikeli bir kusursuzluk katına çıkararak, telgraf ile fotoğrafın epistemolojik yönelimlerini en güçlü biçimde dışa vurmayı sağlamıştır. Üstelik onları evlerin içine kadar getirmiştir. Şimdi biz, ilk ve en yakın öğretmeni, ayrıca çoğumuz için en güvenilir yoldaşı ve dostu televizyon olan ikinci kuşak çocuklarla bir arada yaşıyoruz. Daha açık bir dille ifade edersek, televizyon yeni epistemolojinin kumanda merkezidir.”[13]

 

 

 

 

 

KISA KAYNAKÇA -9. BÖLÜM ÖZETLERİ İÇİN-

 

 

 

W.WOODRUFF, modern dünya tarihi, pozitif yayınları,

 

G.BACHELARD, mekânın poetikası, ithaki yayın,

 

H. LEFEBVRE, mekânın üretimi, sel yayınları,

 

N. POSTMAN, televizyon öldüren eğlence, ayrıntı yayın,

 

G. BASALLA, teknolojinin evrimi, doğubatı yayınları,

 

H.GERAY, yeni iletişim teknolojileri,

 

Z.BAUMAN & D.LYON, akışkan gözetim, ayrıntı yayınları,

 

M. İLİN –E.SEGAL, insan nasıl insan oldu, say yayınları,

 

N.FAULKNER, Marksist dünya tarihi, yordam kitap,

 

M. FOUCAULT, nüfus –toprak –güvenlik, İstanbul Bilgi üniversitesi yayınları,

 

M. GESSMANN, insanın gerçek ihtiyaçları üzerine, avesta yayınları,

 

W.J.ONG, sözlü ve yazılı kültür –sözün teknolojileşmesi, metis yayın,

 

M.TİLES & H.OBERDİEK, teknoloji kültürü, Atlantis yayın,

 

J.ELLUL, teknoloji toplumu, bakış yayınları,

 

EDİTÖR; A.TARCAN, internet ve toplum, anı yayınları,

 

C.D.CONNER, halkın bilim tarihi, TÜBİTAK yayınları,

 

N.POSTMAN, teknopoloi –yeni dünya düzeni, paradigma yayın,

 

E.E.LEVİS, teknolojinin başyapıtları –yaratıcı mühendisliğin mimarlığın ve tasarımın tarihi, güncel yayıncılık,

 

J-J. CAVALIER, medya ve iletişim teknolojileri, iletişim kitaplığı,

 

B.ARTHUR, teknolojinin doğası –nedir ve nasıl evrilir, optimist yayın,

 

E.TÜRKCAN, Dünyada ve Türkiye’de bilim, teknoloji ve politika, İstanbul bilgi üniversitesi yayınları,

 



[1] C.P.COTTAK, antropoloji, ütopya yayın, sayfa: 206).

[2] C.D. CONNER, halkın bilim tarihi –madenciler, ebeler ve ‘basit tamirciler’, TÜBİTAK yayın, sayfa: 261-262).

[3] G.BASALLA, teknolojinin evrimi, doğubatı yayını, sayfa: 177).

[4] B.ARTHUR, teknolojinin doğası –nedir ve nasıl evrilir, optimist yayın, sayfa:92-93).

[5] NEİL POSTMAN, teknopoli- yeni dünya düzeni, çeviri Mustafa E. YILMAZ, paradigma, 2006: 87.

[6] T.W. ADORNO&M. HORKHEİMER, aydınlanmanın diyalektiği, çeviri N. ÜLNER&Elif Ö. KARADOĞAN, kabalcı, 2010: 162-163. Kültür endüstrisi kültürün endüstrileştirilmesidir. Tezin temel düşüncesi şöyledir; “günümüzde kültür her şeye benzerlik bulaştırır. Film, radyo ve dergiler bir sistem meydana getirirler. Her bir dal kendi içinde ve hep birlikte söz birliği içindedir…” teknopoli de benzer bir biçimcilikle anlaşılmalıdır. Aklın araçsallaştırılması ve nihayet aynı temel zeminde imgelemin araçsal bir zemine indirgenmesidir.

[7] MARTİN HEİDEGGER, teknik ve dönüş, çeviri Necati AÇA, bilim ve sanat yayın, 1998: 11.

[8] MARTIN GESSMAN, insanın gerçek ihtiyaçları üzerine- teknik felsefesine ve teknolojiye hermeneutik bir yaklaşım, çeviri Hülya YAMAN, avesta, 2011: 46.

[9] Zihin bir işlevsellik alanı olarak neyi karşılar? Bazılarına göre zihin diye bir şey yoktur, öğrendiklerimiz birer alışkanlıklardan ibarettir. Bir diğer düşünceye göre insanlar su içmek isterler çünkü susarlar. Ya da acı çekerler ve bu sadece hoşlanılmayan şeyler olarak betimlenirler. Bir diğerine göre ise zihinsel durumlar sadece girdi-çıktı durumlarından ibarettir. Yani burada zihin bir aracı görevinden öteye geçmemektedirler. 1950’Lİ yıllarda ortaya atılan TURİNG tezine göre sorulan ‘insanın algoritmik olarak yapabileceği şeyleri mekanik bir makinenin yapıp yapamayacağıdır.”  Konuya ilişkin derin araştırma için bakınız, J.SEARLE, zihin felsefesi(zihnin yeniden keşfi) sayfa246-255. litera yayıncılık, çeviri M.MACİT.

[10] Görsel öğrenme resimlerin imgelemimize dair derinliğini anlatır. “bütün görsel örüntüler –bir resim, bir yapı, bir süsleme ya da bir sandalye olsun- insani var oluşun doğasıyla ilgili az çok başarılı bir bildirimde bulunan bir önerme olarak tasavvur edilebilir.”(RUDOLF ARNHEIM, görsel düşünme, çeviri Rahmi ÖĞDÜL, metis, 2009: 329.

[11] Editör AHMET TARCAN, internet ve toplum, Behçet ORAL, internet ve eğitim, anı yayınları, 2005: 91. Burada geçen “konferans ortamı” video konferansları anlatmaktadır. Karşılıklı ya da tek yönlü olarak videolarla sanal zeminde eğitim süreçlerini anlatmaktadır.

[12] Z.BAUMNA &D.LYON, akışkan gözetim, ayrıntı yayın sayfa: 28).

[13] N.POSTMAN, öldüren eğlence, televizyon, ayrıntı yayın, sayfa: 91).

 

Etiketler: TOPLUM, UYGAR, TEKNİK